Sosyalist Alternatif’ten Birlik’e 10 Yılın Birikimi
Sosyalist Alternatif (SA), devrimci marksist ‘aylık’ politik dergi. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (‘birinci’ ÖDP) içinde aynı adla yer alan devrimci marksist çevre tarafından, 1997 yazından itibaren, Özgürlük ve Dayanışma İçin Sosyalist Alternatif adıyla yayınlanmaya başladı. Editörlüğünü Yurdaer Erkoca ve Hasan Basri Karabey‘in, Yazıişleri Müdürlüğü’nü Eylem Tuna Turunç‘un (3. sayıdan itibaren Çağla Oflaz) üstlendiği derginin yazarları arasında, Ergin Yıldızoğlu, Murat Nişancıoğlu, Sevil Kurdoğlu, Erkan Doğan, Çetin Önder, Onur Doğulu, Sema Kaya, Bedii Turunç, Barış Kınık, Zafer Ülger gibi isimler vardı.A-4 ebadında, renkli kuşe kapak, birinci hamur kağıda ve 36 sayfa basılan derginin ortalama tirajı 2500 ve satışı ise 1000-1500 civarındaydı.
Dergi’nin birinci sayısı, “Savaş Durdurulmadan, Çeteler Dağıtılmadan, İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü Sağlanmadan, Emeğin Hakkı Alınmadan Demokrasi Kazanılamaz” başlığı ile Temmuz 1997‘de, ikinci sayı Ağustos-Eylül 1997‘de, üçüncü sayı Ekim 1997‘de, dördüncü sayı Şubat-Mart 1998‘de, beşinci sayı Mayıs-Haziran 1998‘de ve altıncı sayı Kasım 1998‘de yayınlandı. Bu seride toplam altı sayı çıkarıldı.
ÖDP’den Tasfiye ve ‘yeni seri’
28 Şubat, İmralı, Tecrit süreçlerinin ÖDP’yi içine düşürdüğü kriz ve tartışmalar, Sosyalist Alternatif çevresinde de karşılık buldu.
ÖDP’deki tasfiyeler sürecinde takınılması gereken tutum konusundaki anlaşmazlıklar ve Kürt hareketine yaklaşım konusundaki perspektif farklılıkları Sosyalist Alternatif’i ayrışma noktasına getirdi. Çevre ikiye bölündü.
Çevrenin bir bölümü daha sonra Sosyalist Emek Hareketi (SEH) adını alacak “Ekmek ve Gül Platformu”na katılırken, diğer bölümü daha sonra Sosyalist Demokrasi Partisi’ne (SDP) dönüşecek Sosyalist Eylem Platformu (SEP) çalışmaları içinde yer aldı.
Ayrılık döneminde kısa bir süre iki Sosyalist Alternatif dergisi birden yayınlandı. SEH içinde yer alan çevre 1 sayı daha çıkarıp derginin yayınına son verirken, SEP içinde yer alanlar, “Eşitlik ve Özgürlük İçin Sosyalist Alternatif” adıyla derginin yayınına yeni bir seriyle devam ettiler.
Editörlüğünü Hasan Basri Karabey‘in Yazıişleri Müdürlüğü’nü S.Cumhur Karahan‘ın üstlendiği yeni seride Erkan Doğan, Sema Kaya, Onur Doğulu, Çetin Önder, Barış Kınık, Cumhur Yörük, Kadim Fırat gibi isimlerin yazıları yer aldı.
Birinci sayısı eski formatta 36 sayfa olarak, Mayıs 2000′de yayınlanan yeni seri Sosyalist Alternatif‘in ikinci sayısı 24 sayfa yayınlandı (Ocak 2001).
Temmuz 2001‘de, “IMF Hükümeti İstifa, Emek Güçleri İktidara” başlıklı bir özel sayı çıkarıldı.
Olanaksızlıklar yüzünden 1 Aralık 2001’den itibaren dergi, 8 sayfalık bültene dönüştürülerek Sosyalist Alternatif Bülten adıyla yayınlanmaya başladı. Bu haliyle iki sayı daha (Aralık 2001 ve Ocak 2002) çıkarıldı. İkinci sayıda Bülten’in yanısıra “Kırmızı Şemsiye” adlı 4 sayfalık bir özel ek verildi.
Sosyalist Alternatif’e dava ve beraat
2002 yılında Sosyalist Alternatif Bülten’in 1. Sayısında yer alan “Emperyalizmin Gerçek Yüzünü Herkesten Çok Kürtler Tanır” ve “Sabah’a soruyoruz: Yoksa Siz Siyonist misiniz?” başlıklı yazılardan ötürü İstanbul 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından toplatma kararı verildi. Yazıişleri Müdürü ve Editör hakkında 10 yılı aşan ağır hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sorumlular yazıları savundular ve mahkeme beraatle sonuçlandı. Fakat uzun dava süreci olanaksızlıklarla birleşince dergi fiilen yayınına ara vermek durumunda kaldı.
Birlik Bültenleri
Eylül 2002’de Sosyalist Demokrasi Partisi kuruldu. Sosyalist Alternatif, SDP’nin kuruluş sürecinde aktif rol üstlendi, devrimci marksizme açık bir programatik zemin ve demokratik-çoğulcu bir hukuk oluşturulması için çabaladı.
SDP’nin kuruluşunun hemen öngünlerinde Sosyalist Alternatif’in bileşenlerinden biri olduğu Devrimci Marksist Birlik Grubu bir parti grubu olarak kuruluşunu ilan etti.
Bunu izleyen günlerde SDP’nin çoğulcu parti tüzüğünün parti gruplarına tanıdığı parti içi yayın çıkarma hakkı kullanılarak, Birlik Bültenleri yayınlanmaya başladı. Toplam dört sayı basılan bu bültenlerin birinci (Eylül 2002) ve ikinci sayısı (Kasım 2002) 2, üçüncü (Mart 2003) ve dördüncü sayısı (Haziran 2003) 16 sayfaydı.
SDP ve Birlik Grubu içinde yaşanan tartışmalar nedeniyle dördüncü sayıdan sonra Birlik Bülteni‘nin de yayınına ara verildi.
Bu sitede Sosyalist Alternatif – Birlik Grubu‘nun bütün arşivi yayınlanacak.
selam
Anadolu halkı Kurtuluş Savaş’ında nasıl bir dayanışma sergiledi?
http://www.sosyalistzemin.org
“A-4 ebadında, renkli kuşe kapak, birinci hamur kağıda ve 36 sayfa basılan derginin ortalama tirajı 2500 ve satışı ise 1000-1500 civarındaydı.”
yurtseverlerin sosyalist alternatif dergisiyle mi karıştırdınız?
tarihi çarpıtmadan yazın şunları.
ABD’nin SUÇ DOSYASI
12 Ekim 1492’de Kristof Kolomb ile başlayan Amerika Kıtası keşfi ve orada yaşayan yerli halkın ilkel koşullarda yaşam sürmesi keşifcilerin üstünlük sağlamasıyla soykırıma dönüşmüştür. İspanya ve Portekiz ile başlayıp İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın katılımıyla soykırım büyük boyutlara ulaşmıştır. Kristof Kolomb’un ayak basmasının üzerinden 10 yıl bile geçmeden yüzbinlerce kızılderili (Yerli halk) yok edilmiştir. Nüfusu 8 milyon olan ARAWAKS yerlilerinin sayısı 22 yıl içerisinde 28 bine inmiştir. Bunun sonucunda Avrupalı istilacıların ortaya çıkışını izleyen 75 yıl içerisinde sadece orta Meksika nüfusu %95 azalmıştır. 1519 yıılnda sayıları 25 milyonu aşan kızılderili nüfusu 1595’te 1.3 milyon kalmıştır. İNKA’ların yurdu olan Peru ve Şili nüfusu 1520’de 9-14 milyon iken yüzyıl sonunda 500 bin-1milyon seviyesine düşmüştür. Amerika kıtasının keşfine katılmış bir papaz olan Bartalome De Las Casas tarafından 1542’de İspanya pransi II. Philipe’e hitaben yazdığı yazılarında, bir çoğuna tanık olduğu 40 yıl içerisinde kadın ve çocuklarında bulunduğu 12 milyondan fazla insanın öldürüldüğünden bassetmiştir.
Soykırım ve vahşet, güneye güneye doğru artarak devam etmiş, 16. yüzyıl sona erdiğinde ise sayıları 200 bini bulan İspanyol, Hint Adaları’ndan, Meksika’ya, Orta Amerika’ya ve Güney Amerika’nın en ucuna kadar yerleşmiş, bu bölgelerde soykırım ve salgın hastalıklar sonucunda 60 ila 80 milyon Kızılderili ise can vermişti.
14 Ekim 1865’te Güney CHEYENNELER’i ve ARAPAHOLAR’dan kalan kızılderili önderler “sürekli barış’ı kabullenerek yeni bir anlaşma imzalamaya zorlandılar. Daha önce sahip oldukları bu ülke üzerinde bundan böyle hiçbir hak iddia edemeyeceklerdir.”
Bugün ABD nüfusunun sadece binde birini oluşturan Kızılderili toplumunda, yaşayanların %46’sı elektrikten, %54’ü akar sudan, %82’si telefondan yoksundur. Sağlık koşulları, siyahlar dahil, bütün nüfusun en geri düzeyinden daha düşüktür. Kızılderili ölümlerinin %37’si, 45 yaşından önce gerçekleşmektedir. Tüberküloz, alkolizm ve diyabete bağlı ölüm oranlarında, ABD’nin en yüksek oranı yine Kızılderililerdedir.
İngilizler, Amerika’daki topraklarını genişlettikten sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler yerleştirerek koloniler kurdu. 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13’e yükseldi. Koloniler, ABD’nin temelinin oluşturmuştur. İngilizlere bağlı olan koloniler, İngiliz Kralı’nın tayin ettiği bir vali tarafından yönetiliyordu ve bir de meclisleri bulunuyordu. Amerika’da yaşayan bu insanların İngiltere’nin özgür vatandaşlarından farkı yoktu. 1756-1763 yılları arasında İngiltere’nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (yedi yıl savaşları), İngiltere’nin maliyesinin bozulmasına neden olmuştur. İngiltere’nin mali durumunu iyileştirmek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika’daki kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. 1774’te toplanan 1. Filedelfiya Kongresi’nde İngiltere ile savaşa karar verildi. 2. Filedelfiya Kongresi’de (1776) 13 sömürge, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu kongre de İnsan Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylandı.
Fransa, İspanya ve Hollanda’dan yardım alan koloniler, İngilizleri yendiler. İngilizler, barış istemek zorunda kaldı ve Versaille (Versay) Antlaşması imzalandı (1783). Bu antlaşmaya göre: İngilizler, 13 sömürgenin bağımsızlığını tanıdılar. Bağımsızlıklarının ilan eden eyaletler içişlerinde serbest olmak şartıyla bir araya gelerek Amerika Birleşik Devletleri’ni kurdular (1787).
Kuruluşunda İnsan Hakları Beyannamesi’ni ilan etmesine rağmen sömürgeci Avrupa devletlerinin oluşturduğu ABD emperyalist bir güç haline gelmiştir.
ABD Müdahaleleri Kronolojisi
ARJANTİN (1890) Askeri birlikler: Buenos Aires’deki çıkarlar korundu.
ŞİLİ (1891) Deniz piyadeleri ulusalcı asilerle çatıştı.
HAİTİ (1891) ABD’nin sahip çıktığı Navassa Adası’ndaki siyah işçiler isyanı bastırıldı.
HAWAİ (1893) (-?) Bağımsız krallık yıkıldı, ada ilhak edildi.
ÇİN (1894-1895) Çin-Japon savaşında deniz piyadeleri çıkartması.
KORE (1894-1896) Deniz piyadeleri savaş boyunca Seul’ü ellerinde tuttular.
PANAMA (1895) Kolombiya bölgesine deniz piyadeleri çıkartması.
NİKARAGUA (1896) Corinto limanına deniz piyadeleri çıkartması.
ÇİN (1898-1900) Boxer Ayaklanması’nda birlikler gönderildi.
FİLİPİNLER (1898-1910) (-?) İspanya’dan alındı, 600 Filipinli öldürüldü.
KÜBA (1898-1902) (-?) İspanya’dan alınarak donanma üssü haline getirildi.
PORTO RİKO (189 (-?) İspanya’dan alındı işgal sürüyor.
GUAM (189 (-?) İspanya’dan alındı hala üs olarak kullanılıyor.
NİKARAGUA (189 San Juan del Sur Limanı’na deniz piyadeleri çıkartması.
SAMOA (1899) (-?) Taht kavgası üzerine savaş.
NİKARAGUA (1899) Bluefields limanına deniz piyadeleri çıkartması.
PANAMA (1901-1914) 1903’de Kolombiya’dan kopartıldı, 1914-1999’da Kanal Kuşağı’na ilhak edildi.
HONDURAS (1903) Devrime deniz piyadeleri müdahale ettiler.
DOMİNİK CUM. (1903-1904) Devrimde ABD çıkarları korundu.
KORE (1904-1905) Rus-Japon savaşında deniz piyadeleri çıkartması.
KÜBA (1906-1909) Demokratik seçimde deniz piyadeleri çıkartması.
NİKARAGUA (1907) Askeri Birlikler: “Dolar Diplomasisi” yönetimi kuruldu.
HONDURAS (1907) Nikaragua’yla savaş sırasında deniz piyadeleri müdahalesi.
PANAMA (190 Seçim rekabetine deniz piyadeleri müdahalesi.
NİKARAGUA (1910) Blufields ve Corinto’ya deniz piyadeleri çıkartması.
HONDURAS (1911) Askeri birliklerle, iç savaşta ABD çıkarları korundu.
ÇİN (1911-1941) Zaman zaman patlak veren çatışmalarla sürekli işgal.
KÜBA (1912) Havana’daki ABD çıkarmaları askeri birliklerle korundu.
PANAMA (1912) Hararetli seçimlerde deniz piyadeleri çıkartması.
HONDURAS (1912) Deniz piyadeleri ABD ekonomik çıkarlarını korudu.
NİKARAGUA (1912-1933) 20 yıllık işgal, gerillalarla savaş.
MEKSİKA (1913) Devrim sırasında Amerikalılar tahliye edildi.
DOMİNİK CUM. (1914) Santo Domingo’nun hakimiyeti için gerillalarla savaş.
MEKSİKA (1914-191 Ulusalcı güçlere karşı bir dizi askeri müdahale.
HAİTİ (1914-1934) Ayaklanmaların ardından 19 yıllık işgal.
DOMİNİK CUM. (1916-1924) 8 yıllık deniz piyadeleri işgali.
KÜBA (1917-1933) Askeri işgal, ekonomik manda yönetimi.
I. DÜNYA SAVAŞI (1917-191 Gemi batırmalar, Almanya’yla savaş
RUSYA (1918-1922) Bolşeviklerle savaşmak üzere 5 çıkartma.
PANAMA (1918-1920) Seçimlerden sonraki huzursuzluk dönemi boyunca “polis görevi.”
YUGOSLAVYA (1919) Dalmaçya’daki Sırplar’a karşı İtalya’nın yanında müdahale eden deniz piyadeleri.
HONDURAS (1919) Seçim kampanyası sırasında deniz piyadeleri çıkartması.
GUATEMALA (1920) Birleşmecilere karşı 2 haftalık askeri müdahale.
TÜRKİYE (1922) İzmir’de ulusalcılarla savaş.
ÇİN (1922-1927) Ulusalcı ayaklanma sırasında asker sevkıyatı.
HONDURAS (1924-1925) Seçim çekişmeleri boyunca iki kez çıkartma.
PANAMA (1925) Deniz piyadeleri gelen grevi bastırdı.
ÇİN (1927-1934) Deniz piyadeleri ülkenin her yanına konuşlandırıldı.
EL SALVADOR (1932) Faribundo Marti ayaklanması sırasında savaş gemileri gönderildi.
II. DÜNYA SAVAŞI (1941-1945) 3 yıl boyunca savaş; Japonya’ya atom bombası.
İRAN (1946) Nükleer tehdit; Sovyet birliklerine İran Azerbaycan’ını terk etmesi söylendi.
YUGOSLAVYA (1946) Bir ABD uçağının düşürülmesine karşılık denizden müdahale.
URUGUAY (1947) Nükleer tehdit; güç gösterisi olarak bomba sevkıyatı.
YUNANİSTAN (1947-1949) ABD, iç savaşta aşırı sağcıları destekledi.
ÇİN (1948-1949) Deniz piyadeleri, Komünistler’in zaferinden önce Amerikalılar’ı tahliye etti.
ALMANYA (194 Nükleer tehdit; Berlin Airlift’in atom bombaları.
FİLİPİNLER (1948-1954) CIA, Huk Ayaklanması’na karşı savaşı yönetti.
PORTO RİKO (1950) Bağımsızlık ayaklanması Ponce’de ezildi.
KORE (1950-1953) ABD ve Güney Kore, Çin ve Kuzey Kore’yle savaştı; 1950’de atom bombası tehdidi. Ülkede hala ABD üsleri var.
İRAN (1953) CIA demokratik hükümeti devirip Şah’ı iktidara getirdi.
VİETNAM (1954) Nükleer tehdit: Kuşatmaya karşı kullanması için Fransızlar’a bomba verme önerisi.
GUATEMALA (1954) Nükleer tehdit, bombalama: Yeni hükümet ABD şirketlerinin topraklarının müsadere edince CIA sürgündeki hükümetin istilasını yönetti; bombalar Nikaragua’ya yerleştirildi.
MISIR (1956) Nükleer tehdit: Sovyetler’ Süveyş krizinden uzak durması söylendi; deniz piyadeleri yabancıları tahliye etti.
LÜBNAN (195 Asilere karşı deniz piyadesi işgali.
IRAK (195 Nükleer tehdit: Irak, Kuveyt’i işgal etmemesi konusunda uyarıldı.
ÇİN (195 Nükleer tehdit: Çin’e Tayvan adalarına girmemesi söylendi.
PANAMA (195 Bayrak protestoları arbedeye dönüştü.
VİETNAM (1960-1975) Kara, deniz birlikleri, bombalama, nükleer tehdit: 1-2 milyon kişinin öldüğü en uzun ABD savaşı; 1968 ve 1969’da atom bombası tehdidi.
KÜBA (1961) CIA’nın sürgündeki güçlerle yaptığı istila operasyonu başarısız oldu.
ALMANYA (1961) Berlin Duvarı krizinde nükleer tehdit.
KÜBA (1962) Nükleer tehdit, deniz kuvvetleri; füze krizi boyunca abluka, SSCB’yle savaşa kıl payı.
LAOS (1962) Gerillla savaşı boyunca askeri yığınak.
PANAMA ( 1964) ABD askerleri, kanalı geri vermeleri uyarısıyla Panamalıları vurdu.
ENDONEZYA (1965) CIA desteğiyle yapılan ordu darbesinde bir milyon kişi öldü.
DOMİNİK CUM. (1965-1966) Seçim kampanyası sırasında deniz piyadeleri çıkartması, bombalama.
GUATEMALA (1966-1967) Yeşil Bereliler asilere karşı müdahale etti.
KAMBOÇYA (1969-1975) Bombalama, kara ve deniz kuvvetleri: On yıllık bombalama, açlık ve siyasal kaos sonucu 2 milyon ölü.
UMMAN (1970) İran’a karşı ABD’nin yönettiği operasyon.
LAOS (1971-1973) Askeri operasyon, bombalama; ABD Güney Vietnam istilasına karşı yönetti; kırsal alanlarda “halı bombaları” kullanıldı.
ORTADOĞU (1973) Nükleer tehdit: Ortadoğu savaşında bütün dünya alarma geçti.
ŞİLİ (1973) CIA destekli darbe, seçilmiş Marksist başkanı devrildi.
KAMBOÇYA (1975) Askeri birlikler, bombalama. Helikopter kazasında 28 ölü.
ANGOLA (1976-1992) CIA, Güney Afrika’nın desteklediği asilere yardım etti.
İRAN (1980) Askeri birlikler, nükleer tehdit. Rehineleri kurtarma baskını; helikopter kazasında 8 asker öldü. Sovyetler, devrime karışmaması konusunda uyarıldı.
LİBYA (1981) Deniz kuvvetleri jetleri; iki Libya jeti düşürüldü.
EL SALVADOR (1981-1992) Askeri operasyon, ordu danışmanları, ayaklanma karşıtı savaşta hava yardımı.
NİKARAGUA (1981-1990) Askeri operasyon, deniz kuvvetleri: CIA, sürgündeki kuvvetlerin (Kontralar) istilasına yardım etti, limana mayınlar döşendi.
LÜBNAN (1982-1984) Deniz kuvvetleri, bombalama: Deniz piyadeleri FKÖ’yü çıkardılar ve Falanjistleri desteklediler; donanma Müslüman ve Suriye istihkamlarını bombaladı.
HONDURAS (1983-1989) Askeri birlikler: Sınır civarına üs kurulması için manevralar yapıldı.
GRENADA (1983-1984) Birlikler, bombalama: Devrimden 4 yıl sonra istila.
İRAN (1984) Jetler: İki İran jeti İran Körfezi üzerinde düşürüldü.
LİBYA (1986) Bombalama, deniz kuvvetleri: Ulusalcı hükümeti devirmek için hava saldırıları.
BOLİVYA (1986) Kara kuvvetleri, kokain bölgesine yapılan akınlara yardım etti.
İRAN (1987-198 Deniz kuvvetleri, bombalama: ABD, Irak’ın yanında savaşa müdahale.
LİBYA (1989) Deniz kuvvetleri jetleri: İki Libya jeti düşürüldü.
VİRGİN ADALARI (1989) Fırtınadan sonra St. Croix’da Siyahların başkaldırması.
FİLİPİNLER (1989) Jetler: Darbeye karşı hükümete yardım için hava kuvvetleri.
PANAMA (1989-1990) Ulusalcı hükümet 27 bin askerle devrildi; liderler yakalandı, 2 bini aşkın kişi öldürüldü.
LİBERYA (1990) Askeri birlikler iç savaş sırasında yabancıları tahliye etti.
SUUDİ ARABİSTAN (1990-1991) Askeri birlikler, jetler: Kuveyt’i işgalinin ardından Irak’la savaş; Umman, Katar Bahreyn, BAE ve İsrail’de 540 bin asker konuşlandırıldı.
IRAK (1990-?) Bombalama, askeri birlikler, donanma: Irak ve Ürdün limanlarına abluka, hava saldırıları; Irak ve Kuveyt’teki istilada 200 bini aşkın kişi öldü; kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii bölgeleri üzerinde uçuş yasağı; Irak ordusunun büyük ölçüde imhası.
KUVEYT (1991) Donanma, bombalama, askeri birlikler: Kuveyt kraliyet ailesi tahta döndü.
SOMALİ (1992-1994) Birlikler, donanma, bombalama: İç savaş sırasında, ABD önderliğindeki BM işgali; Mogadişu grubuna karşı akınlar.
YUGOSLAVYA (1992-1994) Donanma: Sırbistan ve Karadağ’a NATO ablukası.
BOSNA (1993-1995) Jetler, bombalama: İç savaşta uçuş yasağı bölgesinde devriye görevi; jetleri düşürdü; Sırpları bombaladı.
HAİTİ (1994-1996) Askeri birlikler, donanma: Askeri hükümete karşı abluka; askerler darbeden 3 yıl sonra Başkan Aristidi’yi yeniden iktidara getirdi.
HIRVATİSTAN (1995) Bombalama: Krajini Sırp havaalanlarına Hırvat saldırısı öncesi saldırı.
ZAİRE (KONGO) (1996-1997) Askeri birlikler: Ruandalı Hutu mülteci kampında deniz piyadeleri; burası Kongo devriminin başladığı bölgeydi.
LİBERYA (1997) Askeri birlikler: Yabancıların tahliyesi sırasında askerler ateş altında kaldı.
ARNAVUTLUK (1997) Askeri birlikler: Yabancıların tahliyesi sırasında askerler ateş altında kaldı.
SUDAN (199 Füzeler: “Terorist” sinir gazı tesisi olduğu iddiasıyla bir kozmetik fabrikasına saldırı.
AFGANİSTAN (199 Füzeler: Büyükelçiliklere saldıracağı iddia edilen kökten dinci İslamcılar tarafından kullanılan eski CIA eğitim kamplarına saldırı.
IRAK (1998-?) Bombalama, füzeler: Silah denetçileri Irak’ın engelleme yaptığını iddia edince 4 günlük yoğun hava saldırısı.
YUGOSLAVYA (1999-?) Bombalama, füzeler: Sırbistan Kosova’dan çekilmeyi reddedince ağır NATO hava saldırıları.
YEMEN (2000) Donanma: Amerikan savaş gemisi Cole’a intihar bomba saldırısı.
MAKEDONYA (2001) Askeri birlikler: NATO birlikleri kaydırıldı ve Arnavut asileri kısmen silahsızlandırıldı.
AFGANİSTAN (2001) Taliban ve Bin Ladin’e karşı yoğun ABD seferberliği.
IRAK (2003-?) Kara, deniz, hava kuvvetleri, bombalama: Irak’ta Saddam rejiminin tasfiyesi için savaş: sürekli işgal.
Bu ülkelere çeşitli bahanelerle doğrudan askeri müdahale tehdit ve nükleer tehditlerde bulunan ABD bu müdahalelerde 12-15 milyon insanın yaşam hakkının elinden almıştır. ABD tarihinde İnsan Hakları Beyannamesini ilan etmesine ve imzalamasına rağmen insan haklarını çiğnemiş ve sert bir şekilde ihlal etmiştir. Bakınız ABD Dışişleri Bakanlığı siyasa planlama şefi George Kenan ne demiştir: “Dünya zenginliğinin %50’sine fakat nüfusun sadece %6.3’üne sahibiz önümüzdeki dönemde gerçek görevimiz ulusal güvenliğimize halel gelmeden bu eşitsiz konumu sürdürmemize olanak verecek bir ilişkiler kalıbı dökmek olmalıdır. Bunu yapmak içinde bütün duygusallığı ve hayalciliği bir yana bırakmamız gerekiyor. Diğerkamlık ve Dünya çıkarı köksünü karşılayabileceğimiz hayaliyle kendimizi aldatmayalım. İnsan hakları, yaşam standartlarının yükselmesi ve demokratikleşme gibi muğlak ve gerçekçi olmayan amaçlarhakkında konuşmayı bırakmalıyız. Dosdoğru güç kavramlarıyla uğraşmamız gereken günler çok uzak değil.”
(Şubat 1948 tarihli raporu)
BM genel kurultayında 9 Aralık 1948’de onaylanan soykırım suç ve önleme yasasındaki değişiklik 9 Aralık 1948 tarihinde ABD hükümeti ve 28 Aralık 1948 tarihinde küba tarafından, imzayla onaylanmış 12 Ocak 1951’de yürürlüğe girmiş, imzalanmış ve onaylanmış 124 maddeden oluşmaktadır. 2. maddede şu metin yazmaktadır. “ Varolan değişiklikte soykırımdan anlaşılan ; aşağıda belirtilen davranışlardan herhangi biriyle bir ulusal, etnik veya dini grubun tamamen veya kısmen yıkmaya teşebbüs eden bir suçu işlemektir.”
3.maddede aralarında;
a) Soykırım
b) Soykırım teşebbüsü
c) Soykırıma suç ortaklığı yapanların cezalandırılması
6.madde
“Soykırım gerçekleştirmiş olan şahıslar veya 3. maddede belirtilmiş olan davranışlarda bulunmuş olan herkes cezalandırılacaktır. Burada devlet görevlileri memurlar veya bireylerden bahsedilmektedir.”
1948 yılında soykırım üzerine yapılan anlaşmanın üzerinden sadece 8 ay sonra BM Cenevre’de İsviçre hükümeti tarafından gerçekleştirilen uluslararası bir konferansta 12 Ağustos 1949 tarihinde Küba ve ABD hükümetleri tarafından kabul edilen onaylanan ve imzalanan ve 21 Ekim 1950 tarihinde yürürlüğe giren ve şu an 188 maddeden oluşan bir başka savaş zamanı sivil halkın korunmasıyla ilgili bir anlaşmayı kabul etti.
Bu anlaşmanın 23. maddesinde “Anlaşmalı; Altos, artes (Her ikiside ilaç ve tıbbi malzeme) bunun yanında sadece anlaşmalı her iki tarafın sivil halkına yönelik dini malzemelerin serbest gönderilmesine düşman olsalar bile izin verecek. Aynı şekilde her türlü zaruri erzak giyecek ve 15 yaşından küçük çocuklar ve hamile olabilen veya anne durumundaki kadınlara kapalı şişede tonik gönderimine izin verilecek.”
Anlaşmanın 1. ek protokolünün 54. maddesinde “Sivil halkın hayatta kalbilmesi için gerekli zaruri eşyaların korunması.”
1. Savaş metodu olarak sivil halkı açlığa maruz bırakmak yasaktır.
2. Halkın hayatta kalması için gerekli olan gıda maddelerinin kısaltılması hasat, sürü hayvanları, su kaynakları ve sulama aletlerinin bulunduğu ziraat alanlarından oluşan yaşamı devam ettirmek için gerekli olan bu zaruri maddelere, halka veya karşı tarafa sivil halkı aç bırakmamak, yer değiştirmelerini sağlamak veya herhangi bir nedenden dolayı sebep ne olursa olsun kasten yoksun bırakmak amacıyla saldırılması, yıkılması, geri çekilmesi veya kullanılmaması yasaktır. Açıkça anlaşılacağı gibi savaş zamanında bile gıda ilaç ve yaşam için gerekli diğer maddelerin bloke edilmesine izin verilmemektedir.
Ancak anlaşma ihlal edildi ve 1992 tarihli Toricelli Kanunu, Küba ile Kuzey Amerikalı firmaların ticareti yasakladı. Sonuç olarak gıda ve ilaç ithalatında 700 milyon dolardan fazla bir meblağı simgeleyen bu tip ticari aktivitelere son verilmiş oldu.
Amerika Dünya Sağlık Derneği (AAWH) 1997 tarihinde blokenin yarattığı zararları inceledikten sonra “Bütün uluslararası kongre ve anlaşmaların insan hakları çerçevesinde BM’in mektubu Amerikan Eyaletleri Organizasyonunun mektubu ve savaş zamanında sivillere davranış kurallarının belirtildiği Cenevre anlaşmasının maddelerinide ekleyerek söz konusu anlaşma ve kongrelerin en ana maddelerinin çiğnendiğini bildirmiştir.”
(Küba Cumhuriyeti Ulusal Halkın Gücü Kurultayı’nın bildirisi)
1899-1902 yılları arasında Filipinlerde sistematik bir soykırım yürütüldü. Sivillere yönelik bombardımanlar ve her türlü imha operasyonları, gıda ambargoları, planlı katliamlar ve toplama kamplarının ilk versiyonları burada uygulandı.124 bin Amerikan askeri, üç yıl içinde Yaklaşık bir milyon Filipinliyi katletti. 20.yy’ın bu ilk soykırımıyla ilgili yapılan eleştrilere ABD senatosundan senatör Beveridge şöyle cevap verdiyordu: “Bizim savaş yöntemimizin acımasız olduğuna dair suçlamalar vardır. Sayın senatörler tam tersi söz konusudur. Göz önünde bulundurmanız gerekir ki oradakiler Amerikalılar yada Avrupalılar değildi, onlar oryantal idiler.”
1831’den beri ABD’nin gizli işgalini yaşayan Arjantin’deki 1976 yönetimi, Latin Amerika tarihinin en kanlı cuntalarındandır. ABD tarafından tanınan ve desteklenen General Videla cuntası, 1300 kişiyi katlederken, daha sonraki yıllarda 30 binin üzerinde Arjantinliyi “kayıp” etmesiyle ünlüdür.
1898’de Meksika’yı işgal etti.
1898’de aynı yıl Küba’ya girdi.
1921 yılında Nikaragua’yı işgal etti.
Başını Somoza’nın çektiği terör örgütünü kurdu.
Direniş lideri Sandino ve 300 kişiyi katletti.
Sabotaj ve suikastler düzenledi.
13 Şubat-15 Şubat 1945 günleri arasında Amerikalı ve İngilizler tarafından Alman kültür şehri Dresden üç gün boyunca bombalandı. Şehir İngilizlerin attığı yangın bombaları (napalm) ve Amerikan bombardımanı ile tam bir harabeye döndü. Sokaklar yanmış insan cesetleriyle doldu. 200 bine yakın yangın bombası ve tahrip gücü yüksek 4 bin bomba ile şehirdeki 28 bin evin 25 bini tamamen yerle bir edildi. Çoğunluğu çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bine yakın insan öldürüldü.
Fransa’nın Lisieux ve Caen şehirlerinde de yapılan aynı türden Amerikan İngiliz bombardımanı şehirde hiçbir tür canlı varlık bırakmadı. Avrupa ya özgürlük getirdiğini söyleyen Amerikan ve İngiliz güçleri Hollanda’nın Emerich Arnhem şehirlerinde de taş üstünde taş bırakmadı.
6 Ağustos 1945’te ABD, Hiroşima’ya atom bombası attı. Üç gün sonrasında ise Nagasaki’ye atıldı. İki şehrin bombalanması sonucu yüz binlerce kişi öldü. Bu o şehirlerde yaşayan tüm insan ve hayvanların yok edilmesi anlamına geliyordu. Bir anda 250 bin kişi ve kentlerde bulunan tüm canlılar vahşice katledilmiş oldu. Bu dünyanın en acımasız ve en çabuk gerçekleştirilen soykırımıydı. Yayılan radyasyonun etkileri ise hala sürüyor.
1967-1952 arasında Bolivya da çoğu madenci ve tarım işçisi 30 bin kişi ABD destekli cuntalar tarafından katledildi. Bunun öncesinde kışkırtılan bölgesel savaşlarda ölen Bolivyalıların sayısı ise onbinlerle ifade ediliyor. 1980 yılına gelinceye kadar tarihinde tam 189 hükümet darbesine tanık olan Bolivya’da katledilen insanların sayısını bilmek neredeyse imkansızdır. Bolivya cuntalarının hepsi de ABD ve CIA desteklidir.
1948’de United Friut Company ve Standart Oil’in siparişiyle CIA’nın Kolombiya devlet başkanı Gaitan’ı öldürmesiyle başlayan cuntalar dönemi aynı zamanda cinayetler dönemidir. 1948 ile 1957 arasındaki cuntalar sırasında 300 bin kişi, 1957 ile 1963 arasında ise 20 binden fazla insan öldürüldü. Amerikan çıkarları uğruna yapılan bu katliamlara direnen Kolombiya halkı, bugün hala ABD ordusunun katliamlarıyla karşı karşıyadır.
1954’te binlerce Guatemalalıyı öldürdü. Bütün tarihi cuntalar ve 1931’de olduğu gibi köylü katliamlarıyla (30 bin ölü) geçen Guatemala’nın yaşadığı en korkunç dönem 1954’teki ABD işgali ve cuntası dönemidir. Faşist cuntalar sırasında toplam 200 binden fazla insan katledildi. Sadece 1986 yılı içerisinde öldürülen işçi ve köylü sayısı 18 bindir.
1955’te Endonezya, Laos ve Kamboçya’da çok sayıda kanlı CIA operasyonları düzenleyip, 20 yıl sonra Kamboçya ve Laos’ta yine binlerce katliam yaptı.
1956-1959 yılları arasında Küba’da 60.000 kişiyi, ABD’li danışmanların ve Batista’nın birlikte yürüttüğü operasyonlarla katletti.
CIA destekli 1964 darbesi Brezilya’nın tarihindeki en kanlı olaylardandır. 3-4 yıl içerisinde cuntanın ABD ile işbirliği yaparak kurduğu “Ölüm Filoları” iki binden fazla kişiyi katletmiştir.
1965’te ABD destekli Suharto, eliyle 1 milyon Endonezyalı katledildi..
1965 Dominik’e paraşütçülerini indirdi ve 10 bin Dominikliyi katletti.
1966’da Guatemala’da ABD özel birliklerinin içinde bulunduğu askeri cuntanın faaliyetlerinde 8 bin kişi öldürüldü.
1973’te Şili’de CIA’in düzenlediği darbe ile 30 bin kişiyi katletti.
1975’te Vietnam’ı terk ettiğinde arkasında milyonlarca ölü ve sakat bıraktı. ABD’nin Vietnam’da halkın üzerine 638 bin ton bomba attı, onbinlerce kadının ırzına geçilmiş, yüz binlerce insan sakat bırakılmıştır, milyonlarca insan işkenceden geçirilmiştir.
Vietnam ABD Saldırısı (1956-1975) : 2 milyon ölü
ABD, 1961-1976 arasında kimyasal silahlar ve gazları da yoğun bir biçimde kullanmaktan çekinmeyerek büyük soykırımlardan birine imza atmıştır. Neredeyse 15 yıl süren soykırım sürecinde 2.5 milyon ölü. 1968’de Vietnam’ın my lai köyünde yüzlerce sivili sivil olduklarını bildiği halde katleden Charlie bölüğünün komutanı William Calley’dir. My lai köyünde yaşayan 504 insan acımasızca katledilmiş köydeki hayvanlara kadar öldürülmüş yangın bombaları ile cesetler yakılmıştır. Öldürdükleri kadınlar ve çocuklardı ve çok yaşlı erkekler.
1970-1975 yılları arasında Kamboçya ve Lagos’ta 1 milyon insanı katlettiler.
1973’te Şili’de CIA’nin düzenlediği darbe ile 35 bin kişi katledildi. Şili ise artık dünyadaki birçok insan tarafından faşist Pinochet cuntasının marifetleriyle tanınmaktadır. ABD kökenli çok uluslu şirketlerin ( özellikle ITT) siparişi üzerine CIA tarafından darbe 1973’te general Pinochet tarafından gerçekleştirildi ve darbenin ilk gününde başta Allende dahil olmak üzere 35 binin üstünde insan işkencelerle, kurşuna dizmelerle katledildi, binlerce insan sakat bırakıldı, binlercesi “kayıp”edildi. Şili cuntası ABD ve IMF’den tarihin en üksek yardım ve kredilerini aldı. Pinochet döneminin sonunda Şili ekonomisi tam bir harabe halindeydi.
1976-1977 döneminde Guatemala’da 20 bin kişi kaybolmuş ve gizli mezarlıklarda gömülmüştür.
El Salvador, Latin Amerika’nın cinayetler ülkesi olarak ün yapmıştır. Özüllikle 1979 yılından sonra CIA tarafından faşist ARENA partisiyle birlikte oluşturulan ölüm mangaları, toplam 70 bin insanı katletmiştir. Sadece 1981’de ölüm mangaları içlerinde rahiplerin de bulunduğu 12 bin kişiyi öldürdüler. 1981 yılında El Salvador’da El Mozata Köyün’nde 800 köylü öldürülmüştür. Bu katliam, yaptıkları yüzlerce katliamdan sadece biridir. Katliamı yapan “Atlacalt Taburu” ABD tarafından eğitilmiştir.
1983’te Lübnan’a müdahale eden ABD 14 bin Deniz Piyadesi’nin katıldığı operasyonda binlerce Lübnanlıyı katletti. Aynı yıl Lübnan’a ikinci bir müdahalede bulunuldu. Amerikan 6. Filosu’na ait savaş gemileri Lübnan’a günlerce bomba yağdırdı.
1983’te yine aynı yıl Grenada’yı işgal etti. Yüzlerce yurtsever katledildi.
1986’da Libya’yı bombaladı, bine yakın sivili katletti. Ülkeye ambargo uygulayarak deniz ablukasına başvurdu.
1989 yıılnda El Salvador’da yoksul halka yardım eden 6 tane ABD’li (kendi vatandaşı) rahibeyi katlettirdi.
1989’ da Panama’ya asker çıkarttı ve 5 bin Panamalıyı öldürdü.
1991’de Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek diğer emperyalist güçleri yanına alarak Irak halkına karşı bomba yağdırdı. 100 binin üzerinde katlettiği bu vahşeti iletişim kanallarıyla tüm dünyaya resmen izlettirdi. ABD uçakları Irak halkının üzereinde 12 bin sorti yaptılar. Ayrıca devam eden ablukadan ötürü yetersiz beslenme kurbanları: 200 bin_500 bin ölüdür. Irak’a uygulanan ambargo nedeniyle çoğunluğu 5 yaşından küçük olmak üzere milyonlarca sivil öldü. Irak’ta her ay açlık ve hastalık nedeniyle 5 yaşından küçük 4500 çocuk hayata gözlerini yumuyor.
ABD’nin Gizli Cezaevleri İşkence Tezgahları
Merkezi New York’ta bulunan insan hakları örgütü Human Rights First, Amerikan yönetiminin yurtdışında Guantanamo benzeri 13 gizli cezaevinin bulunduğunu bildirdi.ABD Savunma Bakanlığı’ndan ise bu bilgiye yalanlama gelmedi. İnsan Hakları Örgütünün kamuoyuna açıkladığı rapora göre, Washington’un yurtdışında 13 gizli cezaevi bulunuyor. Human Rights First’ün raporu pek çok yaşanmış vakayı aktararak, iddialarını destekliyor. İnsan hakları savunucusu Deborah Pearlstein hazırladıkları raporla ilgili şu bilgileri verdi:
“Burada söz konusu olan, ABD tarafından işletilen ya da ABD ile işbirliği yapan devasa bir cezaevleri ağı. Tutuklular, işkence yaptığı bilinen ülkelere de teslim ediliyor, yapılan işlemler hiçbir şekilde denetlenmiyor. Bütün bu cezaevlerinde hesap verme gibi bir yükümlülük de olmadığından, görevlilerin icraatlarını aklıma bile getirmek istemiyorum.”
Resmen varlıkları kabul edilmediği için “hayalet cezaevleri” olarak da tanımlanan gizli cezaevleri, Amerikan istihbarat örgütü CIA, Savunma Bakanlığı ve diğer yabancı gizli servisler tarafından işletiliyor. Afganistan, Pakistan, Ürdün, Hint Okyanusu’ndaki Amerikan askeri üssü Diego Garcia ile Amerikan savaş gemilerinde gizli cezaevlerinin kurulmuş olduğu tahmin ediliyor. Amerikan hükümeti, 11 Eylül saldırılarının planlayıcılarından Halit Şeyh Muhammed ve Remzi Binalşip’in hangi cezaevinde tutulduğunu açıklamıyor. İnsan hakları savunucusu Deborah Pearlstein, en azından cezaevinde yattıkları konusunda bilgi vermesinin bir adım olabileceğini söyleyerek şöyle ekledi:
“Uzun yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir Pakistanlı, Karaçi’den Bangkok’a giderken iz bırakmaksızın ortalıktan kayboldu. Karısının edinilen bilgiye göre kayıp kişi, bir iş gezisindeydi. Haftalar sonra, Kızılhaç yetkilileri kendisine ulaştı ve kocasının Afganistan’ın Bagram kentindeki Amerikan askeri havaalanında tutulduğunu bildirdi.”
“Uluslararası Kızılhaç Örgütü, 2004 yılı başında gizli cezaevleri konusunda Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice Nezninde girişimde bulundu. Kızılhaç’ın bu cezaevlerinde tutulan tutuklulara ulaşma isteğine aradan aylar geçmesine rağmen hala bir cevap verilmedi.”
Guantanamo Üssü
ABD gerekçesiz tutukladığı insanları iç hukukun olmadığı savunma mekanızmasının geçersiz olduğu Guantanamo’ya götürüyor yada gizli üslerinde gemilerinde sorgulama ve işkence yapıyor tüm dünya ülkeleri buna tanıktır. ABD iç hukukun uygulanmadığı bölgelere veya yerlere götürerek sorguladığı işkenceye tabi tuttuğu hatta ölümüne sebebiyet vermekten suçludur. Uluslararası AF örgütünün açıklamaları çarpıcıdır. “Guantanamoda aralarında Çin ve Libya’nında dahil olduğu bir çok ülke ajanlarınında bulunduğunu belirtmiş ancak bu ajanların kötü muameleye iştirak ettikleri düşünülmemektedir (!) örgüt bu bağlamda taleplere cevap alamamıştır.”
Gizli Cezaevlerinin Varlığı Belgelendi
Uluslararası Af örgütünün ik Yemenli’nin aylarca Amerikalılar tarafından Ürdün’deki gizli bir yeraltı hapishanesinde tutuldukları saptandı. UAÖ görevlilerinden Michael Ratner, örgüt raporunun CIA tarafından yönetilen gizli hapishaneler ağını ortaya koyan ilk belge olduğunu söyledi.
Yemenli tutsakların ifadeleri, gizli zindanlarda işkencenin temel sorgulama aracı olduğunu da ortaya koydu. Tutsaklardan Muhammed Farac Ahmed Bismillah 2003 yılında Ürdün’de, Salah Nasır Salim Ali ise aynı yıl Endonezya’ya gözaltına alınıp, Ürdün’e götürüldüğünü söylüyor. Her iki tutsak da dört gün boyunca Ürdün istihbarat görevlileri tarafından sorguya çekildiklerini anlatıyorlar. Gerek Ahmed Bismillah gerekse Salim Ali bu süre içinde başaşağı asıldıktan sonra falakaya çekildiklerini de söylüyor. Tanıkların biri, ayrıca cinsel taciz ve elektrik verilmekle tehdit edildiğini anlatıyor. İki Yemenli de bu sorgudan sonra bilinmeyen bir yeraltı hapishanesine götürüldüklerini, burada altı ila sekiz ay tecrit edilerek tutulduklarını, her gün Amerikalı görevliler tarafından faaliyetleri hakkında sorguya çekildiklerini anlatıyorlar. İki Yemenli bu yılın Mayıs ayında Yemen’e iade edilmişler. Ama burada hala mahkeme önüne çıkarılmaksızın gözaltında tutuluyor. Af Örgütü, Yemen yetkililerinin iki kişiyi bir şeyle suçlamadığını, onları yalnızca, ABD serbest bırakılmamaları koşuluyla iade ettiği için tuttuklarını söylüyorlar.
Af Örgütü’nün iki Yemenli ile görüşen görevlisi Sharon Critoph, anlatılanların Ameikalılar’ın dünya çapında oluşturduğu gizli cezaevlerinin sadece su yüzüne çıkmış küçük bir parçası olmasından kaygı duyduklarını belirtiyor.
CIA’in gizli cezaevleri işlettiği iddiaları Avrupa’da tartışmalara neden olmuş, Avrupa Konseyi bazı ülkelerin, topraklarındaki terör zanlılarının Amerikalı ajanlar tarafından götürülmesine izin verdiğinin belirtmişti. Ayrıca bu kişileri ABD ya da üçüncü ülkelere nakleden uçakların, pek çok ülkede mola verdiği kaydedilmişti.
Irak’ın Elinde Kitle İmha Silahları Aldatmacası
Amerika’nın iddaası, ırakın elinde kitle imha silahları olduğu yalanı nasıl ortaya çıkmıştır?
Stott Ritter, BM ‘in ıraktaki özel komisyonu olan UNSCOM’da beş yıl silah baş denetçisi olarak görev yapmış ıraka gitmiştir. ve ırakta aylarca hatta yıllarca aradığını bulamayan Stoot Ritter ‘’Irakta kitlasal imha silahları yok’’ deyip görevinden istifa etmiştir.
Prof. Dr. Deniş J. Halliday, 34 yıl BM’ de görev yapmış pennsylvania’da Swarthmore kolejinde derslerde veren bu irlandalı hoca, BM genel sekreter yardımcılığına kadar yüksalmiştir. 1997-98 de Irakta BM insalcıl yardım koordinatörü olarak çalışmıştır Amerika’nın Iraka uyguladığı ambargonun haksızlığını ilan ederek görevinden istifa etmiştir.
Hans von Sponeck’ de BM’ in deneyimli uzmanlarından. BM’ de 30 yılı aşkın bir süre çalışmıştır. Prof.Dr. Denis J. Halliday’ den boşalan göreve atanmıştır.Iraktaki kitlesel imha silahlarını bulup çıkarmaya giden bu uzman, Irak halkına çektirilen acıları gözleriyle görünce bu duruma daha fazla katlanamayacağını bildirip 13. 02. 2002 de görevinden istifa etmiştir.
Jutta Burghardt, Bm’ in Iraktaki dünya gıda programı uygulama kurulunun başkanlığını yapmaktayken istifa etmiştir.gerekçesi ırak halkına uygulanan vahşettir.
Prof. Mare Bossuyt, uluslararası hukuk uzmanı olarak saygınlığa sahip olan bu prof. Amerikanın Iraka uyguladığı ambargonun yasa dışı olduğunu duyurur.
Dr. Eric Herring, Biristol üniversitesinde ambargolar konusunda uzman olan bir öğretim üyesidir. Amerikenın Endonezyadaki kıyımlarına karşı çıkmış azsayıdaki bilim adamlarından biri olan DR. Eric Herring, Amerikanın Irakta uyguladığı haksız ambargonon korkunç sonuçlarına kamuoyunun dikkatini çeker ve tüm sorumluluğun Amerikada olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Doug rokke, Amerikan ordusunda fizik araştırmaları uzmanı olan bu bilim adamı, Irakın elinde kitle imha silahları bulunmadığını tam tersine körfez savaşında Amerika ve İngilterenin kitlesel imha silahları kullandığını duyurmuştur.
Pof. Dr. Karol Sikora, Dünya sağlık örgütü (WHO) nün kanser araştırma şefi. BM ambargolar kurulunun Irakta insanlık suçu işlediğini rapor etti, akıl dışı nedenlerle en temel ilaçların Iraka girmesini engelleyen Amerikayı binlerce çocuğun ölüme terk edilmesinden sorumlu tuttuğunu ilan etti.
Prof. Dr. Richard Garfield, Colombia üniveersitesinde salgın hastalıklaruzmanıdır. Amerikanın Irak ambargosunun sonuçlarını inceleyip, Irakta bebek ölümlerinin 1990 dan sonra üç katına fırlamış olduğunu kanıtlayan raporunu yazdı.
Prof. Dr. Richard Faik, Princeton üniversitesinde uluslararası politika prof. Olan bu bilim adamı batının dış politikasını şöyle yorumlamıştır. ‘’Batının dış politikası, medyanında aracılığıyla uygulanan, dizginlenmemiş bir şiddet politikasıdır.’’
Adı geçen bilim adamları Birleşmiş Milletlerde ve uluslarası sağlık örgütü(WHO) de yıllarca görev yapmış ve insani duyguları ağır bastığında istifa ederek açıklamalarını yapmışlar ve savaş karşıtı olarak çalışmalarına devam etmektedirler.
Irak’ a İlaç ve Sağlık Malzemeleri Yasağı
BM Ambargolar kurulu, Newyork’tadır ve kurulun çoğunluğunu Amerikalı ve ;ngiliz uzmanlar oluşturmaktadır. İşte bu kurul körfez savaşı sonrasında çoğu hayati derecede önemli çeşitli tıbbi araç ve gerecin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarının ve hatta sıradan ağrı kesicilerin bile Iraka girişini yasaklamıştır.Dünya sağlık örgütü (WHO) nün kanser araştırma şefi Prof. Dr. Karol sikora dünyaca ünlü British Medical Journal’da bu konuyu nasıl anlatıyor:’’ Iraklı doktorların acele istediği radyoterapi araçlarının, kemoterapi ilaçlarının ve ağrı kesicilerinin Iraka sokulması Amerikan ve İngiliz yetkililerce sürekli olarak engellenmektedir. Bu araç, gereç ve ilaçların, kimyasal ve diğer kitlesel imha silahlarına dönüştürülebileceğini iddia etmek, saçmalamanında ötesinde gülünçtür’’ Amerikanın Iraka uyguladığı ilaç ambargosunu eleştiren Prof. Dr. Karol sikora’ya Dünya sağlık örgütü (WHO) nün nasıl bir tepki göstermiş olduğu verdiği yanıt ürkütücü boyuttaydı.’’Irakla ilgili bir daha hiç bir konuda konuşmamamız için sert bir şekilde uyarıldık.’’
Avusturyalı araştırmacı-gazeteci John pilger, araştırmasında hastanelerdeki doktorlardan kanser uzmanı Dr. Cevat el-Ali Çocuk doktoru Dr. Cinan Halib Hassan görüşmüş ve körfez savaşından önce ayda en çok üç dört kanser vakasına raslarlarken şimdi her ay 30-35 vakanın geldiğini ve bu artışın Amerikalıların ve İngilizlerin körfez savaşı sırasında zenginleştirilmiş uranyum kullanmalarına bağlandığını öğrenmiştir.ve yapılan çalışmalar yöre halkını yakın gelecekte yüzde 40-45 inin kansere yakalanacağı gösteriliyor.
Körfez savaşında radyoaktif maddelerle kirletilmiş olan Irak topraklarının temizlenmesi için gerekli araç gereç ve uzmanların ıaraka girmesi BM güvenlik konseyi tarafından yasaklandı. Oysa aynı BM güvenlik konseyi tüm araç gereç ve uzmanların kuveyte girmesine izin verdi böylece kuveyt toprakları radyoaktif maddelerden temizlenmiş oldu..
Amerikan ordusunun fizik araştırma uzmanı Prof. Dr. Doug Rokke 14 ocak 2000 günü londrada şunları söylemiştir:’’Bende radyasyon kaptım şu anda Güney Iraklı binlerce kişiyle aynı durumdayım. Vücudumda normalin tam 5 bin katı düzeyinde radyasyon var! Radyo aktif kirlenme Iraktan kuveyte kadar geniş bir alanı kaplıyor. Suudi arabistanda çeşitli silahların test edildiğinide dikkate alırsak uranyum kirletmesi tüm bölgeyi kapsamaktadır. Uranyum kirletmesinin etkileri kşilerin radyoaktifli maddeleri yemelerine içmelerine veya solunum yoluyla içlerine çekmelerine bağlı olarak değişmektedir. Bu gün ırakta tanık olduğumuz solunum yolu hastalıkları, böbrak yetmezliği, çeşitli kanser hastalıkları, körfez savaşında radyoaktif maddelerin kullanılmış olmasının doğrudan sonuçlarıdır. Bu tanı doğrumudur yanlışmıdır diye tartışmanın hiç bir anlamı yoktur, benim bozulmuş sağlığım bunun en iyi kanıtıdır.’’ Prof. Dr. Doug Rokke önemli bir çağrıda bulunmuştur:’’ Batıda, doğruyla yanlışı birbirinden ayırma yeteneğine sahip insanlar, bugün çok acele şu iki gerçekle yüzyüze gelmek zorundadır: Bir: Körfez savaşı sırasında Amerika ve İngiltere, kitlesel imha silahı kullanmışlardır, örneğin zenginleştirilmiş uranyum bunların başında gelmektedir. Savaş sırasında 300 tondan fazla uranyum ateşlenmiştir. Bir A-10 tipi Warthog saldırı uçağı 900 binden fazla uranyum mermi atmıştır. Her bir mermi 300 gram katı uranyum-238 idi. Her Ameriken tankı ateş açtığında, her biri 4500 gram olan katı uranyum mermisi atıyordu. Önemli bir özellikte şu, bu mermiler koruyucu bir maddeyle kaplanmış değildi, çıplaktı, katı uranyumdu. Bu cümleyle özetleyecek olursak Körfez savaşı Nükleer bir savaştı. İkinci gercek ise şudur: Radyoaktif kirlenmeye uğrayan Amerikan İngiliz ve diğer avrupalı askerlere ve onbinlerce Iraklıya tedavi olanağı verilmemiştir! Uluslararası bir sempozyumda , Iraklı yetkililer, karşı tarafın savunma bakanlığı yetkililerine ricalar ediyor, radyoaktif maddelerden arındırma işleminde lütfen bize yardımcı olun diye yalvarıyorlardı. Durun çok açıktı Irak uranyum kullanmamıştı, bu onların silahı değildi ve şimdi bu lanet maddenin kirlettiği çevrelerini, topraklarını nasıl temizleyeceklerini bilemiyorlardı. Iraklı yetkililer, radyoaktif uranyumun neden olduğu ölümleri, hızla artan korkunç sakat doğumları anlatıyorlar, rakamlar, belgeler ortaya koyarak savunmalarını yapıyorlar ve yalvar yakar yardım istiyorlardı. Ve ben bir kenarda, batılı yetkililerin tüm bu anlatılanlar, tüm bu yalvarmalara nasıl kayıtsız kaldıklarını, insani yardım isteyen Iraklı yetkilileri nasıl tersleyip red ettiklerini acı içinde izliyorum. Manzara ibret vericiydi.’’
Petrol İçin Soykırıma İmza Atanlar
Amerikan emperyalizminin geçmişteki ve şimdiki liderleri ve bakanları, terörizmle savaş adı altında tüm ortadoğuda kimyasal biyolojik ve nükleer silahlar kullanarak soykırım yasasını ve insan haklarını ihlal etmişler ve sadece ortadoğu ve orta asya ülkelerindeki petrol rezervlerini ele geçirmek için milyonlarca insanı katletmiş ve sakat bırakmıştır.Amerika hem ortadoğudaki hemde kafkasyadaki petrollerin peşindedir.Geçmişteki ve şimdiki amerikan liderleri bakın hangi dev petrol şirketlerinin emri altındadır.
George Bush: ABD eski devlet başkanı. Cariyle Group’un danışmanlığını yaptı.
George W Bush: ABD başkanı 1977-1984 yılları arasında Arbusic Enerji şirketinin başkanlığını yaptı.
Dick Cheney: ABD başkan yardımcısı.1975-2000 yılları arasında, tam 25 yıl dev petrol şirketi Haliburton’un yöneticiliğini yaptı. Kendisine 40 milyon dolarlık hisse senedi ödül olarak verildi.
Colin Powel: Emekli general, ABD dışişler bakanı. Bir dönem Cariyle Group’un sözcülüğünü yaptı.
Donald Rumsfeld: ABD savunma bakanı. Petrol ve teknoloji firmaları SCF-IV ile R: Chaney’in milyon dolarlık hisse senetlerine sahip.
John Ashcrot: Adalet bakanı. Değişik petrol şirketlerinin hisse senetlerini alarak yatırım yapmıştır.
Chrisitine Whitman: Çevre bakanı. Petrol şirketleri Cex, Hunt ve St. Mary’e ait yüzbinlerce dolarlık hisse senetlerine yatırım yapmıştır.
Cordolezza Rice: Ulusal güvenlik danışmanı. Yıllık geliri yaklaşık 100 milyar dolar olan dünyanın en büyük şirketleri sıralamasında 14. sırayı alan Chevron Texaco’nun yöneticiliğini yaptı.
Spencer Abraham: Enerji bakanı. 2000 yılı senato seçim kampanyası için petrol şirketlerinden 400 bin dolar bağış aldı.
Donal Eyans: Ticaret bakanı. 1975-2000 yılları arasında tam 25 yıl, Tom Brown petrol şirketinin başkanlığını yaptı.
Henry Kissinger: Eski dışişleri bakanı. Unocal petrol şirketinin danışmanlığını yaptı.
Frank Carlucci: Eski savunma bakanı ve üst düzey CIA yöneticisi. Cariyle Group’un başkanlığını yaptı.
James Baker: Eski devler bakanı. Cariyle Group’ta üst düzey danışmanlık yaptı.
John Maresco: Avrupa güvenlik ve işbirliği kurulunda ABD elçiliği yaptı. Petrol şirketi Unocal’ın uluslararası ilişkilerinden sorumlu başkan yardımcılığını yürüttü.
Donal Rice: ABD hava kuvvetleri eski sekreteri. Unocal’da yönetim kurulu üyelği yaptı.
Charles R. Larson. ABD ordusunun pasifik kolunun eski komutanı. Unocal’ da yönetim kurulu üyeliği yaptı.
ABD Emperyalizminin IRAK İşgali (2003)
1991 Körfez Savaşı’nda 40 günde atılan 350 Cruise füzesi, Irak halkını “özgürleştirmek” için gerçekleştirilen son saldırı sırasında birkaç günde atıldı. Bombardımanda ölenlerin sayısı hastanelerden verilen günlük ölüm rakamları, gazetecilerin verdikleri hastane raporları, patlamarda ölenler ve ihtarlara (!) uymadığı için öldürülenler de dahil edildiğinde kayıplar on binlerle ifade edilmektedir.
ABD güçleri bombardımanlarını sürekli olarak devam ettirmişler ve geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar ile Irak halkını hedef almışlardır. Bu silah, askerlerden çok kadınları, çocukları, yaşlıları, fakirleri ve hastaları etkilemiştir. BM yaptırımlarının uygulandığı 12 yıl boyunca yüz binlerce çocuk hayatının kaybetmiştir.
Nükleer Savaşın önlenmesi için Uluslararası Fizikçiler Örgütü’nün İngiltere kolu olan MedAct, ölü sayısının 49,000 ile 260,000 arasında öngörmüştü. İç savaşın çıktığı yada nükleer saldırıların gerçekleştiği koşullarda bu rakam 380,000 ile 3.9 milyona kadar çıkabilmektedir. BM’nin Irak Ofisi ve İnsani Yardım Koordinatörü ile birlikte hazırladığı 10 Aralık 2002 tarihli bir belgeye göre, doğrudan ve dolaylı yaralanmalar sonucu 500,000 kişinin tedaviye, 3 milyon kişininde (2 milyon beslenme yetersizliği olan çocuk ve 1 milyon hamile ve süt veren anne) gıda malzemesine ihtiyaç duyacağı belirtilmişti. 7 Ocak 2003 tarihli bir diğer belgede ise, BM insani Olaylar Koordinasyon Ofisi muhtemel çocuk ölümlerine şöyle dikket çekmişti: “Bir kriz sırasında, beş yaşın altındaki çocukların %30’u beslenme yetersizliği nedeniyle ölüm riski altında olacaktır.”
BM’deki planlamacılar, kamu sağlığı uzmanı Richard Garfield, Uluslar arası Çalışma Ekibi ve Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezi ile birlikte, Irak halkının 1991 yılında olduğundan daha kötü durumda bulunduğunu kabul ediyordu. Bu konuda hazırlanan rapora katkıda bulunan Fizikçi David Hilfiker ve Charlie Clements’in birinci elden verdikleri raporlar da aynı gerçeği gözler önüne sermiştir. Irak’ta halkın %60’dan fazlası Irak hükümeti tarafından kontrol edilen Petrol Karşılığı Gıda Programı’na bağımlı olarak yaşamaktaydı. Gıda dağıtımı ise saldırı sırasında kesildi.
İngiltere Savunma Bakanlığı, santrallerin de askeri bir hedef olarak ele alınabileceğini doğrulamıştı. Nitekim saldırılarda , elektrik enerjisiyle çalışan su pompalama istasyonları, kanalizasyon boşaltım merkezleri ve sağlık kurumları elektrik kesintisinden dolayı hizmet dışı kaldı. ABD’nin Irak stratejisi konusunda, Ocak 2003 tarihinde bir demeç veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ullman “Aynı zamanda şehri de yerle bir edeceğiz. Bundan kastım,en büyük güçleri olan suyu keseceğiz.” demişti, öyle de oldu. Bu tip saldırılar Cenevre Anlaşması’nın 54-2 no’lu maddesinin doğrudan ihlali anlamına gelmektedir. Bu anlaşmada: “içme suyu ve sulama kanalları gibi sivil halkın hayatta kalması için vazgeçilmez olan unsurlara saldırmak, hasar vemek ve kullanılmaz hale getirmek yasaktır.”
2003’te Yapılan İlk 21 Günlük Saldırı
Bağdat’taki 19 hastanenin kayıtları, saldırı boyunca hastanelerde 1,105 sivilin öldüğünün göstermektedir ki bu ölümlerin çogu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşmaktadır. Yine aynı kayıtlar bize 6,800 sivilin ağır yaralı olarak tedavi gördüğünü, bir kısım yaralıların –bunların içinde ağır yaralı olanlar da vardır- Pntagon sözcüsü sivil ölümlerin kabul edilemez olduğunu itiraf etmekle beraber, bu saldırıyı Körfez Savaşı ile mukayese ederek,”bu savaşta cok daha az sivil kayıp oldu, ancak bu bir savaş ve bunların olması doğaldır.” Diyordu.
Bölgede hastaneleri gezen gazetecilerin verdikleri bilgilere göre hastanelerde günlük sivil ölüm sayısı 5-15 arasında değişmiştir. Örneğin, bunlardan ölü sayısının en düşük olduğu Bağdat’ın merkezindeki Şehit el-Adnan Hastanesi’nde sivil ölüm ortalaması günlük dört kişi olmuştur. ABD ve müttefikleri saldırının başladığı günden son güne kadar bu sayıları düşük göstermeye çalışmışlar ve ölülerin çoğunun sivil kıyafet giymiş askerler olduğunun iddia etmişlerdir. Ancek Reuters ve AP başta olmak üzere tüm medya kuruluşlarında yer alan hastane röportajlarında doktorlar, verdikleri sayıların asker vasfı olmayan kadın, çocuk ve yaşlılar olduğunun defaatle ifade etmişlerdir. Hatta Bağdat’taki doktorlar ölülerin kimliklerinin hala kendilerinde olduğunun ve ispata hazır olduklarının beyan etmişlerdir.
Başka bir örnek de Necef Eğitim Hastanesi’dir. Buradaki kayıtlara göre savaş süresince 286 sivil ve 57 asker yaşamını yitirmiştir. Ancak hastane yetkilileri ağır yaralıların imkansızlıklar nedeniyle tedavi edilemediğini, bu sayıya saldırıdan dolayı yaralanan ama daha sonra ölenlerin de eklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Uluslararası Kızılhaç Örgütü Bağdat’taki 19 hastane başta olmak üzere saldırının gerçekleştiği tüm yerleşik yerlerindeki hastanelerin tamamının saldırılardan zarar gördüğünü açıklamıştır.
Bağdat’ta sadece havaalanının çevresindeki üç hastane olan el-Harama, el-Askan ve Yermük hastanelerindeki sivil ölümlerin toplamı 845’dir. Bunların dışında hastaneye getirilmeyen ama kaydı tutulan sivil ölümlerin sayıları ise sadece Bağdat’ta 1255 kişidir. Bu saldırıda toplam 245 kişi silahla veya tank ateşi ile vurularak, 83 kişi mühimmat depolarındaki patlamalarla ve 3,357 kişi de bombardımanlar neticesinde hayatını kaybetmiştir. Öte yandan ABD ve müttefiklerinin esir düşen askerleri Irak televizyonunda gösterilince, Rumsfeld başta olmak üzere tüm müttefik yetkilileri bunun Cenevre anlaşmalarına aykırı olduğunun iddia etmişlerdir. Hukukçular ise görüntülerden hareketle net yorum yapılamayacağını ancak röportaj yapılan odada askeri bir tehdit olursa bir sakıncasının olabileceğini ifade etmişlerdir. Esirler kurtulduktan sonra Iraklı askerlerin kendilerine hiç de kötü davranmadıklarını, aksine yiyeceklerini kendileriyle paylaştıklarını açıklayınca, ABD ve müttefiklerinin savları kendiliğinden çürümüştür. Adilbir değerlendirme olabilmesi için bir de ABD ve müttefiklerinin yaptıklarını Cenevre anlaşmaları çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. ABD ve müttefikleri bu anlaşmaların pek çok maddesinin hatta bizzat kendisini yok saymış ve en büyük ihlalleri gerçekleştirmişlerdir, çünkü ABD ve müttefikleri misket bombaları, salkın (cluster) bombaları, mayınlar, tahrip gücü yüksek füzeler ve kullanımı yasak maddelerden yapılan silahlar kullanmışlardır; siviller hedef alınmış ve masum insanlar öldürülmüştür.
Felluce Katliamı
Postmodern soykırım- ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin işgali altındaki Irak’ın Felluce kentinde binlerce sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terk edildiği, cesetlerin köpeklerce yenilmeye başlandığı ve 250 bin kişinin bölgeden sürüldüğü iddia ediliyor. Yeni dünyada, Felluce katliamı “postmodern” soykırım olarak nitelendirilmeye başlandı. İşgalci saldırganlar saldırılarının etkili olması için misket bombasına varıncaya kadar nükleer hariç tüm yasaklı bombaları, kimyasal ve biyolojik silahları çekinmeden kullandılar.
ABD, Irak’ın Felluce kentinde düzenlediği operasyon sırasında beyaz fosfor maddesini silah olarak kullandığını itiraf etti.
Savunma Bakanlığı Pentagon’dan bir sözcü, bu maddenin çıkardığı yangın ve dumanın, düşman savaşçıların saklandıkları yerlerden çıkarmak amacıyla kullanılmış olabileceğini söyledi. Amerikalı yetkililer bugüne dek beyaz fosfor bombalarının Irak’ta yalnızca etrafı aydınlatmak ya da kendi askerlerinin ilerleyişini gizlemek için kullanıldığını savunuyordu. Uluslararası anlaşmalar, kimyasal silah olarak kabul edilmeyen beyaz fosforun düşman askerlere karşı kullanımını yasaklamıyor. Ancak BBC’nin savunma muhabiri, Felluce’de sivillerin de beyaz fosforla ölüp ölmediği sorusunun gündeme geleceğini söylüyor. Beyaz fosfor deride ağır yanıklara yol açan, bir kez deriyle temas ettiğinde üzerine su dökülse bile sönmediği belirtilen bir madde. Yarattığı yoğun duman yüzünden saldırı harekatlarında askerleri gizlemek amacıyla kullanılabiliyor. Askeri kaynaklar, beyaz fosfor bombası parçalarının tekrar patlayarak ateş toplarına dönüşmesi ve deride ağır yanıklara yol açması yüzünden “psikolojik savaşta büyük avantaj sağladığını” kaydediyor.
Körfez Savaşı
ABD eski Adalet bakanı Ramsey Clark’ın başkanlığında Körfez savaşıyla ilgili bir araştırma yapmak üzere “Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi” adıyla bir konsey oluşturuldu. Konseye dünyanın çeşitli ülkelerinden üyeler tayin edildi ve bu konsey uzun süren bir araştırma sonrasında Körfez savaşının birinci müsebbibi ve kahramanı Georges Bush’u savaş suçlusu ilan etti. Konsey başkanı Ramsey Clark da, konseyin tespitlerini şu şekilde özetledi: Irak’l“Körfez savaşı sırasında ABD ve müttefikleri Irak’a, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yedi katına denk bomba attılar. Bunlardan sadece %7’sinin belli bir hedefi vardı. Atılan bombaların %60’ı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her türlü silah kullanıldı. Bombalamalar sonucunda Irak’ta 51 cami, 28 hastane, 687 okul imha edildi. Savaşın sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin ıraklı çocuk öldü’’. Ramsey Clark’ın öncülüğündeki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, raporunu 30 ayrı ülkede bir yıl kadar süren inceleme ve araştırmalar sonucunda hazırlamıştı. Raporda başta ABD başkanı George Bush olmak üzere, ABD yönetiminin bütün üst düzey yetkililerinin dünya barışına ve insanlığa karşı ağır suçlar işledikleri dile getirildi. Raporda, Bush’un Körfez Savaşı’yla ilgili olarak 19 ayrı suçu işlemekten sorumlu olduğuna işaret edildi.
BM.24 ekim 1945 de kurulmuş uluslararası bir örgüttür. BM kendini “ adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararası tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. Uluslararası ilşkilerde, kuvvet kullanılmasını ilk olarak evrensel düzeyde yasaklayan ilk anlaşma BM sözleşmesidir. Ancak BM bu ilkelere dayanarak yukarda adı geçen bazı ülkelere (Küba Irak vs.) 12 yıllara varan ekonomik ambargolar koyarak yoksulluktan, açlıktan ve hastalıktan yüzbinlerce sivilin ve yüzbinlerce çocuğun ölümüne sebep olmuştur.BM bu ambargolarla yaşam haklarını ellerinden almış insan haklarını ve soykırım yasasını ihlal etmiştir. 1948 soykırım suçunu önleme yasası bu kuruluşta yapılmıştır.Ancak BM bunun yanında oluşturulan uluslararası savaş suçları mahkemesinde ABD askerlerinin yargılanmamalarını sağlayan kararada imza koymuştur.ABD askerlerini bu cezalardan muaf tutmuştur.2002 yılında yine savaş suçları mahkemesinde bu uygulamanın tekrar uzatılması talebi olmuştur.ABD ‘ nin terörist davranış biçimi maalesef hiç bir şekilde yargılanamamaktadır.ABD ise kendisine karşı çıkan ülkelerini işgalci güçlere karşı koruyan yurtseverleri terörist göstermekte ve işbirlikçi ülkelere giriş ve çıkışlarını kontrol ettirmekte, öldürmekte ve yakaladığı yurtseverleri gizli cezaevlerinde işgenceden geçirmektedir.ABD askerlerinin yargılanması halinde ise yani mahkeme yetkisi dışında bırakılmasını öngören tasarının kabul edilmemesin halinde Bosnadan başlayarak Barış gücü operasyonlarını engelleyeceğini açıklayarak BM’e tehditte bulunmuştur.BM. ABD askerlerinin, insan haklarını ve soykırım yasasını ihlal ettiğinde savaş suçları mahkemesinde yargılamadığından kendi ilkelerini çiğnemiş dolayısıyla soykırıma ortak olmuştur. BM kendini yeniden yapılandırmalıdır.
ABD öncülüğünde son olarak ırak’a saldıran sokırım yasasını ve insan haklarını ihlal eden başta ABD ve İNGİLTERE olmak üzere koalisyona ortak olan tüm ülkeler derhal savaş suçları mahkemesinde yargılanarak cezalandırılmalıdır. İşgalde ağır ekonomik zarara uğrayan ırak’a tazminat ödenmeli yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.Soykırım ve savaş suçlarında zaman aşımı yoktur.
KAYNAKLAR:
ABD Tarihi
Amerikan Indian Demographic-Marlita Reddy
Kızılderili katliamı-Bartolome de casas
ABD resmi müdahale kronolojisi
BM 1948 soykırım yasası
Küba cumhuriyet ulusal halkın gücü kurultay bildirisi
U.A Ö Michael Ratner
Human Rights First- Deborah Pearlstein
Yılmaz Dikbaş ( Amerikanın Irak yalanları kitabı)
Yılmaz YUKARİGÖZ
yilmazyukarigoz@hotmail
sevgili sosyalist altarnatif calisanlar ve yazarlar ve okuyuculari TERMIKSANTRALIAN KARSI IMZA KANPANYAMIZA DESDEKLERINIZI BEKLIYOR IYI CALISMALAR DILERIM imza icin http://www.kayarcik.net
slm
Sosyalistler ne zaman birlik olacak
http://www.apolitik.org mizah sitesi bekleriz
Sayfanız http://halkingunlugu.blogspot.com/ linklerine eklenmiştir. Başarılar!
BİRLİK ÖNEMLİDİR !
“Bir şeyi yapmak icin,
onu cok sevmelisiniz.
Bir seyi sevmek icin,
ona delice inanmalisiniz.”
(Che Guevara)
- Kemal DOĞAN : Sevgili Temel ve Sibel hoca Türkeye’den uzakta ta Mexico City’den ,Sorumuzu cevaplayarak beni onurlandırmıştır.Ben sözü fala uzatmayarak sorumu soruyorum.
“Devrimci Sosyalist kurumlar, 29 Mart yerel seçimlerinde ortak tavır alacağına dair bir açıklama gerçekleştirdi.
Açıklamayı DTP (Demokratik Toplum Partisi), ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi), EMEP (Emek Partisi), TKP (Türkiye Komünist Partisi), SDP (Sosyalist Demokrasi Partisi), EHP (Emekçi Hareket Partisi), DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi), Sosyalist Parti, Yeşiller Partisi, DİP Girişimi (Devrimci İşçi Partisi Girişimi), Halkevleri, ESP (Ezilenlerin Sosyalist Platformu), DHP (Demokratik Haklar Federasyonu), SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu), SEH (Sosyalist Emek Hareketi), TÖP (Toplumsal Özgürlük Platformu), Anti-Kapitalist, Teori ve Politika, Kaldıraç, HKM (Halk Kültür Merkezleri), Türkiye Gerçeği, Köz, Proletaryanın Kurtuluşu, 78’liler Girişimi hazırladı. Böyle bir çalışma Türkiye Devrimci Hareketine ne kazandırır ?”
-Temel Demirer:
-Sibel Özbudun :
Evet, hangi düzlemde ve neyi hedeflerse hedeflesin, ezilenler, ötekiler, mağdurlar açısından birlik büyük bir şiar, ve o kadar da ciddi bir iştir.
“Ciddi” sözcüğünün altını özenle çizmeliyiz. Çizmeliyiz çünkü adını zikretmeden geçeceğimiz bir alay negatif örnek veya ciddiyetsizlik bizimle alay etmektedir adeta.
Barracio’nun, “Kelimeler değil, onları konuşan ağızlar önemlidir,” sözünün unutulmamasının çok önemli olduğu kriz koşullarında birliği, yerel seçimlerde birliği veya “Catı Partisini insa”yı konustuğumuz şu günlerde birliğe gerçekte ne kadar hazırız?
Birlik, birleşeceğimiz konularda belirlenmektir. Örneğin yerel seçim ittifakına “Evet” diyenlerden kimileri gercekten CHP’yi desteklemeyecekler midir?
Mesela, Ankara’da Murat Karayalçın’ın dolaylı bir biçimde de olsa desteklenmeyeceği iddia edilebilir mi?
Ya da ÖDP’li Yıldırım Kaya’nın Kırşehir belediye baskanlığı adaylığı için 500 kişiyle CHP’ye iltihaki gündemdeyken ve bu talep Baykal’ca kabul edilecek olursa! ittifaka imza atan güçlerden kimileri, yakın mesai arkadaşlarının bu tutumuna “Hayır” diyebilecekler midir?
Veya, İstanbul’dan adaylığını açıklayan CHP’li Ercan Karakaş’ı, kendisiyle yan yana duranlar karşılarına alabilecekler mi?
Ve nihayet, yine yerel seçim ittifakını destekleyenlerden kimilerinin “ulusal solcu/yurtsever” müttefiklerinden vaz geçmeleri mümkün müdür?
Bu ve benzeri sorular gökten inmedi. Geçmiş seçim deneyimlerinden çıkarsanan sorular bunlar. Uzağa gitmeye ne hacet, milletvekili genel seçimlerinde, “Bin Umut Adayları”ndan Ankara adayının seçim kampanyasında olup bitenler tanıktır. Kampanya sırasında “ittifak” oluşturan taraflardan birinin kendi adayını desteklemek üzere İzmir’e, diğerinin ise Diyarbakır’a gittiği, Ankara adayının ise bir avuç destekçisiyle yalnız bırakıldığı, dahası bu sorun üzerine değil özeleştiri yapmak, konuşma gereği dahi duyulmadığı unutulmadı, unutulmamalıdır. Tıpkı Bertolt Brecht’in, “Hatalar kötü değil. Onları düzeltmemek bile kötü değil. Kötü olan, onları gizlemektir,” uyarısındaki üzere…
Bu ve benzeri sorular ortak seçim işbirliği beyanında halen yanıtını aramaktadır. Bu sorulara verilecek yanıtlar ise, seçim işbirliğinin geleceğini belirleyecek, biçimlendirecektir.
AKP’yi destekleyen belkemiksiz liberallerden, önüne gelenden demokratlik uman “sivil toplumcular”dan, ulusalcılıktan vazgeçmeyen “solculuk”tan, Kürt Sorununun çözümünü AB’ye endeksleyerek ulusal sorunu bireysel özgürlüklere indirgeyen nev’i şahsına munhasır yaklaşımlardan ayrışmayan bir belirlenmenin birliği, ne ve nasıl olacaktır, ya da neye yol acacaktır?
Şu an, buna dair kocaman laflar etmenin karşılığı olmadığı kanısındayız. (Tıpkı George Orwell’in ‘1984’de Big Brother’a, “Hiçbir şey sana ait değildir, kafatasının içindeki küçük yer hariç,” dedirttiği gibi…)
Ancak, bu saptamaya rağmen, şunları da ifade etmeden geçemeyiz: İhtiyaç, organ yaratır. Sürdürülemez kapitalizmin krizinin yol açtığı yeni evrenin ihtiyacı birlik ve kapitalizmin sınırlarını aşan devrimci mücadeledir.
Bu ihtiyaç, varoşlarda, fabrikalarda, ötekilerin mekanlarında boy vermektedir.
Tam da bu noktada yapılması gereken, yuvarlak masa/kapalı salon toplantılarıyla solu birleştirecek mücadeleyi yükseltme beklentisi değil; varoşlarda, fabrikalarda, ötekilerin mekanlarında mücadeleyi yükselterek solu aşağıdan yukarıya doğru birleştirmektir.
Kazancakıs’ın, “İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz,” sözünü durmadan anımsaması gereken devrimci hareket, büyük bir şiar olan birliğe ilişkin “makus talihi”ni, ancak ve ancak böyle aşabilecektir… Hem de Syrus’un, “Başkalarının yanılmalarına bak, dikkati öğrenirsin”; bir Çin atasözünün, “Gelenler korkmayanlardur. Korkanlar gelmediler,” vurgularunun betimlediği üzere…
30 Aralik 2008,
Mexico City
K Doğan : proleteradam@hotmail.com
Yeni bir dönemin, başlangıcında umutlarımızı yenilediğimiz günlerin heyecanıyla merhaba diyor Faşizme Karşı Birleşik Cephe!
Şimdi biraz da umuttan söz etmenin vakti! Bu umut yarına olduğu kadar bugünümüze, en yakın dünümüze ve tarihimize aittir!
Doğrudur hep doğruları yapmadık, yanlışlarımız, eksikliklerimiz, yanılgılarımız da oldu. Ama kim inkâr edebilir ki bu ülkenin sokaklarını ‘aşk ve devrim yeniden’ diye kuşattığımız o güzel günleri, kim yok sayabilir, hangi şiirin, hangi şairin gücü yeter ki buna! Melih Pekdemir bir yazısında şöyle demişti, “Yanlışları ve yanılgıları biriktirmektir aşk yanlışlardan ve yanılgılardan, doğruları doğurtmaktır devrim…”
Evet, şimdi devrim zamanı! Şimdi yeniden devrim zamanı!
Marcos, EZLN‘nin mücadelesini anlatırken, ‘biz de içimizde, ruhumuzda yamalar taşıyoruz, kabuk bağlamış olduğunu varsaydığımız yaralar; en beklenmedik zamanlarda açılan yaralar’ derken, yalnızca Zapitistaları değil, Türkiye Devrimci Hareketi’nin nüvelerini ezilenlerin mücadelesini yürüten herkesin yüreğindeki yaraları da anlatır. Yamalı ve yaralı olsa da ruhumuz sarı zemin üzerine kırmızıyla işlenmiş, geleceği avuçlarına alan, yumruklu – yıldızlı bir bayrak gibi dalgalanmaya devam ederiz.
Ve şimdi, gün dönüyor! Olanca masumiyetiyle ve coşkusuyla tarih devrimci genç bir kuşağın ellerinde yeniden hayat buluyor, sokaklar, alanlar ısınıyor! Eylemlerin güzel gözlü çocuklarının gözleri ışıldıyor, ayaklarımız yerden kesilircesine arşınlıyor zamanı!
Bir umuttan söz ediyoruz, umut edilmemiş bir umuttan!
Herkese söz etmek, gittiğimiz her yere taşımak gerek şimdi bu umudu. Hayat da başka nasıl değişebilir ki! Kimileri de gözlerini umudumuza dikmiş ama ne mümkün; onlar ne umudu anlayabildiler ne hayatı ne aşkı ne de devrimi!
Şimdi geleceğe gülümseyen gözlerimizdeki inançla emekçi yoksul halkımızın acıları ile büyümeye, Filistin‘de taşlarla direnen çocukların öfkesini yüklenmeye, Aleksis’in gecelerindeki isyanı paylaşmaya şimdi tarihin akışını değiştirmeye…
Bir kez daha hayata, kavgaya, sokağa merhaba!
Faşizme Karşı Birleşik Cephe [FKBC]
http://fasizmekarsibirlesikcephe.blogspot.com/
ADALILARDAN MERHABA
Emperyalizmin boyunduruğu altında sömürüye,yozlaşmaya,çürümeye mahkum edilen bütün ezilen emekçi halkların ortak sınıf mücadelesini yükseltmesi için emeğin alınterinin kurtulması,baskıların son bulması ve insanca yaşam için tek kurtuluş yolu DEVRİM ve SOSYALİZMDİR.
ADALILAR ;Emperyalist politikalara,İMF dayatmalarına,post-modernizm’e karşı insanlığın kurtuluş bayrağıdır.
ADALILAR ;Parasız,bilimsel ve anadilde eğtim şiarıyla ezberci gerici ve paralı eğitime karşı gençliğin aydınlık gelecek bayrağıdır.
ADALILAR ;Emeğin kurtuluşu ve insanca yaşam için her türden hak gasplarına,iş cinayetlerine ve sınırsız sömürüye karşı işçilerin öncü bayrağıdır.
Önderimiz MAHİR ÇAYAN’ın tarihten aldığı mirası ve değerleri koruyarak sınıflar savaşında mevzilenmiş proleter devrimci unsurların anti-emperyalist anti-oligarşik anti faşist cephesini ören öncüsüdür.
ben ne şuralıyım, ne buralı,
adalıyım adalı,
ada’m ormanlıktır.
dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı,
bütün ada’mı kaplar.
erdemin güneşi, yirmi dört saat aydınlatır adamı
biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
YAŞASIN DEVRİM ve SOSYALİZM
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
adalilar09@gmail.com