EMPERYALİZM, özellikle geçen yüzyılın başından beri Lenin, Buharin, Rosa Luksemburg gibi büyük devrimcilerin dikkat çektiği gelişmelerden biri oldu.
Lenin, emperyalizmi belli bir ülkeye has bir politik tercih olduğunu savunan liberal görüşlere karşı emperyalizmin kapitalist sistemin biçimlerinden, aşamalarından biri olduğunu ileri sürdü. Ona göre emperyalizm kapitalizmin “en üst aşaması”ydı.
Marksistlere göre sermayenin giderek yoğunlaşması ve merkezileşmesi özel tekelci sermayeyi ortaya çıkarıyor ve devletle bunlar arasında bir entegrasyon süreci yaşanıyordu. Gittikçe uluslararasılaşan sermayeler yatırım, hammadde ve yeni pazarlar için dünya çapında bir rekabete girişmek durumunda kalıyordu.
Ve böylece a) semaye grupları arasındaki çatışmalar ulus devletler arasındaki çatışmalara dönüşüyor, b) ulus devletler arasındaki eşitsizlik daha gelişkin kaynaklara sahip olanların dünyanın geri kalanına hükmetmesine neden oluyor ve c) bu eşitsiz ama bileşik gelişme ve rekabet karşılıklı olarak silahlanmayı yoğunlaştırıyor ve bunların sonucu olarak da hem emperyalistler arası savaşlar, hem işgal savaşları hem de kurtuluş savaşları kaçınılmaz hale geliyordu.
Lenin emperyalistler arası rekabetin bir barış ve uzlaşma ortamı yaratabileceğini, ekonomik sürecin kapitalistleri enternasyonal birliğe sürükleyeceğini ileri savunan Kautsky gibilere de karşı çıktı, onun analizine göre emperyalistler arasındaki rekabet ve bu rekabetin ortaya çıkardığı barbarlık ancak işçi sınıflarının dünyanın her yerinde iktidarı kendi eline almasıyla engellenebilirdi. Lenin mazlum halkları uluslararası işçi sınıfının en büyük müttefiki olarak gördü. Komünist Manifesto’nun “Dünyanın bütün işçilerini birleşmeye” çağıran ünlü bitiş cümlesini “dünyanın bütün işçilerini ve ezilen halklarını” birleşmeye çağırarak emperyalizm çağına uyarladı.
SA Bülten 3, 1 Aralık 2001