Sosyalist Alternatif, Devrimci Marksist Kolektif gruplarından ve bireysel sosyalistlerden oluşan bizler, güçlerimizi tek bir parti grubunda birleştirmeye karar vermiş bulunuyoruz. Bundan sonraki faaliyetimizi DEVRİMCİ MARKSİST BİRLİK GRUBU adıyla ve ortaklaşa sürdüreceğimizi ilan ediyoruz.
Birlik Grubu’nu biraraya getiren en temel zemin parti programı ve tüzüğüdür. Programımızın, sadece bizim için değil Türkiye sosyalist hareketinin tümü için pusula işlevi göreceğine inanıyoruz.
Sosyalistlerin birliği zorunludur
Birlik Grubu, sosyalist soldaki birlik çabalarının derinleştirilerek sürdürülmesi gerektiğine inanıyor. Sosyalist hareketimiz parçalanmışlığını aşamadığı sürece işçi hareketi ve ülke için alternatif oluşturma şansını bulamayacaktır. Bu yüzden birlik çabası günceldir ve devrimcidir.
Ancak yaşadıklarımız, birlik sürecinin bir yönüyle de ayrışma süreci olmasının kaçınılmazlığını ispatladı. Sol içinde kabaca üç ana küme şekilleniyor. Sol liberalizm, sol milliyetçilik ve devrimci sosyalizm!
Sol liberallerin ufku, küresel kapitalizmi ve piyasayı ıslah etmekle sınırlı. Geçtiğimiz yüzyılda Kautsky’nin ortaya sürdüğü tezlere paralel biçimde küreselleşmenin ulus-devletleri ortadan kaldırdığına, emperyalist rekabeti yumuşattığına inanıyorlar. AB’den gelecek demokrasiye(!) umut bağlıyorlar.
Sol milliyetçilere göre ise ‘ulusal’ kapitalistlerin neredeyse hiç suçu yok. Herşey emperyalizmin tezgahı. Onlar da yerli burjuvaziye ve genelkurmaya göz kırpıyorlar.
Emekçi sınıfların gündelik ve tarihsel çıkarlarıyla çelişen bu eğilimlerin, sosyalist hareketimizin saflarına kadar sızması endişe vericidir.
Geçmişte sosyalizmin uluslararası bir faktör olduğu koşullarda, sol saflarda politika yapan kimi orta sınıf entellektüellerin ve liderliklerin liberalizmin ve milliyetçiliğin hegemonya alanına doğru kayışısının nedenleri özünde maddidir, sınıfsaldır.
Tam bu yüzden içinde bulunduğumuz koşullarda sosyalistlerin birliği ancak ve sadece sol liberalizmden ve milliyetçilikten kendisini titiz bir keskinlikle ayıran bir politik/ideolojik zeminde inşa edilebilir.
Partimizin tarihsel anlamı bu noktada açıklığa kavuşmaktadır. Bizim partimizin amacı devrimci sosyalist güçlerin birliğini sağlamaktır. İP ve ÖDP liderlikleri dışarda kalmak üzere, bu partilerin tabanındaki devrimciler de dahil olmak üzere, bir bütün olarak Türk solu hala büyük ölçüde devrimci sosyalizm alanındadır. Birlik çabamızın muhatabı hala bütün sosyalist harekettir.
Partimiz, devrimci sosyalizmin birleşik partisidir. Biz devrimci sosyalist partiler, çevreler açısından bir sonraki adımı temsil ediyoruz. Sorumluluğumuz herkesten fazladır.
Bu anlamda Birlik Grubu’nun temel amacı, liberalizmin ve milliyetçiliğin sol üzerindeki etkilerine karşı mücadele etmek, devrimci sosyalizm zeminini ve onun birleşik partisini güçlendirmek ve nihayet devrimci sosyalistlerin birlik zeminin devrimci marksizme doğru derinleştirilmesini hızlandırmaktır.
Gelecekle geleneği buluşturmak
Berlin Duvarı‘nın çöküşü emekçi sınıflara ve yoksullara yönelik neo-liberal saldırıyı daha da vahşileştirdi. SSCB’nin çöküşü kapitalizmin zaferine kanıt olarak sunuldu. Aynı anda sosyalizme ve eşitlikçi, toplumcu fikirlere karşı da büyük bir ideolojik saldırı sürdürüldü. Çöküşün bilimsel sosyalizmi de geçersizleştirdiği ileri sürüldü. Amaç bir yandan bir bütün olarak emekçi sınıfları geriye doğru iterken, onun öncüsünün de devrimci marksizmle bağını koparmaktı. Sosyalist sol içine düştüğü şaşkınlık yüzünden bu büyük karşı devrimci dalgayı savuşturmakta güçlük çekti.
Bu gerici dönemin sonuna doğru yaklaşıyoruz. Sosyalizm düşmanlarının, sosyalizmsiz bir ‘yeni dünya düzeni’ vaaz eden ideologların maskesi düştü, karanlık yüzleri ortaya çıktı.
Sonsuz barış bir yana emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor, çıkar çatışmaları keskinleşiyor. Bunlar arasındaki çatlaklar derinleştikçe; kaynakları yağmalamak, pazarları ele geçirmek ve halkları tahakküm altına almak amacıyla yürütülen emperyalist politikalar daha da gericileşiyor. Emperyalist politikanın silahlarla sürdürülen biçimi olarak savaşlar gündeme geliyor.
Başka Bir Dünya Mümkün!
Aynı zamanda neo-liberal politikalara karşı nefret dünya çapında yoğunlaşıyor. IMF’yi, Dünya Bankası’nı, savaşı kapitalizmi protesto gösterilerine yüzbinlerce insan katılıyor. Tam da bu yüzden Bulunduğumuz noktada ikili bir görevle karşı karşıyayız: Gelecekle geleneği buluşturmak.
Anti-kapitalist hareket geleceğin bugünkü işaretidir. Kapitalizm karşıtı uluslararası eylemler yeni bir muhalif kuşak yetiştiriyor. Anti-kapitalist hareketin içine giren sol kendisini yeniliyor. Biz partimizin kapitalizm karşıtı küresel mücadelenin aktif öznelerinden birisi olması gerektiğini düşünüyoruz. MYK bürolarımızdan birinin “Anti-Kapitalist Hareket Bürosu” şeklinde örgütlenmesinin yerinde olacağına inanıyoruz.
Öte yandan dünya çapında mayalanan muhalif dalganın istikrarla büyüyebilmesi ve insanlığın ücretli kölelik düzeninden kurtuluşu mücadelesinde anlamlı bir kilometre taşı olabilmesi için, bu dalganın bilimsel sosyalizm geleneği ile buluşması zorunlu.
Geçmişte yaşanan sosyalizm deneyimleri şimdi ve tam bu bağlamda yeniden ve soğukkanlı bir şekilde ele alınmak zorunda. Programızda Ekim Devrimi ve onu gerçekleştirenlerin geleneğine sahip çıkılmaktadır. Bu sosyalist hareket saflarında yapıcı bir tartışmanın başlayabilmesi ve sürdürülmesi için uygun bir zeminin varlığına işarettir. Bu tartışmada öncelikle ortaklıklar ortaya konmalı ve bunlar referans olarak kabul edilmelidir. Bizim inancımız, Lenin’in bütün eserlerinin ve III. Enternasyonal’in en azından ilk dört kongresinin de partimizin ortak referansı olarak kabul edilebileceği yönündedir.
Birlik Grubu olarak bizim ortaklaştığımız nokta ise şudur: SSCB deneyiminin devrimci marksist eleştirisi, ancak kendisinden önce yapılmış marksist eleştirileri -eleştirel bir değerlendirmeyle- içselleştirdiği oranda amacına ulaşabilir.
Eleştirel bir değerlendirme denemesine bizden önce girişenler de oldu, bürokratikleşmeye yönelik ilk marksist eleştiriler bizzat devrimi gerçekleştiren kuşağın üyeleri tarafından başlatıldı. Lenin, siyasi yaşamının son dönemini tümüyle “bürokratik yozlaşmaya” karşı mücadeleye adamıştı. Aynı dönemde Bolşevik Parti ve Komünist Enternasyonal içinde bürokrasiye karşı güçlü bir Sol Muhalefet ortaya çıktı. Sovyet demokrasisine, (sosyalist demokrasiye), Bolşevik Parti’ye, Enternasyonal’e ve Marksizme sahip çıkarak bürokratik yozlaşmayı eleştirenler, tam da marksist yöntemi bürokrasiyi eleştirmek amacıyla kullandıkları için hunharca bir baskıya maruz kaldılar.
Bugün, samimi hiçbir marksist eleştiri geçmişte ölümü göze almak pahasına aynı işi yapmış olanların emeğini ve kahramanca gayretini yok sayamaz. Biz ‘reel sosyalizme’ yönelik eleştirel geleneğimizi, bürokratikleşmeye dikkat çeken Lenin’in son yazılarıyla, Komünist Enternasyonal-Sol Muhalefet ile başlatıyoruz.
Programımızın dünya analizi ve sosyalizm deneyimlerinin yorumlandığı bölümlerine yönelik düşüncelerimizi kaba hatlarıyla ortaya koymuş olduk. Buraların derinleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Türkiye analizi, egemenliğin ‘emperyalizmin, onunla içiçe geçmiş az sayıda tekelin, temelinde kara para yatan spekülatif sermayenin ve bunlarla organik bağa sahip endüstriyel askeri kompleksin’ elinde olduğu saptamasıyla başlıyor, egemen sınıfın “emperyalizmin Avrasya’daki yağma sofrasından beslenmek ve bölgesel bir güç merkezi olmak stratejisi” ile içinde bulunduğu krizi aşmaya çalıştığını ve bu stratejinin “somut olarak Avrasya’da ABD-İsrail ittifakına dayanarak bölgesel güç merkezi olma süreci içinde Avrupa Birliği’ne Türkiye’yi entegre etmek amacı” taşıdığını vurguluyor, “Bu strateji, ülkeyi büsbütün ucuz işgücü cennetine çevirmeden, devlet aygıtının anti-demokratik, baskıcı yapısını koruyarak muhalefeti zor kullanarak bastırmadan, “ulusal birlik, bütünlük” adı altında Kürtlerin ulusal ve siyasal gücünü kırmadan ve ‘ulusal çıkar’ adı altında Türkiye’yi bölgesel savaş maceralarına sürüklemeden amacına ulaşamaz” deniyor.
Bu meselenin doğru konuş şeklidir. Bu tesbitler, Türkiye’nin gelecekte içine sürükleneceği savaşların, haklı savaşlar olmayacağı, hegemonyacı saldırı savaşları olacağı saptamasıyla yanyana düşünüldüğünde programımızın devrimci özünü oluşturmaktadır.
Birlik Grubu, bu yaklaşımın olgusal gerçeklerle, verilerle, Mihri Belli’nin deyimiyle ‘etüd çalışması yaparak’ zenginleştirilmesi görevini önüne koyuyor. Aynı şeyleri genel olarak programın geri kalan kısmı için de söylemek gerekiyor. Burada özel olarak birkaç söz söylemek gereken kısım ittifaklarla ilgili bölümdür.
Hedefimiz Sol İttifak
Birlik Grubu’nun ittifaklar konusundaki yaklaşımı özü itibarıyla partimizin yaklaşımıyla paraleldir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileriyle Kürt yoksullarının ittifakı, onların siyasal temsilcilerinin, sosyalistlerin, sosyal demokratların, Kürt yurtsever hareketinin, erkek egemen sisteme karşı mücadele eden kadın hareketinin ve diğer özgürlük hareketlerinin, doğal çevrenin tahrip edilmesine karşı mücadele eden ekolojist hareketin, gençlik hareketlerinin, anti-militaristlerin, anti-kapitalistlerin, anti-emperyalistlerin, anti-faşistlerin işbirliği ve ortak mücadelesi: Geniş bir Sol ittifak!
Böyle bir ittifak hem gerçekçidir, hem aşırı sağı engellemenin tek yoludur, hem de Tekellerin Türkiyesinden Emekçilerin Türkiyesi’ne geçişin önkoşuludur.
Birliğin önkoşulu çoğulculuktur
Sosyalist solun birleştirmenin ön koşulu demokratik merkeziyetçiliğin çoğulculuğu ve tartışma özgürlüğünü kapsayan yönünü kuvvetlendirmektir. Bize göre programatik zemin temelinde eylem birliği esastır. Birlik Grubu karar sürecinde azınlıkta da kalsa da partinin eylem birliğini korumaya özel önem gösterecektir. Biz çoğulculuğu partiyi oluşturan grupların temsiliyet oranlarında arayan yaklaşımı kendimize yabancı buluyoruz.
Solun birliği ve sosyalizmin rönesansı ancak özgür tartışma süreci sonucunda gerçekleşebilir. Çoğulculuğun, parti içindeki her fikrin partinin bütün örgütlerinde özgürce dolaşımınının ve tartışılmasının sağlanmasıyla hayata geçebileceğine inanıyoruz. Bu bağlamda tüm üyelerin katılımına açık bir parti bülteninin çıkarılmasının, tüm yayınların tek bir elden dağıtılmasının faydalı olabileceğini düşünüyoruz.
Grupların varlığı nesnelliktir ancak organik bütünleşme için grupların parti grubuna dönüşmesi gerekir. Birlik Grubu, her biri uzun ve çetin mücadeleler sonucu ortaya çıkmış olan devrimci grupların meşruiyetini tartışma konusu yapmayı anlamsız bulur. Grupları kaynaştırmanın tek yolu partiyi güçlendirmektir. Ancak gruplar kadar istikrarlı olabilen ve onlardan daha büyük bir politik enerji yaratan bir parti grupları potasında eritebilir. Grupların ise atması gereken adım kendilerini parti grubu olarak yeniden inşa etmektir. Devrimci Marksist Birlik Grubu daha en baştan kendisini parti grubu olarak ilan ediyor.
Parti grupları ile parti ve partililer arasındaki ilişkinin üç temele dayandığına inanıyoruz: Partinin üstünlüğünün her koşulda kabulü. Parti ve partililer karşısında tam açıklık. Kurucu sorumluluğu. Birlik grubu kendisini bu üç temel üzerinde inşa ediyor.
23 Ağustos 2002
PARTİYE KARŞI TAM AÇIKLIK
Devrimci Marksist Birlik Grubu, partinin organik bir grubu olarak kendi geleceğini parti saflarındaki sosyalistlerle birleştirmiştir. Grubumuz, üç yılı aşkın süre boyunca kolektif olarak yaratılan çizginin kendi özgün görüşleriyle uyum içinde olduğunu belirtir.
Birlik Grubu, parti tüzüğünde grupların varlığının tanınmasını, buna karşın partinin üstünlüğünün de gruplar tarafından kabülünü önemli bir ilke sayar.
Birlik Grubu, parti karşısında tam açıklık ilkesine uyacak, parti grubu olarak tüm partiye her konuda düzenli olarak hesap verecek, parti üyelerinin, özellikle grup dışı üyelerin çalışmalarımızı denetlemesine razı olacaktır.
Birlik Grubu,tüzüğümüzde bir Hakemlik Kurulu’na yer verilmesini, oluşturulacak Hakemlik Kurulu’nun gruplar arası, gruplarla organlar ve tek tek üyeler arası, parti birliğine, üyelik haklarına, partinin devrimci eylem birliğine zarar verici her türden ihtilafı hakkaniyet ilkeleri içinde çözmeye yetkili olmasını talep eder. Talebinin kabul edilmesi durumunda Hakemlik Kurulu kararlarını tanıyacağını ilan eder.
23 Ağustos 2002