Tekellerin Türkiyesinden Emekçilerin Türkiyesine doğru yürüyüşe başlıyoruz
Halkı Meclis’e taşıyoruz
Sosyalist Demokrasi Partisi Türkiye’nin 50. partisi olarak kuruldu. Parti enflasyonunun yaşandığı, solun binbir parçaya bölündüğü bir ortamda SDP’ye ihtiyaç var mıydı? Vardı! Çünkü SDP, solu bölmek için değil sosyalistleri birleştirmek için yola çıkıyor.
Krizin, bölgesel savaşın ve kirli savaşın potansiyel birer tehdit olarak karşımızda durduğu günümüz koşullarında, emekçilerin, yoksulların ve ezilen halkların yanyana durmaktan, omuz omuza vermekten başka çaresi yoktur.
Bu ölümcül tehlikeleri savuşturamazsak ağır bedeller ödemek zorunda kalacağız. Tam da çelişkilerin keskinliğinden ötürü, emperyalizmin ve egemen sınıf bloğunun gerici saldırılarını püskürtebilirsek, gericiliği püskürtmekten çok daha fazlasını kazanacağız.
Kaybedeceğimiz çocuklarımızın geleceği, kazanacağımız ise, bağımsız, Türküyle, Kürdüyle bütün halklarının eşit haklılık temelinde “bir orman gibi kardeşcesine” birlikte yaşadığı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkes için eşit ve parasız olduğu, çocukların doyasıya süt içebildiği, ırk ve cins ayrımcılığının ortadan kaldırıldığı, toplumsal hayatının sömürülenler ve ezilenler lehine, sömürüyü ve baskıyı ortadan kaldırmak amacıyla düzenlendiği yepyeni bir ülkedir.
Emek, barış ve özgürlük güçlerinin mücadele birliğinin sağlamlaştırılarak inşa edilmesi işte böylesine hayati öneme sahiptir.
Burada en kritik rol sosyalistlere düşüyor. Oysa sosyalist sol hak ettiği kitleselliğin çok uzağında. Zengin bir tarihe, mücadele içinde yetişmiş deneyimli kadrolara sahip olmamıza rağmen, potansiyelimizin çok küçük bölümünü örgütleyebiliyoruz. Bunun nedeni bölünmüşlüktür. Kapısını çaldığımız her emekçi devrimcilerin bölünmüşlüğünden yakınıyor, birlikten doğacak kuvveti hepimiz hissedebiliyoruz.
Öyleyse gün, birlikte mücadelenin bayrağını yılmadan ve yeniden yükseltme günüdür!
Öyleyse gün, sömürülenlerin, ezilenlerin, ayrımcılığa maruz kalanların, horlananların ve dışlananların taleplerinin savunucusu, mücadelelerinin öncüsü olacak; daha kadın, daha emekçi, daha genç, daha çevreci, daha kitlesel, daha çoğulcu, daha birleşik ve daha devrimci bir parti inşa etmek için kolları sıvama günüdür.
Farklı geleneklerden gelen sosyalistler olarak bizler, işte bu nedenle sosyalist solun birlik partisi SDP’yi kuruyoruz.
Sosyalist hareketin ulusal ve uluslararası geleneğini kendi tarihi olarak görmeyen bir parti sosyalist sıfatını hak edemez! Bilimsel sosyalizm geleneğinin savunucusu olarak bizler, uluslararası işçi hareketinin ve geleneğimizi Paris Komünü ve Ekim Devrimi başta olmak üzere bütün mücadelelerini ve deneyimlerini kendi tarihimizin parçası olarak değerlendiriyor ve sahip çıkıyoruz.
Berlin Duvarı’nın çöküşü sosyalizmin yanlışlanmasının değil, bürokratik yozlaşmayı ve sosyalist demokrasinin tasfiye edilmesini eleştiren marksistlerin doğrulanmasının deliliydi.
Demokratik iç işleyişe sahip olmayan bir sosyalist parti, kapitalist demokrasisiden milyon kez daha demokratik olan sosyalist demokrasiyi temsil edemez. Kendisini geliştiremez. Özgür tartışma ve çoğulculuk, geçmişte yaşanan deneyimlerden ders çıkartabilmenin olduğu kadar, marksizmin sınıf mücadelesi içinde sürekli yenilenebilmesinin de koşuludur.
SDP’nin bütün partiler içinde en demokratik iç işleyişe sahip parti ve çoğulcu tek sosyalist parti olmasının nedeni işte budur.
Başka bir dünya mümkün!
SDP, uluslararası ve ulusal çapta büyük tarihsel dönüşümlerin yaşandığı bir konjonktürde kuruluyor.
Emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor, çıkar çatışmaları keskinleşiyor. Bunlar arasındaki çatlaklar derinleştikçe; kaynakları yağmalamak, pazarları ele geçirmek ve halkları tahakküm altına almak amacıyla yürütülen emperyalist politikalar daha da gericileşiyor. Emperyalist politikanın silahlarla sürdürülen biçimi olarak savaşlar gündeme geliyor. Emperyalist rekabet, uygarlığın ve doğal çevrenin karşısındaki en büyük tehdit unsuru olarak duruyor.
Ancak bu madalyonun sadece bir yüzüdür. Bir yandan da yeni dünya düzenine ve neo-liberalizme yönelik eleştiriler yaygınlaşmasına tanık oluyoruz. Yeni dünya düzeni efendilerinin ideolojik hegemonyası parçalanıyor. Kitle iletişim araçlarından yayılan yalanlarla kandırılan halklar, emperyalizmin ve “yeni dünya düzeni”nin ne anlama geldiğini acı bir şekilde görüyorlar. Dünya çapında, geçmiş deneylerden dersler çıkaran devrimci güçler ve kapitalizm karşıtı muhalefet umut verici adımlar atarak gelişiyor. Emperyalist bölgesel savaşların ve paylaşımların kurbanı olan halklar arasında sosyalizmin rönesansına doğru ilk uyanışlar başlıyor.
Bütün bunlar, bir işçi-emekçi seçeneğinin ilk habercileridir. 21. Yüzyılda, Ekim Devrimi’nin açtığı çağın yeniden ve dünya çapında başlatılmasının koşulları olgunlaşıyor.
Tekellerin değil, emekçilerin Türkiyesi!
Öte yandan emperyalizmin, onunla içiçe geçmiş az sayıda tekelin, kara paracı spekülatif sermayenin ve bunlarla organik bağa sahip endüstriyel askeri kompleksin egemenliği altındaki Türkiye, krizden krize sürükleniyor.
Ekonomi, IMF ve DB gibi küresel tefecilerin dikte ettiği programlarla yönetiliyor. Tekelleşen sermaye giderek asalaklaşıyor, yerli ve yabancı spekülatif mali sermaye sanayi üretiminin önünde engel haline gelmiş bulunuyor. Fabrikalar sökülüyor. İşsizlik kronikleşti. Türkiye küçülüyor, toplumsal hayat çürüyor.
Egemen sınıf içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu yayılmacı maceralarda arıyor. Emperyalizmin Avrasya’daki yağma sofrasından beslenmeyi ve ABD-İsrail ittifakına dayanarak bölgesel bir güç olmayı hayal ediyor. Bu maceranın emekçilere ve ülkeye faturası ağır olacaktır. Çünkü bu gerici strateji, ülkeyi büsbütün ucuz işgücü cennetine çevirmeden, muhalefeti bastırmadan, Kürtlerin gücünü kırmadan ve Türkiye’yi bölgesel savaş maceralarına sürüklemeden amacına ulaşamaz.
Gericiliğe mahkum değiliz. Tekellerin egemenliğini kırıp, bu gerici stratejiyi etkisizleştirmek ve üretenlerin yönettiği bir ülke kurmak mümkündür.
Krizden çıkmak, işsizliği ve yoksulluğu sona erdirmek için, iç ve dış borçlar tanınmamalıdır.
Meşruiyeti olmayan bu borçları tanımayan bir Türkiye emperyalist tefecilerin elinde krizden krize sürüklenen bütün gelişmekte olan dünyaya örnek olacaktır.
Böylesi bir kararın Türkiye’yi tecrit edeceği palavradır. Tam tersine Türkiye, küresel direniş hareketinin ve azgelişmiş dünyanın desteğini hemen yanında bulacaktır. Latin Amerika ve Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülke Türkiye’yi izleyecek ve ortaya küresel tefecileri köşeye sıkıştıracak muazzam bir hareket çıkacaktır.
Dış ve iç borç ödeme yükünden, IMF ve DB reçetelerini yırtıp atarak kurtulan Türkiye, neo-liberal uygulamanın bütün sonuçlarını ortadan kaldırma olanağına kavuşacaktır.
Demokrasiyi ve iç barışı kazanmak için Kürt sorunu eşit haklılık temelinde çözüme kavuşturulmalıdır.
Türkiye Kürt sorununu çözmek zorundadır. Çözüm, iki kardeş halkın eşit haklılık temelinde birleşmesiyle sağlanabilir.
Kürt sorunu çözülürse ülke ve demokrasi “bölücü terör” umacısından kurtulacaktır. 12 Eylül hukukunu ortadan kaldırmanın önündeki bütün engeller ortadan kalkacaktır. Emperyalizme büyük bir darbe vurulucaktır. Bölge barışının tesis edilmesine büyük katkı sağlanacaktır. Özgürleşen Kürtler ağır bedeller pahasına elde ettikleri muazzam deneyim sayesinde bölgesel devrimci sürecin başlıca itici güçlerinden biri olarak, bölgedeki gericilikten yana güçler oranını değiştiren önemli bir etken olacaktır.
Eşit haklılık temelinde çözüm için, savaşın en temel sonuçlarını ortadan kaldırmalı, Kürtlerin ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar güvence altına alınmalıdır..
Bölge çapında barışın ön koşulu olarak, ABD-İsrail-Türkiye gizli antlaşmalarını iptal edilmeli ve Türk silahlı güçlerinin ülke dışına sevk edilmesi sona erdirilmelidir.
ABD-İsrail-Türkiye ittifakı bölgenin en gerici gücü olarak, bölgede savaş tehlikesini büyüten başlıca faktördür. Bu ittifakın girişeceği savaşlar asla haklı savaşlar olmayacak, hegemonyacı saldırı savaşları olacaktır.
Türkiye’nin savaş siyasetine sürüklenmesi yalnız emperyalist devletlerin ve NATO’nun yüzünden değildir. Türkiye’de kapitalist tekelci çıkar, yapısal ekonomik kriz, militarist devlet egemenliği, pan-türkist ve pan-islamist ideolojik hegemonya savaşın içimizdeki kaynaklarıdır.
Bu ittifakın dağıtılması sadece bölge barışı için tarihi bir kazanım olmakla kalmayacak aynı zamanda emperyalist saldırganlığın içimizdeki kaynaklarını da kurutacaktır. Partimiz tüm savaş karşıtlarının tek cephede birliği ve bölge halklarının enternasyonal dayanışması için çalışacaktır. Enternasyonal dayanışmanın hedefi, her ülke halkının kendi egemen güçlerinin yenilgisi için mücadele etmesidir.
Demokrasinin etnik iç barışın ve bölge barışının sağlanması için, onbeş yıllık savaşta oluşan militarist çevrelerle içiçe geçen faşist hareket etkisizleştirilmelidir.
Son hükümet döneminde faşist hareketin güçten düşmesi yanıltıcı sonuçlar doğuruyor. Bu hareketin kendiliğinden güçten düşeceği ve etkisini yitireceği düşüncesi büyük bir tehlikedir.
Derin bir ekonomik krizin patlaması ve Türkiye’nin bir bölgesel savaşa sürüklenmesi faşist tehlikeyi büyütecektir. Faşist hareket Kıbrıs sorununda, Kafkasya’da, Orta Doğu’da yayılmacı, militarist ve savaş yanlısı sermayenin vurucu gücü, emperyalizmin Avrasya’daki hegemonya politikasının en gerici aracıdır.
Faşist hareket gericilik bloğunun en tehlikeli olduğu kadar en gayrimeşru aracıdır. Hiçbir gerçek demokraside faşist partilerin yeri yoktur. Türkiye’de olmamalıdır. Demokrasinin, Le Pen’e olduğu kadar Devlet Bahçeli’ye karşı da kendisini koruma hakkı meşrudur.
SDP, sosyalist hareketimizin ve anti-faşist güçlerin mücadele içinde elde ettiği birikimi canlandıracak, faşist tehlikeye karşı uyanıklığı sağlayacak, herşeyden önce sendikalardaki faşistleştirme hareketine karşı emekçileri örgütleyecek, varoşlarda faşist demagojinin iç yüzünü açığa vuracaktır.
Pazara kadar değil..
Türkiye krizin ve sosyal patlamanın, Irak savaşının ve muhtemel yeni kirli savaş konseptlerinin önünde durduğu bir ortamda seçime gidiyor. Anketlere göre seçime giren 23 partiden sadece biri barajı geçmeyi garantilemiş durumda. Buna rağmen baraj aşağıya çekilemiyor. Bunun nedeni basittir ve bellidir. Gerici blok, HADEP’in parlamentoya girmesini engellemek istiyor.
HADEP’in parlamentoya girmesi, 15 yıllık savaş döneminin geride kaldığı, ancak kalıcı barış için samimi hiçbir adımın atılmadığı, tersine Kürt hareketinin liderliğine aba altından sopa gösterildiği bir dönemde, gerici bloğun stratejisini etkisizleştiren bir adım, eşit haklılık temelinde kuruculacak kardeşlik için büyük bir kazanım olacaktır.
HADEP’in Türkiye parlamentosundaki varlığı, bölgedeki tüm Kürtler için güvence oluşturacak, emperyalistlerin bölge halklarını birbirine kırdırma politikası ağır bir darbe alacaktır.
Öyleyse gün ezilen halkın temsilcilerini parlamentoya taşıma zamanıdır.
Emek barış ve özgürlük güçlerinin geniş sol ittifakının çatısı altında, gerçek demokratlara ve samimi sosyal demokratlara da yer vardır.
Solun ittifaka kazandıracağı her oy Türk emekçilerinin ezilen Kürt kardeşlerine uzattığı bir barış gülü olacaktır.
Biz, emek, barış, özgürlük güçlerinin birlikteliklerini pazara kadar değil zafere kadar sürdürmesi, partilerimizin sadece sandıkta değil günlük mücadelede ve sokakta da birleşmesi gerektiğine inanıyoruz.
SDP bu hedefi gerçekleştirmek için ve bu sorumluluk duygusuyla kuruldu.
Krizin faturasının emekçilere çıkarılmasını engelleyebiliriz ve IMF’den kurtulabiliriz.
Türkiye’nin ABD’nin Irak’ı yağma seferine dahil edilmesini önleyerek savaşı durdurabiliriz.
Kürt sorununu eşit haklılık temelinde çözüme kavuşturarak iç barışı, ABD-İsrail-Türkiye gerici ittifakına son vererek bölge barışını sağlayabiliriz.
Demokrasiyi, çetelerden, kontrgerilladan ırkçılıktan ve faşizmden temizleyebiliriz.
Çağrımız bütün sosyalistlerdir. Gelin sosyalist hareketimizin birleşik partisini birlikte inşa edelim.
Çağrımız, sosyal demokratından, yurtseverine, sosyalistinden demokratına, emekçilere, kadınlara, gençlere, Kürtlere, alevilere, anti-faşistlere, anti-emperyalistlere, anti-kapitalistlere, savaş karşıtlarına, ekolojistlere Türkiye’nin aydınlık ve ilerici güçlerinedir.
Gelin, 3 Kasım seçimlerinde ve her an, her alanda güçlerimizi birleştirelim. Ülkemizi ve geleceğimizi IMF gibi küresel tefecilerin, emparyalistlerin, tekellerin ipoteğinden kurtarmak ve emekçilerin Türkiyesini kurmak için emeğin, barışın ve özgürlüğün en geniş cephesini kuralım.
7 Eylül 2002
Her zaman biz Kürdüyle Türküyle daima kardeşiz bunu ne ordu ne de siyaset adamları bozabilir bugün Türkiye’de Kürtler sanki düşmanmış gibi gösteriliyor halbuki sadece istedikleri sadece özgürlükleridir. Bunun için mücadele ediyorlar ve ben Kürt olmaktan büyük mutluluk duyuyorum herkes kendi özgürlüğüne kavuşmalıdır aksi taktirde dünyanın kafesten farkı olmaz
kardeşliğe değil medya abartmalarına bakarsak diğer ‘kardeşlerimiz’le sorunlar yaşarız. Bütün insanların dünya üzerinde hakkı vardır ve her zaman olacaktır. Özgürlükler kısıtlanmadığı sürece kimse birbirini vurmaz. Şunu da eklemek istiyorum. Dünya kimseye ait değildir, herkesindir.
TABI KI ESITLIK OLSUN ISTIYORUZ BIZ KURDUZ DIYE IKINCI SINIF MUAMELESI GORMEK ISTEMIYORUZ
SDP ÇOK ÖNEMLİ BİR PROJE
SDP SOLUN BİRLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN KURULMUŞ VE SAMİMİDİR.
GEL BENİM ÇATIMDA BİRLEŞ DEMİYOR
İNCELEDİM ÇOK MUAZZAM BİR SOSYALİST DEVRİMCİ BİR PARTİ
BEN BİLİRİM BEN YAPARIM DEMİYOR
SAMİMİ BİRLİKTEN YANA
KADIN SORUNUNA VE KÜRT SORUNUNA BİLİMSEL YAKLAŞIYOR
EN ÖNEMLİSİ SOSYALİST DEMOKRASİ İLKESİ BENCE
SİZDE İNCELEYİN TAVSİYE EDERİM
hepimiz kardeşiz biz bu vatanda yaşıyorsak bu vatan hepimizin başka bir dünya başka bir türkiye var mı? denizlerin dediği gibi türk kürt kardeşliği için savaşıyoruz.
1 mayıstan sonra sırada 6 mayıs var hepimiz ankara dayız tüm kardeşler toplanıyor
SDP li olmak benim için bir ayrıcalıktık
Antalya dan SDP li ramazan
tum sdpli yoldaslara slm olsun mucadelenizi yurekten selamlior devamini diliorm bir ESPli
bende bi kürt sdp li olarak sdp nin tüm sol partiler arasında kürt sorununa yaklaşımını daha iyi buluyorum tüm yoldaşalşra selamlar