Çözümsüzlükte ısrar parlamenter demokrasiyi sakatladı. Meclis’in meşruiyetine gölge düşürdü
3 Kasım seçimleri 21. Meclis’te bulunan 7 partiden 6’sını barajın altında bıraktı. En büyük erimeyi eski iktidar partileri yaşadılar. İktidarıyla muhalefetiyle hepsinin, baraj altında kalacağı belliydi, ona rağmen seçim yasasını değiştirmediler, barajı indirme cesaretini gösteremediler. Kürt iradesini Meclis’in dışında tutmak için Bülent Ecevit’in sözleriyle ‘intihar etmeyi’ tercih ettiler.
Kürt demokratik muhalefetinin Meclis’te temsil edilmesini engellemek amacıyla konulan yüzde 10 barajının kaldırılmaması, Kürt sorununda inkar politikalarının aşılmaması ve çözümsüzlükte ısrar edilmesi, seçmenlerin yüzde 60’ının iradesinin Meclis’te temsil edilememesine yol açtı. Parlamenter demokrasi sakatlandı, Meclis’in meşruiyeti tartışmalı hale geldi.
DEHAP 13 ilde sandıktan, neredeyse diğer bütün partilerin aldığı oydan çok oy alarak birinci parti çıktı. Baraj örneğin Almanya’daki düzeye yüzde 5’e inmiş olsaydı DEHAP parlamentoya giren 7 partiden biri olacaktı. 50 civarında milletvekili kazanacaktı. Seçim gecesi televizyonlarda gösterilen Türkiye haritalarında üç renk, üç parti vardı: Batı’da CHP, ortada AKP ve Doğu’da DEHAP. Bu renkten sadece ikisi Meclis’te temsil edildi, ‘Kürt kırmızısı’ dışarıda bırakıldı.
3 Kasım’da ortaya çıkan sakatlığın aşılması ve meşruiyet sorununun çözülmesi için başta seçim yasası olmak üzere bütün anti-demokratik yasalar derhal değiştirilmeli ve yeniden seçime gidilmelidir. Barışın önkoşulu olarak Kürt iradesinin Meclis’te temsiliyetinin önü açılmalıdır.
Çözümsüzlükte ısrar Türkiye’yi AKP’ye mahkum etti
Anti-demokratik seçim sistemi, ülkenin ve bölgenin son derece kritik bir konjonktür içinde bulunduğu, savaşın kapımıza kadar geldiği, ekonominin suni teneffüsle hayatta tutulabildiği koşullarda, Türkiye’nin AKP’ye teslim edilmesine neden oldu.
AKP, emperyalist güçlere ve tekelci sermayeye yaranmak için hiçbir fırsatı kaçırmayacak; liberalden daha vahşi liberal, ırkçıdan daha kafatasçı, Amerika’dan daha Amerikancı, siyonistten daha İsrailci, yayılmacı emeller besleyenlerden daha yayılmacı, ‘şahinlerden’ daha saldırgan olmaktan çekinmeyecektir.
Kürtlerin önüne baraj koyanların tarihsel suçu, savaşın ortasında Türkiye’yi Tayyip Erdoğan’a mahkum ettikleri için ağırdır. Türklerle Kürtlerin eşit haklı ve gönüllü kardeşliğinin önüne baraj diktikleri, üstelik bunu, iç barışa acil ihtiyaç duyduğumuz bu kritik koşullarda yaptıkları için cezaları müebbetliktir.
Türkiye eskiyi istemiyor, yeniyi bulamıyor
3 Kasım’da bir yönüyle bir ‘yarım devrim’ yaşandığını öne süren yorumcular oldu. Bu benzetme şu yönüyle haklıdır, celladın kendi ipini çekmesi gibi oligarşik yapı yüzde 10 barajlı erken seçim kararıyla kendi tasfiye sürecini de başlattı.
II. Dünya savaşı ertesinde oluşturulan dış politikada ABD’ye ekonomide IMF’ye bağımlı düzen, Truman doktriniyle, soğuk savaş stratejisiyle, yeni dünya düzenbazlığı ile 12 Martla, 12 Eylül’le, 15 yıllık kirli savaşla, 28 Şubatla kurumsallaştırılan oligarşik yapı Türkiye’yi çöküşün eşiğine getirdi, şimdi kendisi çöküyor.
Yönetenler eskisi gibi yönetemediği gibi yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Seçime katılımın düşüklüğü, geçersiz oylar, Cem Uzan gibi demagoglara verilen oylar bunu gösteriyor. Türkiye eskiyi istemiyor, yeniyi bulamıyor.
Türkiye devrimci sosyalistleri bekliyor
IMF’ye bağımlılık DSP’yi, ANAP’ı, MHP’yi ve DYP’yi tarihin çöplüğüne yolladı. ABD’ye bağımlılık ve Irak savaşı karşısında takılınacak Amerikan yanlısı tutum AKP’yi çöplüğe yollayacak. AKP gidicidir. Meclis muhalefetsizdir. Baykal’ın ve Derviş’in CHP’si toplumun sesini ve itirazlarını Meclis’e taşıma kapasitesine sahip değildir.
Sorun yapısaldır. Türkiye’nin son 50 yılıyla hesaplaşması, kendisini ABD’ye ve IMF’ye bağlayan bağlardan kurtulması gerekiyor. Bu dönemin sorgulanması ve yargılanması gerekiyor. Türkiye, tarihin eleştirilerini haklı çıkardığı anti-emperyalistleri, devrimci sosyalistleri bekliyor.
Ucu devrimci değişimlere açılabilecek bir sürecin içinde bulunuyoruz. Şimdi Türkiye halkının karşısında iki seçenek, Türkiye’nin karşısında iki olasılık var: Ya IMF’nin, ABD’nin, oligarşinin ve tekellerin Türkiyesi ya da Türk ve Kürt halklarının eşit haklılık temelinde biraraya geldiği, emperyalizmden bağımsızlaşmış, dünyada ve ülkede barış için çabalayan, sömürünün ve baskının olmadığı Emekçilerin Türkiyesi.
Sorun ikinci seçeneği kitleselleştirmektir. Görev emekçi sınıfların tarihsel taleplerinin savunucusu devrimci sosyalistlerle, Kürt yurtsever hareketi arasında kurulan ittifakı derinleştirmek, emekçi sınıflarla Kürt halkının ittifakına dönüştürmektir. İşçi sınıfı hareketi ile Kürt yurtsever hareketini mücadele alanlarında birleştirmektir. Emek, Barış ve Demokrasi blokunu mahalle mahalle, fabrika fabrika örgütleme, emekçilerin alternatifini inşa etme günüdür. Görev emekçilerin, ezilen halkların, ilerici muhalefetin arkasında toplanacağı Tekellerin Türkiyesi’nden Emekçilerin Türkiyesi’ne geçişi öngören bir toplumsal değişim programı oluşturmak ve bu güçleri bir araya getirecek bir birleşik cephe kurmaktır.
Seçimler Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nun ete kemiğe bürünmesini sağladı. Blok kurulduğunda ‘Pazara kadar değil, zafere kadar’ demiştik. Şimdi karşımızda Irak’a yönelik emperyalist saldırganlığın, yağma savaşının engellenmesi görevi var. Önümüzde 1 Aralık var. Halkın yüzde 90’ı savaşa karşıdır. Emek, Barış ve Demokrasi Bloku bütün güçleriyle 1 Aralık Mitingine akmalıdır. Blok’un savaşa karşı yüzbinleri harekete geçirmesi halkın dikkatinden kaçmayacak, gözlerin Blok’a çevrilmesine yol açacaktır. Böylece Emek, Barış ve Demokrasi Bloku geçici bir seçim ittifakı değil, kalıcı bir mücadele cephesi olduğunu kanıtlayacaktır. Savaşa karşı yüzbinlerin harekete geçmesi, herşeyden önemlisi emperyalistlerin ve onların yayılmacı suç ortaklarının gerici planlarını alt üst edecektir.
Öyleyse şimdi savaşa karşı mücadele zamanıdır!
Şimdi 1 Aralık ‘Savaşa Hayır’ mitingini örgütleme zamanıdır.
Birlik Bülteni no:2 16 Kasım 2002