Bir toplumsal hareket olarak öğrenci hareketi hemen hemen tüm siyasal akımların ilgi alanına girmiş, en sağdan en sola kadar çeşitli siyasal görüşlerde, çeşitli yaklaşımlar benimsenmiştir. Genel itibari ile bu yaklaşımların çoğu öğrenci hareketini ya görmezden gelmiş, ya da bastırmaya çalışmış; öğrenci hareketine sıcak bakan, onu bir toplumsal hareket olarak değerlendirip, toplumsal muhalefet unsurlarından biri olarak gören sol siyasal yaklaşımlar da bu hareketlerden arzu edilen sonuçları ve devinimi çıkartamamışlardır. Bu 1968 Fransa’sında da, 1970’ler boyunca Türkiye’de böyle olmuş, belirli bir dalga ile yükselen öğrenci muhalefeti, bir seviyeye geldikten sonra bölünerek izole olmuş ya da etkisizleşmiştir.
Yakın tarihimizin iki farklı kuşak öğrenci hareketi de bu şekilde bir gelişme ve yükselme eğilimine girdikten sonra, gerek dış faktörler, gerekse kendi iç bölünmüşlüğü ile etkisizleşmiştir.
İlk deneyim daha 84’lerden başlayan ‘dernekleşme’ süreci ile 80’lerin sonunda etkinlik kazanmış, YÖK uygulamalarına karşı ‘özerk-demokratik üniversite’ talebi ile kendini örgütlemiş, belli bir kitlesellik yakalayıp harekete geçtikten sonra Körfez Savaşı dönemi olağanüstü koşulları ile geriye çekilmiştir.
İkinci kuşak olan ve ‘94 sonrası yükselen öğrenci hareketi, öncelikli olarak B.Ü. Sol Platform ve İTÜ Taşkışla Anafora Karşı Cephe çalışmalarıyla başlamış ve Koordinasyon süreciyle zirveye çıkmış, harç zamlarına ve paralı eğitime karşı yürüttüğü mücadele ile kitleselleşmiş ve bir dizi içsel nedenin yanısıra aslolarak 28 Şubat’ın duvarına çarparak toplumsal muhalefetin diğer parçaları gibi geriye çekilmiştir.
Yakın tarihte yaşanmış her iki deneyimde de görülebilen şey bir önceki dönemin deneyimlerinin ve birikimlerinin bir sonraki döneme öyle veya böyle aktarılarak belli bir sürekliliğin yakalanabildiğidir.
Bir önceki dönemin deneyimlerini paylaşan yeni kuşak dönemine ve mücadele ettiği talebin ihtiyacına uygun olarak örgütlenmiş ve böylelikle belli bir kitleselleşme seviyesi yakalamıştır.
Yukarıda anlattıklarımız ışığında söylenebilecek en önemli şey; bugün her ne kadar bölünmüş olsa da aslen öğrenci hareketinin –diğer tüm toplumsal hareketler gibi- içinde birlik eğilimleri taşıdığıdır.
Koordinasyon hareketinin gerilemeye başladığı dönemden beri parçalanan ve kabuğuna çekilen farklı öğrenci grupları aslen bugün için belli bir talep ve örgütlenme modeli altında birleşmeyi beklemektedirler. Çünkü yaşadığımız son 4-5 yıllık deneyim bize parçalanarak ve kabuğuna çekilerek kimsenin büyüyemediğini ve öğrenci muhalefeti olarak ülke siyasetinde söz sahibi olamadığını, böyle devam edilirse olunamayacağını çok yakın bir şekilde gösterdi..
Bu noktada yapılacak olan şey aslında çok açık ve nettir. İçinde birlik eğilimi taşıyan bütün bu parçalanmış gruplarla mümkün olan en geniş öğrenci kitlesini bir araya getirmek. Aslında bunun adımları başka bir düzeyde atıldı ve belli bir aşamaya gelinmiş durumda. 3 Kasım seçimlerinden önce HADEP-SDP- EMEP’ten oluşan Emek-Barış ve Demokrasi Bloku öğrenci hareketinin ihtiyaç duyduğu birlik projesi için en büyük ilham kaynağıdır.
Seçimler düzeyinde başlamış olan ve bileşenlerinin derinleştirerek sürdürmekte kararlı göründüğü bu Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nun olumlu yönlerinin öğrenci muhalefeti tarafından da sahiplenilmemesi için hiçbir sebep yoktur. Sahiplenilmelidir.
Bir yanda Kürt hareketi ve diğer yanda Türkiye sosyalistlerinin oluşturduğu bu projenin öğrenci hareketindeki etkisi şu günkü parçalanmış halinde bile öğrenci muhalefetine büyük bir güç ve moral kazandıracaktır.
Ülke ve dünya gündeminde yaklaşan Irak savaşı başta olmak üzere, YÖK, paralı eğitim, demokratik üniversite mücadelesi gibi de bir yığın siyaset malzemesi de okullarda bizi beklemektedir.
Bütün bu parçalanmışlık içinde SDP’li öğrencilerin her zamankinden daha fazla birleştirici olması gerekmektedir. Çünkü SDP bir adım atmış ve bugüne kadar solda başarılamamış olan bir şeyi başarmıştır. Bu da seçim öncesi kurduğu ve halen devam etmekte olan Emek-Barış-Demokrasi Bloku’dur. Bu işbirliğinin öğrenci hareketinde de devam ettirilmesi zorunludur.
Bütün bunları başarabilmek için öncelikle SDP- öğrenci gençlik ilişkisini belirleyecek araçlar yaratmak da biz SDP’li öğrencilere düşen bir görevdir.
Bunun için geniş katılımlı bir SDP Türkiye Gençlik Forumu’nu mümkün olan en kısa zamanda örgütleyerek, bu ilişkiyi kurumsallaştırmalıyız. Düzenlenecek olan forumdan çıkacak kararlar partimizin 1. Büyük Kongresinde de tartışılarak, Tüzükte ve Programda da yer almalıdır.
Kısacası önümüzde çok önemli görevler bizi beklemektedir. Bir yanda yaklaşan savaşa ve YÖK uygulamalarına karşı mümkün olan en geniş öğrenci cephesini kurmak diğer taraftan yeni kurulmuş olan partimizin öğrenci-gençlik eğilimlerini ve kararlarını belirlemek.
Bütün bu görevlerin üstesinden gelebildiğimiz anda kendimizi çok farklı bir dünya ve Türkiye manzarasında bulmamız işten bile değildir.
“HEP BİRLİKTE, BİRLİK İÇİN, DEMOKRASİ İÇİN, BARIŞ İÇİN, KARDEŞLİK İÇİN, EMEĞİN KURTULUŞU İÇİN BİR ARAYA GELELİM, KAZANALIM.”
22 Kasım 2002
Sosyalist Öğrenci
Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003
*SDP Gençliği Toplantısına Sunulmuştur.