Türkiye bir karar anına geldi. Irak Savaşıyla başlayan süreç, Kürt sorununa “Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını inkar ederek” yaklaşan resmi ideolojinin sonunu getirdi. “İnkar ve çözümsüzlükte” ısrar artık Türkiye’ye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.
Türkiye ya çözümsüzlükte ısrar edecek, şövenizme, emperyalizme ve yayılmacılığa teslim olacak, çürüyerek parçalanacaktır. Ya da Kürt sorununa adil ve kalıcı bir çözüm geliştirerek yepyeni ve pırıl pırıl bir geleceğin kapısını açacaktır. Türkiye’nin vereceği karar budur.
Çözümsüzlükte ısrar, bölgeyi istikrarsızlaştırarak sömürgeleştirme savaşında emperyalistlerin silahına kurşun sürmek anlamına gelecektir.
ABD’nin bölgeye ilişkin planları kapsamlıdır. Aslında Ortadoğu Savaşı, Amerikan imparatorluğunun dünyayı hakimiyeti altında tutmak, AB ve Japonya gibi diğer emperyalist güçlerle sürdürdüğü rekabetteki gerileyişini silah gücüne dayanarak geciktirmek amacıyla sürdürdüğü büyük savaşın sadece bir cephesidir.
Irak’ın işgali daha şimdiden bölgedeki bütün dengeleri değiştirdi. ABD, Ortadoğu’yu yeniden işgal savaşında hamle yaptıkça bütün statüko tuzla buz olacaktır. Süreci okuyamayan, sürece uygun hazırlık yapmayan ülkeler bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Baas diktatörlüğünün Irak’ı düşürdüğü aciz durum ve Vietnam ve Küba halklarının vatan savunmasını zaferle taçlandırması ve bizim kurtuluş savaşımız herkese ders olmalıdır.
Anti-demokratik yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürecektir. Çözümsüzlükte ısrar emperyalist provokasyonların kolayca tertiplenmesine ve amacına ulaşmasına zemin hazırlayacaktır. İnkarcı yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin bölgenin bölünüp parçalanarak ve istikrarsızlaştırılarak teslim alınması politikalarının başarıya ulaşmasını sağlayacaktır. Demokrasi yolu tutulmazsa 21. yüzyıl bütün bir bölge için ve dünya için kara bir yüzyıl olacaktır.
Tarihsel görev Türkiye’de!
Türkiye bölgenin en kritik ülkelerinden biridir. Türkiye, paradoksal biçimde bir yandan Kürtlere yönelik en katı yaklaşıma sahip bölge ülkesiyken, bir yandan da çözüme en yakın ülke durumundadır. Büyük ölçüde vesayet altında da olsa demokratik bir zemin vardır. Bölgenin en güçlü ve deneyimli emek hareketi Türkiye’dedir. Onca badireye ve tecride rağmen solun etkinliği kırılamamıştır. Her şeyden önemlisi Kürt demokratik muhalefetinin savunduğu “ortak vatan demokratik cumhuriyet” perspektifi, Türkiye çözümü arayışı Türkiye’nin en büyük şansıdır. Adil bir barış ve kalıcı bir kardeşlik için gereken her şeye sahibiz. Türkiye adım atma cesaretini göstermeli, kendi makus kaderini yenmelidir.
Türkiye kendi Kürt sorununu adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturmakla, sadece kendisine değil, hem bütün bölgeye, hem de bütün bir dünyaya çok büyük bir iyilik yapacaktır.
Sorunun çözümü dünyanın tümü için büyük bir iyilik olacaktır. Türk-Kürt Barışması Amerikan emperyalizminin bölgeye ilişkin bütün planlarını alt üst edecektir. Amerikan saldırganlığı durdurulacaktır. Bu Türklerin ve Kürtlerin uygarlığa ve insanlığa en büyük hizmeti olacaktır. Türkleri ve Kürtleri dünya halklarının gözünde onurlu bir yere taşıyacaktır.
Türkiye kendi Kürtleri ile barışmalı, Irak Kürtleriyle dostça ilişkiler kurmalıdır
Türkiye’nin bölünme korkusundan kurtularak Kürt sorununa çözüm bulması bölgede barışın tesis edilmesi için büyük bir adım olacaktır. Kendi Kürtleriyle barışan Türkiye bütün bölge Kürtlerinin dostluğunu kazanacaktır. Bölge ülkeleri Kürtleri tehdit unsuru olarak gören yaklaşımları aştığında, sadece ABD değil, Kürtleri ABD’nin yedeğine takmaya çalışan “ilkel milliyetçilik” denen çizgi de güç kaybedecektir.
Bugün Kürt hareketi içinde belli başlı iki akım çatışma halindedir. Bir yanda ‘ilkel milliyetçiliği” işbirlikçilikle bağdaştıran akım. Diğer yanda halklar arasında demokrasi zeminde gönüllü birliği hedefleyen akım.
İlkel milliyetçilik bir teslimiyet ve işbirlikçilik çizgisi olarak Washington şahinleri tarafından tehdit yoluyla dayatılıyor. ABD Kürtlerin koruyucu meleği rolüne soyunmuştur. Bunu ciddiye alıp güneyde Kürtlere tanınan bazı sınırlı haklarla yetinip işbirlikçiliğe soyunmak bizi önünde sonunda ABD’nin Ortadoğu halklarına karşı sürdürdüğü savaşın paralı askeri durumuna düşürür. Bu çizgiye karşı kesin tavır almak zorundayız. Geçmişte Kürt halkının uğradığı zulüm ABD işbirlikçiliğinin mazereti olarak kabul edilemez.
Bu çizginin karşısında Ortadoğu halklarının arasında demokraside gönüllü birlik çizgisi var. Bu çizginin güçlenmesi ABD emperyalizminin başlıca silahının elinden alınması anlamına gelecektir. Anadolu’da demokrasi geliştiği zaman, bölgedeki ABD tezgahı bozguna uğrayacaktır.
Ne ABD, ne AB Türkiye’nin geleceği Türk-Kürt Kardeşliğinde
Kürt sorununu hakça ve kalıcı bir çözüme kavuşturmak Türkiye’nin kendisine yapabileceği en büyük iyilik olacaktır. Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin önünde ABD ya da AB seçeneğinin olduğuna inanmamızı istiyorlar. Hiçbir emperyalist Blok’un güdümüne girmek zorunda değiliz. Türkiye’nin geleceği bunlardan birinin yanında yer almaktan değil, Kürt ve Türk kardeşliğini tesis etmekten geçiyor.
Bölgemizin tarihinin açıkça gösterdiği gibi Türkleri Kürtlerden ayrı düşünmek mümkün değildir, bu iki halkın kaderleri ortaktır. Bunun son örneği Kurtuluş Savaşımızdır. 1920’lerde iki halkın eşitlik temeli üzerinde gönüllü birliği kuruldu ve bu stratejik ittifak sayesinde emperyalistlerin planları bozuldu. Şövenizmin kör edici peçesini yırtıp görmemiz gereken tarihi gerçekler bunlardır. Bölgenin diğer kesimlerinde yaşayan Kürtleri de kapsayacak şekilde Kürt-Türk kardeşliğini yeniden ve kalıcı bir biçimde tesis edebilirsek sadece sorunları çözmüş olmakla kalmaz, Türkiye’nin önünde tertemiz ve umut dolu bir gelecek açabiliriz. Türkiye’nin ekonomisi de düze çıkar, toplum hayatı da temizlenir.
Kalıcı barışı ve Demokrasiyi kazanmanın ön koşulu eşit haklılık temelinde gönüllü birliktir, Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de istedikleri gibi yaşama hakkına sahip olmalarıdır.
Ancak böyle bir eşit haklılık geçmişte kader birliği yapmış bu iki öznenin gönüllü birliğinin önünü açabilir.
Mağdurlara özgürlük çetelere yargılama
Kürt sorununun kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi adil bir çözüm geliştirilmesine doğrudan bağlıdır. Şu temel adımlar atılmaksızın adil bir çözüm sağlanamaz:
- Ayrımsız ve şartsız genel af ilan edilmelidir.
- Susurluk çetesi başta olmak üzere bütün çeteler dağıtılmalı, “özel savaş” politikasını gündeme getirenler ve uygulayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.
- DEHAP’ın üzerindeki baskılar sona erdirilmeli, örgütlenme özgürlüğü teminat altına alınmalı, siyasi yasaklar kaldırılmalı, ayrımsız biçimde tüm yurttaşların siyasete katılma kanalları açılmalıdır.
- OHAL uygulaması bütünüyle kaldırılmalı, 15 yıllık çatışma döneminde mağdur edilenlerin zararları tazmin ve tamir edilmeli, boşaltılan ve tahrip edilen köyler yeniden imar edilmeli, köyüne geri dönmek isteyenlere destek olmak için kaynak ayrılmalıdır. Kürdü, Kürdü kullanarak etkisizleştirme, Kürdü Kürde düşürme çarpık mantığının ürünü olan Koruculuk düzeni lağv edilmelidir.
- Kürtlerin kimlik, kültür, dil ve folklorlarını koruma, geliştirebilmelerine, kendi dillerinde eğitim görmelerine, tüm medya olanaklarından özgürce yararlanabilmelerine olanak tanınmalı, yasaklar ve fiili engeller sona erdirilmelidir.
- Bir cunta dayatması olan 1982 Anayasası yerine demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan, Kürtlerin Cumhuriyet’in asli unsuru olduğunu güvenceye alan bir Anayasa yürürlüğe konulmalıdır.
Çözümün sağlanmasında emek güçlerine ve sol güçlere büyük rol düşüyor.
Statükocu güçlerin bir çözüm geliştirmesini beklemek hayal olur. Şimdi emekçi hareketimiz ve demokratik kamuoyumuz Kürt sorununun eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümü için inisiyatif göstermelidir. Kürdün hakkını aldığı bir ülke emekçinin hakkını daha kolay alabildiği bir ülke olacaktır. Aynı zamanda bu, 12 eylül hukukunu ortadan kaldırmanın önündeki en büyük engelin sonu demektir. İnsan haklarının tastamam tanınması, sendikal hakların genişletilmesi, düşünce, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünün, genel grev hakkının elde edilmesi Türkiye’nin “bölücü terör” umacısından kurtulmasına da bağlıdır.
Acil görev: Barış, Kardeşlik ve Bağımsızlık için birleşik bir mücadele sürdürmek emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek bir cephe inşa etmek.
3 Kasım seçimlerinin hemen öncesinde kurulan Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nun tarihsel önemi Irak Savaşı’nın ardından daha belirginleşiyor. Blok, halkların birlikte yaşama isteğinin somutlanmasıydı. Bir seçim Bloku olmanın ötesinde anlamı vardı. Türk ve Kürt emekçilerini ve onların siyasi temsilcilerini bir araya getiren Blok “kardeşliğin laboratuarı” oldu.
Emek, Barış ve Demokrasi Bloku Türkiye çapında kitlesel bir seçenek haline gelme potansiyellerine sahiptir.
Şimdi acil görevimiz emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek geniş bir cephe inşa etmektir.
Bu cephe yeni ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir ülkenin müjdecisi olacaktır. Namaz kılanla kılmayan, Kürtle Türk, Aleviyle Sünni bu cephede yanyana gelecektir.
Emekçiler, kadınlar, gençler, engelliler Barış Kardeşlik ve Bağımsızlık için omuz omuza verecektir.
Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003