Küreselleşme, ekonominin geçmişteki uluslararasılaşmasının temel belirtileri ve uluslararası ticaretin yalnızca genişlemesinin çok ötesine geçen karşılıklı bağımlılık sürecinin bir düzeyidir. Bu süreç, çok uluslu şirketlerin uluslararası yatırımlarındaki muazzam artışla birlikte, üretimin ulusal sınırları aşarak bütünleşmesini de kapsar.
Küreselleşme, yalnızca üretim ve arz ilişkilerinde yaşanan bir değişiklik de değil. Bu süreç, her ne kadar kısmen yerel koşul ve piyasa özelliklerine uyum sağlasalar da çok uluslu şirketlerden gelen ve giderek artan baskılarla hizmet sektörünü, ürün teslim aşamalarını, hem özel hem de kamusal hizmetlerin satışını etkiliyor. Küreselleşmenin bir boyutu da, yaygın olarak varlıklarını sürdüren tedarikçilerin oluşturduğu büyük ve karmaşık şebekedir.
Küreselleşme, sermayenin beklenmedik derecede hızlı ve yığınsal hareket etmesi anlamına da gelir. Yeni teknolojiler, özellikle de bilgi (enformasyon) teknolojileri (IT) bu karşılıklı bağımlılık ve entegrasyon sürecine yardım eder ve daha ötesi bu süreci şiddetlendirir.
Küreselleşmenin sonuçları ve çalışanlar için anlamı
Bildiğimiz gibi küreselleşmenin oldukça önemli sosyal ve politik sonuçları vardır. Bu süreç, dünya nüfusunun büyük bir bölümünü dışlanma tehdidi ile karşı karşıya bırakabilir, işsizlik sorununu şiddetlendirebilir ve ücret ve gelir farklılıklarını derinleştirebilir. Küreselleşme, ekonomik politikalar ve şirket davranışları ile uğraşmayı, başa çıkmayı güçleştirir, bu alanların tamamen ulusal ölçekte belirlenmesini engeller. Kalkınma ve ekonomi politikalarının demokratik kurumlarca kontrolü de küreselleşme sürecinde belli ölçüde azalmıştır.
Zengin ve yoksul arasındaki uçurum tüm dünya ölçeğinde derinleşmektedir. 1960 yılında dünyanın en zengin yüzde 20’si ile en yoksul yüzde 20’si arasındaki gelir uçurumu 1/30’du. Bu oran 1990 yılında 1/60’a, 2000 yılında ise 1/75’e yükselmiştir. Dünya Bankası, gelişmiş ülkelerde ortalama gelir son yirmi yılda yıl bazında binde 2 büyürken, Alt-Sahra Afrikası ülkelerinin aynı dönemde yıllık ortalama gelir kayıplarının binde 7 olduğunu belirtmektedir. Son 10 yılda, sanayileşmiş ülkelerdeki yüksek ücretliler grubu, gelirlerinin ortalama gelir artışından daha yüksek oranda arttığını görürken, giderek daha fazla sayıda aile sosyal güvenceden mahrum kalmış, ücretleri gerilemiş ve yoksullaşmıştır.
Tüm bu gelişmeler, işçilerin ve sendikalarının aşmak zorunda oldukları sıkıntılarla dolu bir küreselleşmeye yol açmaktadır. Hükümetler üzerinde, kuralsızlaştırma ve kendi rollerinden vazgeçmeleri için giderek yoğunlaşan baskılar vardır.
Sendikaların karşı karşıya olduğu bir diğer sorun da işverenlerin doğasında oluşan değişimdir. Sermayenin işçilerden çok daha hareketli olduğu bir dünyada farklı formlarda sermaye örgütleri ve ilişkilerin ortaya çıkması; üretimin farklı bölgelere kaydırılması, dolayısıyla istihdamın da yer değiştirmesi sonucunu doğuran bu değişim toplu pazarlık süreçlerini tehdit etmektedir.
Çevre ve çalışma standartlarının daha geri olduğu, bağımsız sendikal örgütlenmelerin bulunmadığı ülkelerin, yatırımların başka bölgelere taşınacağı ileri sürülerek tehdit edilmesi de dahil olmak üzere pek çok değişiklik yaşanmaktadır. İstihdam ilişkilerindeki değişimin yanı sıra, çalışma organizasyonunun yeni biçimleri de ortaya çıkmaktadır. İşin belli bazı bölümlerinin dışarıya verilmesi, taşeronlaştırma, sözleşmeli çalışma, tehlikeli istihdamın diğer türlerinin örneklerinden oluşan uzun bir liste yapmak mümkündür. Küreselleşme, pazarların genişlemesine, çocuk emeği ve köle işçilik gibi sömürünün en aşırı biçimleri altında üretilen ürünler açısından sorumlulukların artmasına da katkıda bulunmaktadır.
Bu değişikliklerin bir sonucu olarak, örgütlü emeğin en temel hedeflerinden biri olan, temel çalışma standartlarını oluşturarak işçi haklarını rekabet alanının dışına taşımak bugün doğrudan saldırı altındadır. Rekabetçilik ve esneklik, küresel ortamda işletmelerin yüksek sesle talep ettikleri hedeflerin başında gelmektedir. Şirketler, işçileri birbirleriyle yarış etmek zorunda kaldıkları vahşi rekabetin içine itmekte, sosyal güvenlik kazanımlarını baskı altına almakta, yıllar süren mücadeleler sonucu elde edilmiş olan kazanılmış hakları yok etmeye çalışmaktadırlar.
Ağustos 2003