Eşitlik ve Özgürlük için Sosyalist Alternatif adlı dergide yayınlanan “Emperyalizmin gerçek yüzünü herkesten çok Kürtler tanır” ve “Sabah’a ve Hopalıya soruyoruz: Burayı İsrail mi sanıyorsunuz, Yoksa siz Siyonist misiniz?” başlıklı yazılarım nedeniyle bölücülük propagandası yapmak ve silahlı çete propagandası yapmak iddiasıyla dava açılmış bulunuyor.
1- Amacım bölücülük propagandası yapmak değil, bölücülüğü eleştirmektir. Amacım bölmek değil, birleştirmektir.
“Emperyalizmin gerçek yüzünü herkesten çok Kürtler tanır” başlıklı yazı, bölücülük propagandası yapmak amacıyla değil, ileri sürülenin aksine gerçek bölücü propagandayı eleştirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.
Yazının amacı, The New York Times Gazetesi’nin 5 Kasım 2001 tarihli nüshasında William Safire imzasıyla yayınlanan “Türkiye Kartı” başlıklı yazıyı ve bu yazıyı 6 Kasım 2001 tarihli nüshasında “Kuzey Irak’ı ilhak edin!” başlığıyla manşete taşıyan Hürriyet gazetesini eleştirmektir. Söz konusu yazı, Safire’nin yazısı ve Hürriyet gazetesinin manşeti üzerine kaleme alınmıştır.
The New York Times yazarı William Safire, adı geçen yazıda, ABD yönetimine, ‘Türkiye kartına’ oynamasını salık vermektedir. Türkiye’ye önerilen ise Irak’ın üçte birini işgal etmektir.
Senaryoya göre Türkiye bu işten hem “büyük para kazanacak”, hem de Irak’tan ilhak ettiği toprakları Kürdistan adı altında özerk bir bölgeye dönüştürerek Kürt sorununu çözecektir. Böylece ABD, bölgeden ‘çılgınca’ petrol akmasını sağlayarak “OPEC’i haklayabilecek”tir.
William Safire, ABD yönetimindeki savaş yanlısı kliğin sözcülerinden biridir. Siyonist lobinin etkin isimlerindedir ve Ariel Şaron’a yakınlığı ile tanınmaktadır.
Amerikalı köşe yazarlarının ‘partizanlık’ derecesini bilimsel yöntemlerle ölçen ‘Lying in Ponds’ adlı kuruluşun yaptığı araştırmaya göre, William Safire ‘partizan yazarlar’ listesinde üst sıralarda yer almaktadır.
William Safire büyük basın tarafından “Türk dostu” olarak lanse edilmekte, sık sık manşetlere taşımaktadır.
Hürriyet gazetesinin tutumu özellikle dikkate değerdir. Geçmişte Türkiye’den “Satılık müttefik” şeklinde sözeden “Türk dostu usta yazar” Safire, “Hürriyet’in Başyazarı” şeklinde anılır olmuştur. (Umur Talu, Star, 15 Nisan 2002)
Hürriyet’in tutumu medya eleştirmenleri tarafından, hatta Hürriyet’in kendi yazarları tarafından bile eleştirilmiştir. (Bu eleştirilerin bir kısmı ekte sunulmuştur.)
Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’nin “resmi” tezi; savaştan kaçınılması, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin bozulmaması ve kuzeyde ‘kukla’ bir Kürt devletinin kurulmaması şeklindedir. (Kemal Yavuz, Irak Gerçeği, Akşam Gazetesi, 14 Eylül 2002) Kamuoyu da yüzde 90’lara varan ağırlıkta savaşın karşısındadır.
Olası bir savaşın faturasını -savaşın maliyetinin 150-200 milyar dolara varacağı tahmin ediliyor, bu rakam Türkiye’nin toplam borcuna eşittir- Türkiye ödeyecektir.
Irak’ın parçalanması ve yağmalanması Türkiye’nin parçalanmasının ve yağmalanmasının ilk adımıdır.
Türkiye’nin çoğunluğu bu gerçeğin farkındadır. Ülkesine ve halkına karşı sorumluk hisseden her yurttaşa bu noktada görev düşmektedir.
Benim yazım da sorumlu bir yurttaş bilinciyle kaleme alınmıştır. Bugün Irak’ın bölünmesine karşı çıkmayanlar, yarın, Türkiye benzer bir akibete uğradığında söyleyecek söz bulamayacaktır.
William Safire sadece Türkiye’yi değil, Kürtleri de “baştan çıkarmaya” çalışıyor, dava konusu yazının amacı Türklerin ve Kürtlerin böylesi senaryolara kanmasını engellemek, emperyalizme karşı birlik olmasını sağlamaktır.
Safire’nin senaryosunun bir ayağı Türkiye’nin Musul-Kerkük petrolü ile kandırılması ise bir diğer ayağı Kürtlerin ‘özerk Kürdistan’ vaadiyle baştan çıkarılmasıdır.
Irak konusunda bir yazı dizisi hazırlayan Harp Akademileri eski öğretim görevlisi Org. Kemal Yavuz’a göre, “Kürtler, ağırlıkla Kuzey Irak‘ta yaşayan ve Irak nüfusunun ikinci çoğunluğunu teşkil eden… Kürtler yeniden ‘ümitlendirildiler’. ABD‘nin, Türkiye‘ye karşı ‘Kürt Kartını’ uygulamaya koyması sonucunda, Kürtler’in Kuzey Irak‘ta önce ‘yarı özerk bir federasyon’ ve ‘daha müsait’ bir zaman ve zemin oluştuğunda da, ‘bağımsız bir devlet’ oluşturabilecekleri gibi bir ümide sevk edildikleri anlaşılmaktadır.” (Akşam Gazetesi, 14 Eylül 2002)
Bizim yazımızda şöyle demiştik “Amerika ne Türkleri ne de Kürtleri umursuyor, onu ilgilendiren sadece kendi çıkarlarıdır. Bu çıkarlar tüm bölgenin kontrol ve hegemonya altına alınmasını gerekli kılıyor. Bölgenin jeopolitiğinden ötürü bu hegemonya mücadelesi genellikle savaşlara ve mazlum halkların büyük acılar çekmesine yol açıyor.”
“Kürtlerin kaderini emperyalist pazarlıklara tabi kılmaktan başka bir anlam taşımayan bu türden senaryolar”a karşı çıkılmasını savunan dava konusu yazının bölücülükle suçlanması dolayısıyla temelsizdir.
Sayın Savcı’nın suçlamaları bana ait olmayan yorum ve değerlendirmelere dayanmaktadır
Öte yandan, söz konusu yazıda yer almayan yorum ve değerlendirmelere dayanılarak tarafıma suç isnad edilmektedir. Türkiye’nin “emperyalist” olarak nitelendirildiğinin ileri sürülmesi buna iyi bir örnektir. Yazının hiçbir yerinde böyle bir ifade yoktur. Bu anlama gelebilecek en küçük bir ifade bile kullanılmamıştır. Açıkça görüldüğü gibi, emperyalist politikalar gütmekle itham edilen ABD’dir.
2- Amacım çete propagandası yapmak değil, Sabah Gazetesi’ni eleştirmektir.
“Sabah’a ve Tayfun Hopalı’ya soruyoruz: Burayı İsrail mi sanıyorsunuz, yoksa siz siyonist misiniz?” başlıklı yazı ise başlığından anlaşılacağı üzere adı geçen gazetenin 5 Kasım 2001 tarihli nüshasında yayınlanan “Burası Filistin Değil İstanbul” başlıklı haberi ve Sabah Gazetesi‘nin gazetecilik meslek etiğine uygun olmayan tutumunu eleştirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.
Sabah gazetesinde yayınlanan bu haberin meslek etiğine uygun olmadığı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, (TGS) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) gibi meslek kuruluşları tarafından da açıklanmış ve gazete kınanmıştır.
Yazıda Sabah gazetesinin meslek etiğine uygun olmayan davranışı eleştirilmiş, olaylarda hayatını kaybedenlerin isimleri habercilik gereği neşredilmiş, yazıda herhangi bir örgüt adı anılmamıştır.
Gerek Ulucanlar Cezaevi, gerekse Küçük Armutlu’da yapılan operasyonlar, habercilik etiği ve kuralları çerçevesinde ele alınmış, olayların adı geçen gazetelerde yer alma biçimi eleştirilmiştir.
Kaldı ki her iki olay ile ilgili açılmış davalar bulunmakta olup, bu dosyalar incelendiğinde dava konusu yazının haber niteliği açıkça ortaya çıkacaktır.
Netice-i Talep :
Yukarda belirtilen nedenlerle söz konusu yazılarda herhangi bir suç unsuru bulunmamaktadır, takipsizlik kararı verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
Hasan Basri Karabey
Yazılarda herhangi bir suç unsuru bulunmadığına karar verilerek, dava beraatla sonuçlandı. (17 Eylül 2003)