<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>sosyalist alternatif - birlik grubu</title>
	<atom:link href="http://sabirlik.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sabirlik.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2009 19:48:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='sabirlik.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/7aacf97760032fad5384d5f277574e98?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>sosyalist alternatif - birlik grubu</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Ermeni Konferansı Üzerine: Üniversiteye Sahip Çıkmak Memlekete Sahip Çıkmaktır</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2005/06/16/ermeni-konferansi-uzerine-universiteye-sahip-cikmak-memlekete-sahip-cikmaktir/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2005/06/16/ermeni-konferansi-uzerine-universiteye-sahip-cikmak-memlekete-sahip-cikmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2005 22:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Demokrasi İçin Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Meselesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2005/06/16/ermeni-konferansi-uzerine-universiteye-sahip-cikmak-memlekete-sahip-cikmaktir/</guid>
		<description><![CDATA[Malum bu sene <strong>1915 Ermeni Tehciri</strong>'nin 90. yıldönümü. Bütün dünyada Ermeni meselesi konuşuluyor. Devlet ve hükümet yetkilileri her platformda Ermeni meselesi ile ilgili sorularla karşılaşıyorlar ve hep aynı cevabı veriyorlar: <em><strong>“Bırakalım akademisyenler tartışsın”</strong></em>

<strong>Peki, aydınlar tartışmaya kalkışınca ne oluyor?</strong> Tıpkı Istanbul’da üç seçkin üniversitenin desteği ile  <strong>'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları'</strong> başlıklı bir konferans düzenleme cesareti gösteren akademisyenlerin başına geldiği gibi, daha ağızlarını bile açamadan gerici bir güruh tepelerine çullanıyor.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=72&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Malum bu sene <strong>1915 Ermeni Tehciri</strong>&#8216;nin <strong>90. </strong>yıldönümü. Bütün dünyada Ermeni meselesi konuşuluyor. Devlet ve hükümet yetkilileri her platformda konuyla ilgili sorularla karşılaşıyorlar ve hep aynı cevabı veriyorlar: <em><strong>“Bırakalım akademisyenler tartışsın.”</strong></em></p>
<p><strong>Peki, akademisyenler, aydınlar tartışmaya kalkışınca ne oluyor?</strong> Tıpkı <strong>Istanbul</strong>’da üç seçkin üniversitenin desteği ile  <em><strong>&#8216;İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları&#8217;</strong></em> başlıklı bir konferans düzenleme cesareti gösteren akademisyenlerin başına geldiği gibi, daha ağızlarını bile açamadan <strong>gerici bir güruh</strong> tepelerine çullanıyor.</p>
<p><span id="more-72"></span></p>
<p><strong>AB</strong> Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı <strong>Lagendijk</strong>, <em>&#8220;Bu gelişme, kuşkusuz Türkiye’de sözün, düşüncenin, bilimin hala hür olmadığı, Türkiye’nin tabular ülkesi olduğu şeklinde yorumlanacak&#8221;</em> derken haksız mı? <em><strong>&#8220;Bu ne perhiz, ne lahana turşusu&#8221;</strong></em> diye sormazlar mı <strong>Tayyip Erdoğan</strong>’a?</p>
<p><strong><em>“Genel başkanınız dururken siz neden konuşuyorsunuz”</em></strong> diyerek <strong>CHP</strong> milletvekillerini azarlayan Erdoğan, <em><strong>“boğaza karşı vatan hainliği yapmak”</strong></em> gibi bayağı ve kışkırtıcı ifadelerle aydınları hedef göstererek gerici saldırıyı başlatan <strong>Cemil Çiçek</strong> karşısında neden susuyor? Sorumlu bir mevkiide bulunup da böylesine provakatif konuşmalar yapan, adı islamcı basında bile <strong>‘Adaletsiz Bakan’</strong>a çıkmış Çiçek, bakanlık koltuğunda nasıl böyle rahatça oturabiliyor?</p>
<p>Ama burası Türkiye, böyle olur bizde demokrasi dediğin! Yetmiyor! Kulağı delik gazetecilerin yazdığına göre meğer Çiçek <em>‘türbansız eş kontenjanından’</em> <strong>Cumhurbaşkanlığı</strong>’na adaylığını koymaya hevesleniyormuş, Üniversitelere ve aydınlara da gerici çevrelerin desteğini kazanmak için saldırmış. Cumhurbaşkanlığına giden yol üniversiteye saldırmaktan geçiyor. Ne yapalım, gülelim mi ağlanacak halimize?</p>
<p>Görünen o ki, Tayyip Erdoğan Çiçek’e dokunamıyor, öyleyse onun devirdiği çamları neden düzeltmiyor, onun haksız yere itham ettiği akademisyenlerden ve üniversitelerden neden özür dilemiyor, onlara ertelenen konferansın sorunsuz bir şekilde gerçekleştirileceğinin güvencesini neden vermiyor? <span style="font-weight:bold;">Kasımpaşalılığı</span> ile övünen Erdoğan bütün toplumun karşısına çıkıp, <strong><em>“bu konferans gerçekleşecek, ben de bizzat orada hazır bulunacağım”</em></strong> diye bir açıklama neden yapmıyor?</p>
<p><em>“Bırakalım akademisyen tartışsın”</em> diyerek savuşturduğunu sandığı uluslararası camia, <em><strong>“Tartışmak isteyenin anasından emdiği sütü burnundan getiriyorsunuz, böyle bir ortamda akademisyenler nasıl tartışsın?”</strong></em> diye sorsa Başbakan ne cevap verecek? Tayyip Erdoğan inisiyatif göstermediği sürece Çiçek’le aynı konumda değerlendirileceğini fark etmiyor mu?</p>
<h2>‘Vurun Kahpeye’ peki ama neden?</h2>
<p>Türkiye’de tehlikeli olaylar yaşanıyor. Bunların nedenini tartışacağız ancak çok endişe verici bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Sağduyulu olması beklenen kesimler gericilerin cadı avına, kışkırtmaya ve linç girişimlerine karşı duyarsız kalıyor, tepki göstermiyor, hatta yer yer çanak tutuyor, ortak oluyor. <span style="font-weight:bold;">Solcu</span> geçinenlerin bazıları bile bu gerici güruha dahil olmaktan beis duymuyor. <strong>İşte bu, herşeyden daha tehlikeli, umut kırıcı ve çürütücüdür.</strong></p>
<p><strong>Ermeni Konferansı</strong> tartışmaları sırasında bunun bir örneğini gördük. Çiçek’in gerici konuşmasına zemin hazırlayan kişi <em><strong>“Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen Ermeni konferansı, sözde bilimsellik kisvesi altında Ermeni soykırım iddialarını yayma hedefini güden, propaganda amaçlı bir toplantıdır. Bu konferansı düzenleyenler, içeride ve dışarıda Türkiye’yi Ermeni soykırımı yapmakla suçlayan kişilerdir”</strong></em> sözleriyle <strong>CHP</strong>’li <strong>Şükrü Elekdağ</strong>’dı. Cemil Çiçek <em>“Boğaza karşı vatan hainliği yapıyorlar”</em> diyerek Elekdağ’ın pasını değerlendirdi, onun dilinin ucuna kadar getirdiğini kustu.</p>
<p>Elekdağ’ın Meclis’te yaptığı konuşmaya bakıyoruz. Neymiş bu akademisyenlerin suçu? Elekdağ döne döne Konferansın resmi tezleri paylaşmayan akademisyenlerce düzenlediğinden, resmi tarihçilere yeterince yer verilmediğinden yakınıyor. <em><strong>“Eleştirel yaklaşım iki taraflıdır, tek taraflı olmaz; objektif yaklaşım bunu gerektirir”</strong></em> gibi beylik sözlerle konferansın <em><strong>‘bilimselliğine ve nesnelliğini’</strong></em> tartışmaya açıyor, düzenleyicilerin <strong><em>‘kötü’</em></strong> niyetini böylece ispatlamaya çalışıyor.</p>
<p>El insaf! Resmi tezleri savunmaya memur edilmiş, ya da buna gönüllü olarak soyunmuş belki binlerce akademisyen var, iddiaların <em><strong>&#8220;sözdeliğini&#8221;</strong></em> ispatlamak için belki yüzlerce konferans düzenleniyor. Bunların kaçına resmi tezlere eleştirel yaklaşan aydınlar çağrılıyor. Bu durum <strong><em>&#8216;bilim dostu&#8217;</em></strong> Elekdağ’ı rahatsız etmiyor mu? Onların hiçbiri bilimsel değil, hepsi tek yanlı dense ne diyecek?</p>
<p>Bin tane <em><strong>‘sözde soykırım’</strong></em> konferansın yanında, üstelik katılımcılarını son derece saygın isimlerin oluşturduğu bir tanecik <em><strong>‘resmi olmayan’</strong></em> tartışmaya tahammül edemeyenlerin, aydınlara karşı devleti göreve çağıranların,halkı üniversiteye karşı kışkırtanların <em>&#8216;tek yönlülükten&#8217;, &#8216;nesnel olmamaktan&#8217;, &#8216;bilimsel olmamaktan&#8217;</em> vesaire söz etmesi sahtekarlıktan başka nedir?</p>
<p>Elekdağ’a göre Konferansı düzenleyenler <em><strong>‘kötü niyetli’,“Hınçak, Taşnak ve hain”</strong></em> çünkü onlar resmi tezi savunmuyor? Elekdağ’ı kenara bırakıp <strong>Deniz Baykal</strong>’a, <strong>Onur Öymen</strong>’e sormak gerekiyor. <strong>CHP’nin görüşü bu mudur, resmi tezi savunmayanı vatan hainliği ile yaftalamak mıdır?</strong></p>
<p>O kadar da değilse, <strong>Tayyip Erdoğan</strong> için söylediğimiz <strong>Deniz Baykal</strong> için de geçerlidir. Deniz Baykal aydınlara ve üniversiteye yönelik gerici saldırıya ortak duruma düşmek, CHP’yi böyle bir ayıba ortak etmek istemiyorsa, ertelenen konferansın bir an önce ve selametle gerçekleştirilmesi için inisiyatif göstermek ve tıpkı Erdoğan gibi kendisinin de bizzat orda hazır bulunacağını kamuoyuna açıklamak durumundadır.</p>
<h2>‘Milletçe kafayı yemek’</h2>
<p>Memlekette endişe verici şeyler oluyor dedik. <em><strong>“Milletçe kafayı yemek”</strong></em> gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bunun nedenleri üzerine düşünmek gerekir.</p>
<p>İlk elde aklımıza gelenleri değişik bir soruyla açmaya çalışalım: <strong>İstiklal Marşı </strong>neden <em><strong>“Korkma!”</strong></em> diye başlıyor? <strong>Mehmet Akif</strong>’in marşın sözlerini yazdığı zamanları düşünelim, devlet çökmüş, nüfus, kaynaklar ve umutlar sonu gelmez, anlamsız savaşlar yüzünden tükenme noktasına gelmişti. İnsanlar gelecekten endişe ediyor ve korkuyu ta iliklerinde hissediyordu. Sanırım Akif de bu korkuyu gördüğü için <strong>“Korkma!”</strong> diyerek söze başlama ihtiyacı hissetti.</p>
<p>Bugün de aynı şey geçerli, özellikle son birkaç yıldır, özellikle Türkiye’nin merkez parçalarından biri olduğu <strong>Ortadoğu-Kafkasya</strong> coğrafyasında, büyük altüst oluşlar yaşanıyor.</p>
<p>Neredeyse tüm 20. yüzyıl boyunca bölgeye hakim olmuş gerici statüko parçalanıyor. Türkiye’nin bu değişim sürecinin dışında kalamayacağını herkes hissediyor. Gerici bölgesel statükonun dağılma sürecinin <strong>dışardan ve yukardan</strong>, <em><strong>“medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”</strong></em>ın müdahalesi sonucu ve onun çıkarları doğrultusunda başlatılmış olması işleri daha da çetrefilleştiriyor. <strong>Saddam</strong> gidiyor, <strong>“Ebu Garib” </strong>geliyor.</p>
<p>Milletçe kafayı yeme durumunun nedenlerini burada, bu çelişkide bu belirsizlikte, bu ne yapacağını bilememe halinde ve bunların hepsinin ortaya çıkardığı korkuda aramak gerekiyor.</p>
<p>Tehditle karşı karşıya olduğunuzu hissediyorsunuz, ama ne yapacağınızı bilemiyorsunuz, <strong>iflas </strong>etmişsiniz üstelik kafanızın fazla çalıştığı da söylenemez&#8230; <em><strong>‘Motoru yakmanız’</strong></em> ve saçma sapan davranmanız kuvvetle muhtemeldir.</p>
<h2>Statükocuların Türkiye&#8217;ye Yaptığı Büyük Kötülük</h2>
<p>Siyasi literatüre imparatorluğun çöküş sürecinde girmiş bir söz varmış: <em><strong>&#8216;kaht-ı rical&#8217;, </strong></em> <em><strong>&#8220;adam kıtlığı&#8221;</strong></em> anlamına geliyormuş. O zaman da şimdi ki gibi kıtlık varmış belli ki. Korku da bu kıtlıktan besleniyor olsa gerek.</p>
<p>Bizim başımızdaki dert de bu değil mi? Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Mürekkep yalamış statükocuların bile bu denli kolayca çirkinleşmesinin nedeni de bu. Çünkü Yaşananlar onların, hançerelerini paralayarak savunduklarını acıklı birer saçmalığa dönüştürüyor, kırmızı çizgiler silikleştikçe statükocular çirkefleşiyor.</p>
<p>Hatırlayalım resmi ideologlar daha düne kadar <em><strong>“dağ Türkü”</strong></em>, <em><strong>&#8220;kart kurt&#8221;</strong></em> teorileriyle <strong>“Kürt” </strong>diye bir şey olmadığını ispatlamaya çalışıyor, <strong>“Kürt”</strong> diyeni <strong>vatan hainliği</strong> ile suçluyordu.</p>
<p>Bugün <span style="font-weight:bold;">Kürt</span> diyen hala hainlikle suçlanıyor, tartışmak hala yasak, hala tabu ama bir taraftan da <span style="font-weight:bold;">Irak</span>’ın başında bir <span style="font-weight:bold;">Kürt</span> bulunuyor.</p>
<p>Aydınlarının tartışmasına izin vermeyen, <strong>İsmail Beşikçi</strong> gibi muhalif aydınları zindanlarda çürüten Türkiye bugün <strong>Barzani ve Talabani</strong>’yi ne yapacağını yanıbaşındaki <em><strong>&#8220;fiili oluşuma&#8221;</strong></em> nasıl yaklaşacağını bilemiyor.</p>
<p>Kürt sorununun tartışılmasına tahammül edemeyenler, şimdi Kürtleri emperyalizmle işbirliği yapmakla suçluyor. Tesadüf (!) Ermeni meselesiyle ilgili olarak akademisyenlere saldıranlar da onlar.</p>
<p>Biz onlara, itham ettiğiniz suçun büyüğünü siz işlediniz ve işlemeye de devam ediyorsunuz, <strong>Kürtler statükonun yasakçı, dışlayıcı, inkarcı ve zorla asimilasyoncu yaklaşımları yüzünden <em>&#8216;Amerikancı&#8217;</em> oldu, <span style="font-weight:bold;">denize düşen yılana sarıldı</span> desek haksız mı oluruz?</strong></p>
<p><em><strong>Saddam Hüseyin</strong></em> kendi halkına demokrasiyi çok görmemiş olsaydı kendisini acıklı duruma düşürmek bir yana işgali engelleyebilirdi. Ama O, ABD tankları <strong>Bağdat</strong> kapılarına dayandığında bile direnişi örgütleyecek bir <strong>meclis</strong> oluşturulması için çağrı yapmadı. <strong>İşte statükonun körlüğü ve büyük kötülüğü.</strong></p>
<h2>Statükocuların 50 Yıllık Dayanağı: ABD Emperyalizmi</h2>
<p>Türkiye statükonun temel özelliği <strong>ABD</strong>’ye dayanması ve oradan destek almasıydı. <span style="font-weight:bold;">DP</span> tarafından kurulan ilişkiler, <strong>12 Mart</strong>’la ve <strong>12 Eylül</strong>’le pekiştirildi, <strong>28 Şubat</strong>&#8216;la birlikte <strong>İsrail</strong>’i de kapsayarak <strong>stratejik müttefiklik</strong> olarak adlandırılan <strong>‘birlikte avlanma’</strong> olarak niteleyebileceğimiz bir düzeye yükseltildi.</p>
<p>Soğuk savaş döneminde <strong>ABD</strong> Türkiye için <strong>“sol kanadı olmayan”</strong> yarım bir demokrasiyi uygun görmüştü. <strong>Mahirlerin</strong> önderlik ettiği devrimci gençlik hareketi bu <em><strong>‘konsept’</strong></em> doğrultusunda ezildi. Cuntaların hedefi sadece sol değil, sendikacılar, aydınlar, kamu çalışanları bir bütün olarak demokratik güçler ve emek hareketiydi.</p>
<p><strong>Neo-Conlar</strong> birden ortaya çıkmış değil, inceleyelim <strong>12 Mart</strong>’ta da <strong>12 Eylül</strong>’de onları bulacağız, <strong>Netekim Paşa</strong>’nın sırtını <em><strong>“well done”</strong></em> diyerek sıvazlayan onlardı. Çünkü ABD bırakın <em><strong>“yarımını” </strong></em>demokrasinin <span style="font-weight:bold;">zerresini</span> bile istemiyordu. <span style="font-weight:bold;">Çünkü sol kanadı olmayan bir demokrasi olamaz, çünkü tek kanatlı kuş uçamaz.</span></p>
<p>Burada yeniden <em><strong>‘adam kıtlığı’</strong></em> meselesine dönmek durumunda kalıyoruz. <em><strong>“Adam kıtlığı”</strong></em> gençlerini darağacına yollayan, aydınlarını zindana dolduran statükonun <strong>Türkiye</strong>’ye hediyesidir. <strong>Denizlerin, Mahirlerin</strong>, bir bütün anti-emperyalist gençlik kuşağının hunharca ezilmesinin ve buna sessiz kalınmasının, işkencelerin, <strong>1402</strong>’lerin bedelidir.</p>
<p>Bugün iktidarda olanlar, devrimci gençler <strong>6. Filoyu</strong> denize dökerken <em>(yeniden karasularımıza girebilmesi için <strong>12 Mart </strong>ve<strong> 12 Eylül</strong> gerekti)</em> <em><strong>“Amerika gitsin Rusya mı gelsin!”</strong></em> diye uluyarak onlara saldırıyordu. Onların hırçınlığının nedenini de bu <strong><em>&#8216;yaman çelişki&#8217;</em></strong>de aramak gerekir.</p>
<p>Statükocular ucu kendilerine de dokunacağı için, karşı çıkacak cesarete ve donanıma sahip olmadıkları, aslında kendilerini ve memleketlerini yeteri kadar sevmedikleri için tarihle yüzleşmekten kaçıyor, ellerinde abuk sabuk isim listeleriyle dolaşıp, tartışmak isteyene çamur atıyorlar.</p>
<h2>&#8216;Derin Devlet&#8217; mi, &#8216;Derin Demokrasi&#8217; mi?</h2>
<p><strong>İşin aslı ve özü şu: Türkiye bir karar anına gelmiş bulunuyor. Ama Türkiye yönetenler bunu kabul bile etmek istemiyorlar, dolayısıyla gelişmelere uygun davranılamıyor, çıkış yolu bulunamıyor. </strong></p>
<p>Aslında durum her zaman olduğu gibi basit. Türkiye’nin önünde iki somut seçenek bulunuyor: <strong>Statükoda ısrar etmek ya da demokrasiyi özgürlüğü ve kardeşliği seçmek.</strong></p>
<p>Başka türlü söylersek ikilem şu: <strong>Derin devlet mi, derin demokrasi mi?</strong> Kendi yurttaşını düşman olarak görme, sesi fazla çıktığında öldürüp köprü altına atmayı <em><strong>‘devlet geleneği’</strong></em> olarak kutsamak mı? Yoksa aydınlarının özgürce konuştuğu, dini ve milliyeti ne olursa olsun bütün yurttaşların eşit haklara sahip olduğu, <em><strong>“bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine”</strong></em> birlikte yaşadığı kardeşliğin gönüllülük temelinde tesis edildiği gerçek bir demokrasi mi?</p>
<p>Birincisi kafamıza çuval geçirtti.  <strong>Susurlukçu Yorulmaz</strong>’ın annesi bile <em><strong>“oğlumu memur olsun diye verdim çete yaptılar”</strong></em> diyerek isyan etti. Bunun son kullanma tarihi en &#8216;şahinler&#8217; için bile çoktan geçti.</p>
<p>Ya ikincisi? Ne yazık ki, ikincisi de <em>-en azından şimdilik-</em> sahipsiz görünüyor. Öyle olmasaydı, gericiliği karşılarına almayı göze alarak, <span style="font-weight:bold;">yakın tarihimizin en trajik, suç ortağı olmak istemiyorsak mutlaka hesaplaşmak zorunda olduğumuz</span> olaylarından birini tartışma cesareti gösteren aydınlar bu kadar yalnız, bu kadar sahipsiz kalır mıydı? Üniversite böylesine kolay taciz edilebilir miydi?</p>
<h2>Solun &#8216;Durumdan Çıkarması Gereken Vazife&#8217;</h2>
<p>Dövünmenin faydası yok. Durumdan vazife çıkarmak lazım. Memleketin selameti için,  aydınlarına sahip çıkacak, sendikaları, emek ve demokrasi güçlerini gericiliğe karşı uyaracak,  harekete geçmeye teşvik edecek, yakın tarihimizle hesaplaşacak, yeni ve özgür ülke için taş taşıyacak, insanlara umut verecek bir <strong>sol seçeneğin</strong> bir an önce ortaya çıkması gerekiyor.</p>
<p>Ortaya çıkacak ciddi bir seçenek emek ve demokrasi güçlerinin desteğini de çok geçmeden arkasında bulacaktır.</p>
<p>Çünkü biz aslında çoğunluktayız. Çünkü bu coğrafyada <em><strong>&#8216;tek seslilik&#8217;</strong></em> uzun süre varlığını sürdürmez, çünkü burası çok renkli bir mozaiktir. Sosyalist şairimiz <strong>Cemal Süreya</strong>’nın bir seferinde çok güzel söylediği gibi bizim ülkemize en yakışanı ve tarihsel olarak da hak ettiği ad <strong><em>“Kavimler Kapısı Cumhuriyeti”</em></strong>dir.</p>
<p><strong>Bir sol seçenek ortaya çıkarmaya yetecek herşeyimiz var.</strong> İhtiyacımız olan sadece biraz daha <span style="font-weight:bold;">cesaret</span>, yanlış anlaşılmasın mücadele için gerekli bir cesaretten söz etmiyoruz. O kırk parçaya bölünmüş solumuzun kırk parçasında da ziyadesiyle var.</p>
<p>Solda birlik için yeniden ve bir daha harekete geçme cesaretinden söz ediyoruz. Zira geçmişte yaşadıklarımız hepimizde düş kırıklığı yarattı, umutlarımızı kırdı, birlik yolunda bir yenilgi daha almış olduk&#8230;</p>
<p>&#8220;Yenilen pehlivan güreşe doymazmış&#8221; diyelim ve kırk kardeşimize birden yeniden seslenelim. <em><strong>“Gelin canlar bir olalım”</strong></em> zira <em><strong>“bu cehennem ve bu cennet”</strong></em> <span style="font-weight:bold;">aslında bizim ve bizi bekliyor.</span></p>
<blockquote>
<h2>&#8220;<em>Murat Belge</em> Türkiye Solunun <em>Ahmet Rasim</em>idir&#8221;</h2>
<p>Ertelenen <em><strong>&#8216;İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları&#8217;</strong></em> konferansının düzenleyicilerinden biri <strong>Murat Belge</strong>’ydi. Bütün o hengame içinde resmi tarihçilerden <strong>İlber Ortaylı</strong>, <strong>Emre Aköz</strong>’ün yerinde benzetmesiyle <em><strong>‘nokta atışı yaparak’</strong></em> Belge’yi hedef aldı: &#8220;<em><strong>İngiliz filolojisi uzmanı Murat Belge mi Ermeni meselesini konuşacak?&#8221;</strong></em> Malum, Profesör Belge, <strong>Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü</strong>’nün başında bulunuyor.</p>
<p>Ortaylı hakkında uzun konuşmayı hakedecek kadar ilgi çekici biri değil. Murat Belge cevaben <em><strong>“tarih tarihçilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir”</strong></em> diye yazdı. Cevabın Ortaylı’ya bir anlam ifade etmemiş olması kuvvetle muhtemel.</p>
<p>Bizim memleketin okumuş sağcılarında, solcu aydınlara yönelik, bastırmakta güçlük çektikleri kompleksler bulunduğunu biliyoruz. Solcu aydınlar, düşünsel etkinliklerini, onlar gibi resmi ideolojinin <em><strong>‘gerici ve dar’</strong></em> çerçevesi ile sınırlamadığı için, <em><strong>‘devletin organik aydınlarından’</strong></em> <em><strong>‘eşyanın tabiatı gereği’</strong></em>, niteliksel bir ‘fark’ arzediyorlar.</p>
<p>Resmi ideolojinin kabaca <em><strong>‘inkara’</strong></em> dayandığı yurdumuzda, aradaki fark, <em><strong>“yeteneksiz mimarı becerikli arıdan üstün kılan şey”</strong></em> kadar derinleşebiliyor. <em><strong>Aziz Nesin</strong></em> halkımızın çoğunluğunun aptallaştırıldığından yakınmıştı. Nasıl ki özgürleştiren özgürleşiyorsa, aptallaştıran da  aptallaşıyor. Aptallaşan ise kompleksini bastırmakta güçlük çekiyor.</p>
<p><em><strong>“Boğaza karşı teori kesmek”</strong></em> gibi lumpen klişelerle yürütülen aydın düşmanı kampanyaların çığartkanlığını eklektik, tutarsız ve gerici düşünceleriyle ahkam kesen, komplekslerini ünvanlarıyla örtbas etmeye çabalayan <em><strong>&#8216;yarım yamalak okumuşlar&#8217;</strong></em> yapıyor.</p>
<p>Bir takım uğursuz adamlar ellerinde <strong>“devlet dövmezse biz döveriz”</strong> manasında abuk subuk dövizler, toplaşıp üniversiteyi taciz ediyor, öğrencileri tedirgin ediyor, <em>“tarihçi”</em> Ortaylı <em><strong>&#8220;filoloji uzmanı Murat Belge mi Ermeni meselesini konuşacak?&#8221;</strong></em>  diyerek sokaktaki lumpene Murat Belge’yi ve üniversiteyi hedef gösteriyor. Aptallaştırılmış zeka şöyle düşünecektir zira, <em><strong>“başlarındaki adam tarihçi bile değilmiş, işte bu işin arkasında bir çapanoğlu olduğunun, bunların vatan haini olduğunun ispatı.”</strong></em></p>
<p>İlber Ortaylı, Murat Belge’yi tanımıyor olabilir mi? Bu kadar okumuş bir insanın bu denli <em><strong>‘cahil’ </strong></em>olabileceğini varsayabilir miyiz?</p>
<p>Murat Belge akademisyen kimliğinden çok <strong>Türkiye solunun etkili isimlerinden</strong> biri olarak bilinir.</p>
<p>Murat Belge ile ilgili en keskin eleştiriler geçmişte <strong>devrimci sosyalist</strong> yazarlar tarafından kaleme alındı. Belge ve arkadaşları <em><strong>‘sol liberal’</strong></em> teoriler geliştirmekle itham edildiler. Ancak bu eleştiriler bile sadece Murat Belge’nin etkisini teyid eder.</p>
<p>Geniş ilgi alanı ve çok çeşitli konularda söyleyecek sözü olması nedeniyle, onun için, <em><strong>“Murat Belge Türk solunun Ahmet Rasim&#8217;idir&#8221;</strong></em> denmişti.</p>
<p>Doğrudur. Daha fazlasıdır. Murat Belge sadece dağılmış bir <strong>‘aileye’</strong> benzettiği Türkiye solunun değil, <em>-ki Türk soluyla ilgili en dikkate değer incelemelerden birini A. Samim müstear adıyla o kaleme almıştır- </em>memleket düşünce ikliminin en dikkate değer isimlerinden biridir. Katılırsınız, katılmazsınız, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, ama Murat Belge’nin üzerinde kafa yormaya değer düşünceler ileri sürdüğünü ve önemini inkar edemezsiniz.</p>
<p>İlber Ortaylı, Murat Belge’nin <em><strong>‘filoloji uzmanı’</strong></em>ndan daha fazlası olduğunu bilmiyor mu? Şüphe yok ki biliyor. İçindeki <em><strong>‘muhbir vatandaş’</strong></em>ı harekete geçirenin de bu olması kuvvetle muhtemel.</p>
<p>Kifayetsiz muhterise ne denir? <strong>Yiğidi öldür, ama hakkını yeme! Hakkını yemek zira, yiğidi öldürmekten daha sefilce bir suçtur.</strong></p></blockquote>
<p>16 Haziran 2005</p>
<p><em>Ermeni Konferansı tartışmaları dolayısıyla yazarımız H.Basri Karabey tarafından kardeş bir siyasi gazete için kaleme alınmıştı.</em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/72/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/72/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/72/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=72&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2005/06/16/ermeni-konferansi-uzerine-universiteye-sahip-cikmak-memlekete-sahip-cikmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sosyalist Alternatif Editörünün DGM&#8217;de Verdiği Savunma</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/09/17/sosyalist-alternatif-editorunun-dgmde-verdigi-savunma/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/09/17/sosyalist-alternatif-editorunun-dgmde-verdigi-savunma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2003 21:05:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Irak Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2002/09/17/sosyalist-alternatif-editorunun-dgmde-verdigi-savunma/</guid>
		<description><![CDATA[<strong>Olası bir savaşın faturasını Türkiye ödeyecektir. Irak’ın parçalanması ve yağmalanması Türkiye’nin parçalanmasının ve yağmalanmasının ilk adımıdır. </strong> Türkiye'nin çoğunluğu bu gerçeğin farkındadır. <strong>Ülkesine ve halkına karşı sorumluk hisseden her yurttaşa bu noktada görev düşmektedir.</strong> Benim yazım da  <strong>sorumlu bir yurttaş bilinciyle</strong> kaleme alınmıştır. Bugün <strong>Irak</strong>’ın parçalanmasına karşı çıkmayanlar, yarın, <strong>Türkiye </strong>benzer bir akibete uğradığında söyleyecek söz bulamayacaktır.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=57&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Eşitlik ve Özgürlük için Sosyalist Alternatif</strong> adlı dergide yayınlanan <a title="yazi1" href="http://sabirlik.wordpress.com/2001/12/01/emperyalizmin-gercek-yuzunu-herkesten-cok-kurtler-tanir/"><strong>“Emperyalizmin gerçek yüzünü herkesten çok Kürtler tanır”</strong></a> ve <a title="yazi2" href="http://sabirlik.wordpress.com/2001/12/01/sabaha-soruyoruz-yoksa-siz-siyonist-misiniz/" target="_self"><strong>“Sabah’a ve Hopalıya soruyoruz: Burayı İsrail mi sanıyorsunuz, Yoksa siz Siyonist misiniz?”</strong></a> başlıklı yazılarım nedeniyle <strong>bölücülük propagandası</strong> yapmak ve <strong>silahlı çete propagandası </strong>yapmak iddiasıyla dava açılmış bulunuyor.</p>
<h2>1- Amacım bölücülük propagandası yapmak değil, bölücülüğü eleştirmektir. Amacım bölmek değil, birleştirmektir.</h2>
<p><a title="yazi1" href="http://sabirlik.wordpress.com/2001/12/01/emperyalizmin-gercek-yuzunu-herkesten-cok-kurtler-tanir/"><strong>“Emperyalizmin gerçek yüzünü herkesten çok Kürtler tanır”</strong></a> başlıklı yazı, bölücülük propagandası yapmak amacıyla değil, ileri sürülenin aksine <strong>gerçek bölücü propagandayı</strong> eleştirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.</p>
<p>Yazının amacı, <strong>The New York Times</strong> Gazetesi’nin <strong>5 Kasım 2001</strong> tarihli nüshasında <strong>William Safire</strong> imzasıyla yayınlanan <a title="nyt" href="http://select.nytimes.com/gst/abstract.html?res=F70712FC3E5D0C768CDDA80994D9404482" target="_blank"><strong>&#8220;Türkiye Kartı&#8221;</strong></a> başlıklı yazıyı ve bu yazıyı 6 Kasım 2001 tarihli nüshasında <a title="safire'in yazisi" href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=35448" target="_blank"><strong>&#8220;Kuzey Irak&#8217;ı ilhak edin!&#8221;</strong></a> başlığıyla manşete taşıyan <strong>Hürriyet </strong>gazetesini eleştirmektir. Söz konusu yazı, <strong>Safire</strong>’nin yazısı ve <strong>Hürriyet </strong>gazetesinin manşeti üzerine kaleme alınmıştır.</p>
<p><strong>The New York Times</strong> yazarı <strong>William Safire</strong>, adı geçen yazıda,  ABD yönetimine, <strong>‘Türkiye kartına’</strong> oynamasını salık vermektedir. <strong>Türkiye’ye önerilen ise Irak’ın üçte birini işgal etmektir.</strong></p>
<p>Senaryoya göre Türkiye bu işten hem <strong>&#8220;büyük para kazanacak&#8221;</strong>, hem de Irak’tan ilhak ettiği toprakları <strong>Kürdistan</strong> adı altında özerk bir bölgeye dönüştürerek Kürt <strong>sorununu </strong>çözecektir. Böylece <strong>ABD</strong>, bölgeden <strong>‘çılgınca’</strong> petrol akmasını sağlayarak <strong>“OPEC’i haklayabilecek”</strong>tir.</p>
<p><strong>William Safire</strong>, ABD yönetimindeki savaş yanlısı kliğin sözcülerinden biridir. Siyonist lobinin etkin isimlerindedir ve <strong>Ariel Şaron</strong>’a yakınlığı ile tanınmaktadır.</p>
<p>Amerikalı köşe yazarlarının <strong>‘partizanlık’</strong> derecesini bilimsel yöntemlerle ölçen <a href="http://www.lyinginponds.com" target="_blank"><strong>‘Lying in Ponds’</strong></a> adlı kuruluşun yaptığı araştırmaya göre, <a title="safire" href="http://www.lyinginponds.com/wsafire.nyt.html" target="_blank">William Safire <strong>‘partizan yazarlar’</strong></a> listesinde üst sıralarda yer almaktadır.</p>
<p><strong>William Safire</strong> büyük basın tarafından <strong>“Türk dostu”</strong> olarak lanse edilmekte, sık sık manşetlere taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hürriyet</strong> gazetesinin tutumu özellikle dikkate değerdir. Geçmişte <strong>Türkiye</strong>’den <strong>“Satılık müttefik”</strong> şeklinde sözeden <strong>“Türk dostu usta yazar”</strong> Safire, <strong>“Hürriyet’in Başyazarı” </strong>şeklinde anılır olmuştur. (<strong>Umur Talu</strong>, Star, 15 Nisan 2002)</p>
<p><strong>Hürriyet</strong>’in tutumu medya eleştirmenleri tarafından, hatta <strong>Hürriyet</strong>’in kendi yazarları tarafından bile eleştirilmiştir. <em>(Bu eleştirilerin bir kısmı ekte sunulmuştur.)</em></p>
<p>Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’nin <strong>&#8220;resmi&#8221;</strong> tezi; savaştan kaçınılması, Irak&#8217;ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin bozulmaması ve kuzeyde <strong>‘kukla’</strong> bir Kürt devletinin kurulmaması şeklindedir. <em>(Kemal Yavuz, Irak Gerçeği, Akşam Gazetesi, 14 Eylül 2002)</em> Kamuoyu da yüzde 90’lara varan ağırlıkta savaşın karşısındadır.</p>
<p><strong>Olası bir savaşın faturasını</strong> <em>-savaşın maliyetinin 150-200 milyar dolara varacağı tahmin ediliyor, bu rakam Türkiye’nin toplam borcuna eşittir-</em> <strong>Türkiye ödeyecektir.</strong></p>
<p><strong>Irak’ın parçalanması ve yağmalanması Türkiye’nin parçalanmasının ve yağmalanmasının ilk adımıdır. </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin çoğunluğu bu gerçeğin farkındadır. <strong>Ülkesine ve halkına karşı sorumluk hisseden her yurttaşa bu noktada görev düşmektedir.</strong></p>
<p>Benim yazım da  <strong>sorumlu bir yurttaş bilinciyle</strong> kaleme alınmıştır. Bugün <strong>Irak</strong>’ın bölünmesine karşı çıkmayanlar, yarın, <strong>Türkiye </strong>benzer bir akibete uğradığında söyleyecek söz bulamayacaktır.</p>
<p><strong>William Safire</strong> sadece <strong>Türkiye</strong>’yi değil, <strong>Kürtleri</strong> de <em><strong>“baştan çıkarmaya” </strong></em>çalışıyor, dava konusu yazının amacı <strong>Türklerin</strong> ve <strong>Kürtlerin</strong> böylesi senaryolara kanmasını engellemek, emperyalizme karşı birlik olmasını sağlamaktır.</p>
<p>Safire’nin senaryosunun bir ayağı <strong>Türkiye’nin Musul-Kerkük petrolü ile kandırılması</strong> ise bir diğer ayağı <strong>Kürtlerin ‘özerk Kürdistan’ vaadiyle baştan çıkarılmasıdır.</strong></p>
<p>Irak konusunda bir yazı dizisi hazırlayan <strong>Harp Akademileri </strong>eski öğretim görevlisi Org. <strong>Kemal Yavuz</strong>’a göre,<em> “<strong>Kürtler</strong>, ağırlıkla <strong>Kuzey Irak</strong>&#8216;ta yaşayan ve Irak nüfusunun ikinci çoğunluğunu teşkil eden&#8230; <strong>Kürtler</strong> yeniden <strong>&#8216;ümitlendirildiler&#8217;</strong>.  <strong>ABD</strong>&#8216;nin, <strong>Türkiye</strong>&#8216;ye karşı <strong>&#8216;Kürt Kartını&#8217;</strong> uygulamaya koyması sonucunda, Kürtler&#8217;in <strong>Kuzey Irak</strong>&#8216;ta önce <strong>&#8216;yarı özerk bir federasyon&#8217;</strong> ve <strong>&#8216;daha müsait&#8217;</strong> bir zaman ve zemin oluştuğunda da, <strong>&#8216;bağımsız bir devlet&#8217;</strong> oluşturabilecekleri gibi bir ümide sevk edildikleri anlaşılmaktadır.”</em> (Akşam Gazetesi, 14 Eylül 2002)</p>
<p>Bizim yazımızda şöyle demiştik <strong>“Amerika ne Türkleri ne de Kürtleri umursuyor, onu ilgilendiren sadece kendi çıkarlarıdır. Bu çıkarlar tüm bölgenin kontrol ve hegemonya altına alınmasını gerekli kılıyor. Bölgenin jeopolitiğinden ötürü bu hegemonya mücadelesi genellikle savaşlara ve mazlum halkların büyük acılar çekmesine yol açıyor.&#8221;</strong></p>
<p><strong>“Kürtlerin kaderini emperyalist pazarlıklara tabi kılmaktan başka bir anlam taşımayan bu türden senaryolar”</strong>a karşı çıkılmasını savunan dava konusu yazının <strong>bölücülükle</strong> suçlanması dolayısıyla <strong>temelsizdir</strong>.</p>
<p><strong>Sayın Savcı&#8217;nın suçlamaları </strong><strong>bana ait olmayan yorum ve değerlendirmelere dayanmaktadır</strong></p>
<p>Öte yandan, söz konusu yazıda yer almayan yorum ve değerlendirmelere dayanılarak tarafıma suç isnad edilmektedir. Türkiye’nin <strong>“emperyalist”</strong> olarak nitelendirildiğinin ileri sürülmesi buna iyi bir örnektir. Yazının hiçbir yerinde böyle bir ifade yoktur. Bu anlama gelebilecek en küçük bir ifade bile kullanılmamıştır. Açıkça görüldüğü gibi, emperyalist politikalar gütmekle itham edilen <strong>ABD</strong>’dir.</p>
<h2><strong>2- Amacım çete propagandası yapmak değil, Sabah Gazetesi&#8217;ni eleştirmektir.</strong></h2>
<p><a title="yazi2" href="http://sabirlik.wordpress.com/2001/11/01/sabaha-soruyoruz-yoksa-siz-siyonist-misiniz/"><strong>&#8220;Sabah&#8217;a ve Tayfun Hopalı&#8217;ya soruyoruz: Burayı İsrail mi sanıyorsunuz, yoksa siz siyonist misiniz?&#8221;</strong></a> başlıklı yazı ise başlığından anlaşılacağı üzere adı geçen gazetenin <strong>5 Kasım 2001</strong> tarihli nüshasında yayınlanan <strong>“Burası Filistin Değil İstanbul”</strong> başlıklı haberi ve <strong>Sabah Gazetesi</strong>&#8216;nin <strong>gazetecilik meslek etiğine uygun olmayan tutumunu eleştirmek maksadıyla</strong> kaleme alınmıştır.</p>
<p>Sabah gazetesinde yayınlanan bu haberin meslek etiğine uygun olmadığı <strong>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, (TGS) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)</strong> gibi meslek kuruluşları tarafından da açıklanmış ve gazete kınanmıştır.</p>
<p>Yazıda <strong>Sabah </strong>gazetesinin <strong>meslek etiğine uygun olmayan davranışı</strong> eleştirilmiş, olaylarda hayatını kaybedenlerin isimleri <strong>habercilik gereği</strong> neşredilmiş, yazıda herhangi bir örgüt adı anılmamıştır.</p>
<p>Gerek <strong>Ulucanlar Cezaevi</strong>, gerekse <strong>Küçük Armutlu</strong>’da yapılan operasyonlar, habercilik etiği ve kuralları çerçevesinde  ele alınmış, olayların adı geçen gazetelerde yer alma biçimi eleştirilmiştir.</p>
<p>Kaldı ki her iki olay ile ilgili açılmış  davalar bulunmakta olup, bu dosyalar incelendiğinde dava konusu yazının haber niteliği açıkça ortaya çıkacaktır.</p>
<h2><strong>Netice-i Talep :</strong></h2>
<p><strong>Yukarda belirtilen nedenlerle söz konusu yazılarda herhangi bir suç unsuru bulunmamaktadır, takipsizlik kararı verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.</strong></p>
<p>Hasan Basri Karabey</p>
<p><em>Yazılarda herhangi bir suç unsuru bulunmadığına karar verilerek, dava beraatla sonuçlandı.<strong> (</strong><strong>17 Eylül 2003)</strong></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/57/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/57/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/57/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=57&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/09/17/sosyalist-alternatif-editorunun-dgmde-verdigi-savunma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tarihi Bir Dönemecin Eşiğinde Türkiye</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2003 16:47:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[3 Kasım Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/</guid>
		<description><![CDATA[<strong>Türkiye</strong>’nin 80 yıllık siyasi hayatına yön veren temel parametreler birer birer etkisizleşiyor. Statüko her geçen gün biraz daha aşınıyor. 3 Kasım’ın ortaya koyduğu bu oldu. Sözgelimi Türkiye’yi yönetenlerin neredeyse 80 yıldır yok saymaya <strong>çalıştığı Kürt sorunu</strong>, artık yok saymanın anlamsızlaştığı yeni bir evreye girdi. ABD’nin sorunun doğrudan tarafı olduğu bir aşamada <strong>“Kürtler aslında dağ Türkleridir”</strong> söylemi artık ne kadar işe yarayabilir.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=62&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Türkiye</strong>’nin 80 yıllık siyasi hayatına yön veren temel parametreler birer birer etkisizleşiyor. Statüko her geçen gün biraz daha aşınıyor. 3 Kasım’ın ortaya koyduğu bu oldu. Sözgelimi Türkiye’yi yönetenlerin neredeyse 80 yıldır yok saymaya <strong>çalıştığı Kürt sorunu</strong>, artık yok saymanın anlamsızlaştığı yeni bir evreye girdi. ABD’nin sorunun doğrudan tarafı olduğu bir aşamada <strong>“Kürtler aslında dağ Türkleridir”</strong> söylemi artık ne kadar işe yarayabilir.</p>
<p><span id="more-62"></span></p>
<p>Dünyada durumu tartışırken ortaya koymaya çalıştığımız gibi, ABD, Türkiye’nin de bir parçası olduğu coğrafyada, Türkiye’yi etkilememesi mümkün olmayan kapsamlı bir harekat başlattı. Bu harekatla birlikte 50 yıllık Türk-Amerikan ittifakı çatırdamaya başladı. <strong>Ortadoğu’da Türkiye’nin çıkarları ABD ile çakışmıyor, çatışıyor.</strong> ABD yanlılarının <strong>“kaderimiz ortak”</strong> tiradlarına rağmen gerçekte yolun sonuna gelindi.</p>
<p>Türkiye <strong>ABD</strong> güdümüne II. Dünya Savaşı’nın ertesinde girdi. O zamanlar Türkiye’den beklenen <strong>SSCB</strong>’ye karşı bir ileri karakol, bir füze üssü görevini görmesiydi. Devletin yapısı bu ihtiyaca göre dizayn edildi, anti-emperyalist, sol güçler <strong>12 Martlarda 12 Eylüllerde</strong> en acımasız yöntemlerle bu amaç için ezildi.</p>
<p>SSCB’nin çöküşünün ertesinde Türkiye’nin bu fonksiyonu anlamını yitirdi. Türkiye’yi yönetenler, aç tavuk kendini darı ambarında sanır misali, yeni bir hedef ortaya attılar: Türkiye yeni dünya düzeninde <em><strong>“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan Türklük dünyasının lideri”</strong></em> rolüne soyunacaktı.</p>
<p>Bunun pratikteki karşılığı ABD ile olan bağları daha da güçlendirmek, ilişkiyi stratejik ittifak düzeyine yükseltmek ve stratejik ittifaka <strong>İsrail</strong>’i de dahil etmek oldu. Türkiye’yi yönetenler bölgesel güç olma amaçlarına, <strong>Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar</strong> üçgeninde <strong>ABD</strong>’ye ve <strong>İsrail</strong>’e dayanarak, onların projelerine dahil olarak ulaşabileceklerine inanıyorlardı. Türkiye’nin son 10 yılına bu düşünce hakim oldu.</p>
<p>Türkiye’nin son 10-12 yılının ne denli karanlık bir dönem olduğunu uzun uzun hatırlatmaya gerek yok, iki büyük ekonomik kriz, aşırı sağın yükselişi, faili meçhuller, aydın cinayetleri, hak ihlalleri, çeteler, 28 Şubat.. bunlar hep <strong>“bölgesel güç”</strong> olma hayallerinin sonuçları.</p>
<p>Maliye Bakanlığı’nın raporuna göre Türkiye’de her yeni doğan bebek <strong>3 bin dolar</strong> borçla doğuyor. Bu yıl iç ve dış borçların toplamı 204,4 milyar dolara ulaştı. Kişi başına milli gelir <strong>2 bin 200</strong> dolar civarında kalırken kişi başına düşen borç miktarı 3 bin dolara yükseldi.</p>
<p>Türkiye’nin ABD’nin güdümüne girdiği 1950 yılında Türkiye’nin 775 milyon lira borcu vardı. 12 Eylül darbesinin yapıldığı 1980 yılında Türkiye’nin  toplam borcu 25 milyar dolardı. Askeri darbenin ve sağ partilerin yönetiminde geçen 20 yılda Türkiye’nin borçları 20 kata yakın artarak <strong>204.4</strong> milyara ulaştı.</p>
<p>Bu borcun-faizin karşılığında ülkenin tüm varlıkları ipotek altına alındı. Borçlar çalışanların sırtından ödeniyor. Yine onların emekleriyle yaratılmış kamu işletmeleri, borçların ödenmesi için yok pahasına özelleştiriliyor. <strong>Türkiye&#8217;de hükümetler alacaklı uluslararası sermaye tarafından düzenleniyor.</strong></p>
<h2>AKP hangi role soyunuyor?</h2>
<p>ABD’ye dayanarak bölgesel güç olma hayalinin şampiyonluğunu şimdi Recep Tayyip Erdoğan ve AKP sürdürüyor.  <strong>“Türkiye’nin çıkarları”</strong> söylemiyle Türkiye’yi bataklığa sürüklemeye çalışıyor. Irak’a asker göndererek Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği <strong>işgalci Koalisyon&#8217;a</strong> dahil etmek istiyor.</p>
<p>Irak halkı ABD’nin başını çektiği Koalisyon güçlerini kurtarıcı olarak değil işgalci olarak değerlendiriyor. İşgalcilere karşı direniyor. ABD kendisinin kontrol etmeyi başaramadığı ve direnişin en yoğun biçimde sürdüğü <strong>Sünni-Arap</strong> bölgesini Türkiye’nin “denetimini”ne bırakmak ve böylece kendi askeri zaiyatını azaltmak istiyor.</p>
<p>50 yıldır ABD’ye dayanarak tepemizde duran güçler, yolun sonunun geldiğini, ABD’ye ve İsrail’e dayanarak bölgesel güç olma siyasetinin çıkmaza girdiğini kabul etmek istemiyorlar. Son bir gayretle ve oldu bittiye getirerek Türkiye’yi ABD’nin dünya hakimiyeti için sürdürdüğü haksız savaşın suç ortağı durumuna düşürmek istiyorlar. Halkın yüzde 96’sı ABD’nin Irak’taki savaşını haksız buluyorken, her üç kişiden ikisi ABD’nin Türkiye için askeri tehdit oluşturduğunu düşünüyorken, halkın iradesine rağmen Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği işgal Koalisyonu’na dahil etmek istiyorlar.</p>
<p>Eğer Irak’a asker gönderilirse bunun son 10 yılda yaşadığımızdan çok daha yıkıcı sonuçları olacaktır. Bu karar,</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin bir bataklığa saplanmasına, gençlerimizin hayatını kaybetmesine,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin uluslararası meşruiyeti olmayan bir savaşın suç ortağı durumuna düşmesine,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nın Irak halkı tarafından işgalci bir güç olarak değerlendirilmesine, yayılmacı olmakla suçlanmasına,</strong></li>
<li><strong> Müslüman dünyanın, bölge halklarının ve komşularımızın Türkiye’ye tepki duymasına, uzaklaşmasına ve hatta aramıza kan girmesine,</strong></li>
<li><strong>Başta AB ve Rusya olmak üzere büyük güçlerin Türkiye’ye cephe almasına, dışlamasına,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin yalnızlaşmasına, itibar kaybetmesine, ABD ve İsrail’e mahkum kalmasına neden olacaktır.</strong></li>
<li><strong> Türkiye yarın dönüp kendi gövdesine saplanacak olan emperyalist kurşunu ateşleyen silahın tetiğini, bugün kendi eliyle çekmiş olacaktır. </strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin işgal koalisyonuna dahil olmasının iç politikada da çok yakıcı sonuçları olacaktır.</p>
<p>Zaten bıçak sırtında yürüyen ekonomi krize girecektir. Çünkü başta turizm olmak üzere pek çok sektör çökecektir. Demokrasi askıya alınacak, baskıcı rejimler gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>Ülkede barışla bölgede barış arasında kopmaz bir bağ vardır.</strong> Bölgede savaşı üstelik haksız ve gerici bir işgal savaşını sürdüren Türkiye’nin kendi içinde barışçı ve demokratik yöntemleri tercih edeceğini sanmak yanlış olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Türkiye tarihsel bir dönemecin eşiğine gelmiştir. Irak’a asker gönderilmesinin faturası AKP açısından acı olacaktır. Seçmen tabanını kaybedecektir. Neden oldukları krizi başkalarının toprağına göz dikerek aşmaya çalışanlar, tam da Irak’a asker gönderdikleri zaman artık son kozlarını da oynamış olacaklar, bunların ülkeyi ne büyük bir tehlikeye sürüklediği açığa çıkacak. Şimdi emek ve demokrasi güçlerinin işçi hareketinin ve sendikal hareketimizin önünde tarihsel bir görev var: <strong>Ülkemizin ve gençlerimizin sahipsiz olmadığını göstermek.</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin çıkarı yayılmacı maceralarda değil barışta, bağımsızlıkta ve demokrasidedir.</strong> Türkiye’nin komşularıyla çatışma içinde olmaktan hiçbir çıkarı olamaz. Türkiye’nin bütün dünyanın nefretini toplayan, kendi çıkarları için başkalarının ata topraklarını işgal etmekten kaçınmayan, haksız ve gayri meşru bir savaş yürüten ABD’nin suç ortağı olmaktan hiçbir çıkarı olamaz.</p>
<p>Türkiye bölgenin ve müslüman dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. Yüzyılın başında başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği emperyalist işgalcilere karşı verilen <strong>Kurtuluş mücadelesi</strong> nasıl bütün mazlum ülkelere esin kaynağı oldu.</p>
<p><strong>Türkiye kimseye bağımlı olmadan ayakta durabilecek potansiyellere sahiptir.  Şimdi bağımsızlık, barış, demokrasi ve emek güçlerinin görevi bu potansiyeli açığa çıkarmaktır.</strong></p>
<p>Ağustos 2003</p>
<p>DİSK Genel-İş II. No’lu Şube Kongresi Raporu için yazıldı ve burada yayınlandı</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/62/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/62/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=62&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ABD’nin Ortadoğu&#8217;yu Yeniden Sömürgeleştirme Operasyonu ve Dünyanın Geleceği</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/abdnin-ortadoguyu-yeniden-somurgelestirme-operasyonu-ve-dunyanin-gelecegi/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/abdnin-ortadoguyu-yeniden-somurgelestirme-operasyonu-ve-dunyanin-gelecegi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2003 16:05:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/abd%e2%80%99nin-ortadoguyu-yeniden-somurgelestirme-operasyonu-ve-dunyanin-gelecegi/</guid>
		<description><![CDATA[Savaşa ve savaşa kaynaklık eden emperyalist kapitalist sisteme karşı çıkan savaş karşıtı ve anti-kapitalist küresel muhalefetin etkinlik kazanması, daha köklü oluşumlara ön ayak olması sadece çalışan sınıflar açısından değil, savaş teknolojisinin ulaştığı korkutucu düzey düşünüldüğünde insan uygarlığının ve üzerinde yaşadığımız gezegenin selameti açısından da hayati önem taşıyor.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=61&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>2003 yılına damgasını vuran olay, <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere</strong>’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin <strong>Irak</strong>’a yönelik başlattığı savaş ve onu izleyen işgal oldu. Dünyanın gözü Ortadoğu’ya yöneldi.</p>
<p>Hemen bütün yorumcular, Irak’a yönelik savaşın ve Irak’ın işgal edilmesinin daha geniş bir sürecin parçası, olduğu konusunda hemfikir. <strong>Bağdat</strong>’ta Amerikan tanklarının dumanları tüterken, Pentagon sözcüleri <strong>İran</strong>’ı ve <strong>Suriye</strong>’yi tehdit ettiler.</p>
<p><strong>Söz konusu olan ülkemizin de bir parçası olduğu coğrafyanın ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesidir.</strong></p>
<p>ABD’nin Ortadoğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmeye girişmesinin önemli nedenlerinden biri  <strong>“kapitalizmin kanı”</strong> denilen petrol. ABD, şu an tükettiği petrolün yarısını dışardan alıyor. Başkan Yardımcısı <strong>Dick Cheney</strong>&#8216;nin hazırladığı <strong>Ulusal Enerji Politikası</strong> başlıklı rapora göre (Mayıs 2001) bu oran 2020 yılında üçte ikiye yükselecek. Ortadoğu dünya petrol rezervinin önemli bölümünü barındırıyor. Irak dünyanın ikinci büyük rezervine -yüzde 11- sahip.</p>
<h2>ABD&#8217;nin küresel egemenlik kurma çabası</h2>
<p>Petrol ve dolaşım yollarının denetim altına alınması Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Irak&#8217;ı işgal edip sömürgeleştirme operasyonunda çok önemli bir rol oynamasına rağmen, tek neden bu değil. Irak ile savaş çok daha büyük bir planın <em>-ABD emperyalizminin bütün dünyayı egemenliği altına almaya yönelik taarruzunun-</em> sadece bir parçası.</p>
<p>Bu yeni ortaya çıkmış bir şey değil. <strong>ABD</strong>&#8216;nin küresel egemenlik planları geçtiğimiz on yıl boyunca, yani <strong>Sovyetler Birliği</strong>&#8216;nin çökmesinden ve ABD&#8217;nin dünya çapında rakipsiz askeri güç haline gelmesinden bu yana geliştiriliyordu.</p>
<p>1992 yılında Pentagon, on yıllık döneme yönelik olarak bir taslak plan hazırladı. Plan ABD&#8217;nin üstünlüğünü koruyabilmesi için kesintisiz bir çaba harcanması gerektiğini söylüyordu, <em><strong>&#8220;Birinci amacımız eski Sovyetler Birliği&#8217;nde ya da başka bir yerde, Sovyetler Birliği&#8217;nin oluşturduğu tehdide benzer bir tehdidin yeniden ortaya çıkmasını engellemektir&#8221;</strong></em> deniyordu.</p>
<p>Bu belge basına sızdırıldıktan sonra ilk başlarda epeyce kızgınlık yarattı. Clinton yönetimin ilk yıllarında bir ölçüde de olsa arka plana itildi. Ancak arkasındaki güçler <em>– Wolfowitz, Cheney, Rumsfeld ve diğerleri -</em> işin peşini bırakmadı. Tam aksine, planın uygulamaya konması için Amerika&#8217;yı yöneten politik çevrelerin içinde örgütlendiler.</p>
<p>Bu kişiler 1997 yılında bir araya gelerek <strong>&#8220;askeri güç ve ahlaki berraklık&#8221;</strong> programı temelinde <strong>&#8220;Amerikanın küresel önderliğini&#8221;</strong> savunmak ve buna destek sağlamak doğrultusunda <strong>&#8220;Amerikanın dış politikasındaki rehber prensiplerini&#8221;</strong> oluşturmak üzere <strong>Yeni Amerika&#8217;nın Yüzyılı Projesi</strong>&#8216;ni oluşturdular.</p>
<p>2000 yılının Eylül ayında bu örgüt perspektifini şu şekilde ifade ediyordu: <em>&#8220;Soğuk Savaş sonrasındaki on yıllık süre içinde&#8230;neredeyse her şey değişti. Soğuk Savaşın dünyası iki kutupluydu; 21. yüzyılın dünyası ise &#8211; en azından şu anda &#8211; kesinlikle tek kutuplu ve Amerika dünyanın &#8216;tek süper gücü&#8217; konumunda. Amerikanın stratejik amacı Sovyetler Birliğinin güçlenmesini engellemek olagelmişti; bugün ise görevimiz Amerikanın çıkarlarına ve ideallerine uygun güvenli bir uluslararası ortamı korumaktır&#8221;.</em> (Rebuilding America&#8217;s Defences, Amerika’nın savunmasını yeniden inşa etmek, s. 2)</p>
<p>Belgede, Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılması ile, <em><strong>&#8220;Amerikanın güvenlik sınırları&#8221;</strong></em> olarak adlandırılan çerçevenin önemli ölçüde genişlediğine işaret ediyor, <em>&#8220;Aslında Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllardır Körfez güvenliğinde daha kalıcı bir rol oynamayı arzulamıştır. Irak ile olan çözümsüz anlaşmazlık gerekli mazereti yaratırken, önemli boyutlardaki Amerikan güçlerinin Körfez&#8217;de bulunma ihtiyacı Saddam Hüseyin yönetimi konusunu aşıyor&#8221;</em>  deniyordu. (s. 14).</p>
<h2>11 Eylül ve Operasyonun Başlaması</h2>
<p>11 Eylül saldırısı, Bush yönetimi için bir politik piyango oldu. ABD kuvvetlerinin küresel genişlemesi için yapılan planlar bundan böyle <strong>&#8220;terörle savaş&#8221;</strong> bayrağı altında uygulamaya konabilirdi. 11 Eylül günü iki uçak <strong>Dünya Ticaret Merkezi</strong>&#8216;ne çarptığında Bush&#8217;un masasında <strong>Afganistan</strong>&#8216;ın işgali ile ilgili planlar hazır halde bekliyordu. <strong>Rumsfeld</strong> ve diğerleri derhal Irak rejiminin devrilmesi gerektiğinden söz etmeye başladılar.</p>
<p>Bush yönetiminin programı başkanın 17 Eylül tarihinde yayımlanan <strong>Ulusal Güvenlik Stratejisi</strong> ile belli oldu. Bu belge ana politika olarak ABD&#8217;nin istediği zaman, isteği yerde, Amerika&#8217;nın çıkarlarına tehdit oluşturduğuna ya da gelecekte tehdit oluşturabileceğine inandığı herhangi bir ülkeye karşı askeri güç kullanmayı kendisine bir hak olarak ilan ediyordu.</p>
<p>Modern tarihte hiç bir ülke, hatta Hitler çılgınlığının zirvesindeki <strong>Nazi Almanyası</strong> bile, küresel egemenlik için <em>- ya da daha açık bir deyişle dünyaya hükmetmek için -</em> Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin şimdi yaptığı gibi böyle bir iddiada bulunmadı.</p>
<h2>ABD kağıttan kaplan mı?</h2>
<p><strong>Bush, Cheney, Rumsfeld, Wolfowitz, Perle, Rice, Safire</strong> gibilerinin oluşturduğu, ekonomik olarak petrol ve silah lobilerine, ideolojik olarak hristiyanlığın son derece bağnaz bir yorumuna yaslanan Cumhuriyetçi klik <em>–ki kökleri Nixon zamanına kadar uzanıyor-</em> neden saldırgan bir politika izlemeyi tercih ediyor? Cevabı bulunması gereken önemli sorulardan biri de bu.</p>
<p>Büyük güçler 20. yüzyılın başından beri dünyanın geri kalanı üzerinde, hammadde kaynakları ve pazarlar üzerinde hakimiyet kurmak için birbirleriyle rekabet ediyorlar. Bu rekabet başta ekonomik, politik ve askeri düzeyler olmak üzere çok boyutlu bir biçimde sürüyor. Savaş dahil çok çeşitli biçimlere bürünüyor.</p>
<p>SSCB’nin çöküşünden sonra dünyanın tek kutuplu hale geldiğinden söz ediliyor. ABD devasa bir savaş aygıtına sahip, askeri olarak gerçekten bir tek kutupluluk söz konusu ama şuna da şüphe yok ki, dünya ekonomik ve politik olarak uzunca bir zamandan beri <strong>çok kutuplu</strong>ydu.</p>
<p>ABD’nin saldırgan bir dış politika takip etmesinin en önemli nedeni de burada; ABD hegemonyası kaçınılmaz olarak aşınıyor ve çok kutupluluk kaçınılmaz bir eğilim olarak belirginleşiyor<strong>. ABD ekonomik alanda süren rekabette sürekli olarak mevzi kaybediyor, geriliyor; geriledikçe, gerileyişini gerici yöntemlere başvurarak geciktirmeye çalışıyor.</strong></p>
<p>Bush’un önleyici vuruş doktrini gariban <strong>Afganistan</strong>’ı ve <strong>Irak</strong>’ı değil, <strong>AB, Rusya, Japonya </strong>gibi küresel rakipleri hedef alıyor.</p>
<p>ABD imparatorluğu bu yönüyle Roma imparatorluğuna benzetiliyor. Çin Devriminin lideri <strong>Mao Zedung </strong>68&#8242;de ABD emperyalizmini kağıttan bir kaplana benzetmişti. Bu ünlü benzetme bugün daha çok anlamına kavuşuyor. Kaplanlığın kağıttanlığının temelini  gerçekte yapısal bir özellik taşıyan zayıflık oluşturuyor.</p>
<h2>Dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor?</h2>
<p><strong>ABD&#8217;nin küresel egemenlik taarruzunun etkileri neler olacaktır?</strong> 21. yüzyıl başlarken emperyalizmin yeni bir çağa giriyor olması ne tür sonuçlara gebedir? Bu soruların cevaplarını bulmak için 20. yüzyılın tarihsel deneyimlerini incelemek, geleceğin ne getireceğini anlamak için tarihin derinliklerine inmek gerekiyor.</p>
<p>19. yüzyılın ilk yarısında, gelişmekte olan küresel kapitalist ekonomi <strong>Büyük Britanya</strong>&#8216;nın egemenliği altında gelişti. Ancak yüzyılın son çeyreğinde büyük çaplı değişiklikler yaşanmaya başladı. 1870&#8242;den sonra birleşen Alman devleti büyük bir ekonomik patlamanın ön koşulu ve başlangıç noktası oldu. Avrupa&#8217;daki eski güç dengeleri bozulmaya başlıyordu. Ve batıda yeni bir güç yükseliyordu. <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong> iç savaşın ardından patlayıcı bir ekonomik dönüşüm yaşamıştı.</p>
<p>20. yüzyıla gelindiğinde, gündemdeki siyasi sorun bu büyük güçler arasındaki ilişkilerdi. Barışçı ve ahenkli bir gelişme mümkün müydü yoksa rakip güçlerin ortaya çıkması er ya da geç aralarında savaşın patlak vereceği anlamına mı geliyordu?</p>
<p>Başını <strong>Lenin</strong>’in çektiği <strong>“devrimci marksist”</strong> yorumcular sözde barışçı rekabetin <em>-pazar ve kâr mücadelesinin, hammaddelere erişme çabasının, yatırım sermayesi için çıkış yolları arayışının-</em> kaçınılmaz bir biçimde askeri çatışmaya yol açacağını ileri sürdüler.</p>
<p>Buna karşı çıkan görüş ise <em>–en rafine haliyle <strong>Kautsky</strong> tarafından formüle edilmişti-</em> birbirine mal satan, birbirinin ekonomisine yatırım yapan ve birbirinin pazarlarına hammaddelerine bağımlı olan bu büyük ekonomiler arasındaki bağlantıların bir savaş olması durumunda hepsi için çok yıkıcı sonuçlar doğuracağından göze alınamayacağı şeklindeydi.</p>
<p>Elbette ki bu sorunun cevabı 1914 yılında savaşın ve ardından bir ikincisinin patlak vermesiyle geldi.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, ABD savaştan birincisinde olduğundan da daha güçlü bir konumda çıktı. Ancak hâlâ dünyayı istediği şekilde örgütleyebilecek bir konumunda değildi. <strong>Sovyetler Birliği</strong>&#8216;nin varlığı ABD&#8217;nin küresel emellerine sürekli olarak engel çıkarıyordu. <strong>Sovyetler Birliği&#8217;nin misilleme yapabilecek olması ABD&#8217;yi tam boy bir küresel hakimiyet politikası izlemekten alıkoyuyordu.</strong></p>
<p>Amerikan hakim sınıflarının kimi bölümleri ve ordu SSCB&#8217;yi devirmek istiyordu. Ancak iki etken ellerini bağlıyordu: bunun uluslararası işçi sınıfında yaratacağı muhalefet ve SSCB&#8217;nin silahlı kuvvetlerinin kendisi. ABD, 1945 yılında <strong>Japonya</strong>&#8216;ya iki atom bombası atınca dünyaya isteklerini dikte edebileceğini ummuştu. Ancak bu planlar Sovyetler Birliği&#8217;nin nükleer silahlar geliştirmesiyle ve 1949 yılında <strong>Çin</strong>&#8216;deki <strong>Çan Kay Şek</strong> rejiminin devrilmesiyle büyük darbe yedi.</p>
<p>ABD hakim sınıfının saflarında hangi stratejinin uygulanması gerektiği konusunda görüş ayrılığı belirdi. Bir kesim <strong>&#8220;devirme&#8221;</strong> <em>-yani Sovyetler Birliği ve Çin&#8217;deki Mao yönetimini ne pahasına olursa olsun devirme-</em> yanlısıydı. Diğer bir kesim ise <strong>&#8220;kontrol altında tutma&#8221; </strong>yanlısıydı.</p>
<p>Bu iki eğilim arasındaki çelişki gelecek dönemlerde önemli anlarda su yüzüne çıkacaktı. <strong>Kore Savaşı</strong> sırasında <strong>Truman</strong> yönetimi nükleer silah kullanmaya çok yaklaştı. MacArthur <strong>Kore-Mançurya </strong>sınırında 30 ile 50 arasında değişen sayıda nükleer bomba kullanılmasını savundu.</p>
<p>1962&#8242;deki Küba füze krizinde, ordunun kimi kesimleri Sovyetler Birliği ile tüm güçleriyle nükleer bir savaşa girme yanlısı idi. Yine Vietnam Savaşı sırasında orduda nükleer silah kullanımını savunanlar vardı. <em><strong>&#8220;Kontrol altında tutma&#8221;</strong></em> hizbi üstün gelmeyi başardı.</p>
<h2>Krizin yapısallığı ve sonuçları</h2>
<p>1945 yılında başlayıp, 1973&#8242;e kadar devam eden bu süreç tarihe savaş sonrasının hızlı ekonomik büyümesi olarak geçti. Bu kapitalizmin tarihindeki en büyük ekonomik büyüme dönemiydi. Ancak savaş sonrasına ait denge çökmeye mahkumdu. 1970&#8242;lerin ortalarından bu yana dünya kapitalizmi içinden çıkamadığı yeni bir dengesizlik dönemine girdi.</p>
<p>ABD&#8217;nin dış politikasının kontrol altında tutmaktan devirme politikasına dönüşmesinin altında ekonomik durumdaki bu değişiklik yatıyor. <strong>Carter</strong> yönetimi <strong>Sovyetler Birliği</strong>&#8216;nin <strong>Orta Asya</strong> cumhuriyetlerinde kökten-dinci İslamcıları kışkırtma politikası geliştirdi. Bu politika <strong>Usama bin Ladin</strong> ve anti-komünist İslamcı kökten-dinci grupların ortaya çıkmasına yol açtı. Bu gruplar <strong>Suudi Arabistan</strong> tarafından finanse edildiler ve ABD&#8217;nin amaçlarına yakın bir doğrultu üzerinde faaliyet gösterdiler.</p>
<p>1980&#8242;lerde Reagan yönetimi <strong>SSCB</strong>&#8216;ye karşı büyük çaplı askeri yığınak yaparak istikrarsızlaştırma programına hız kazandırdı. ABD buna paralel olarak kendi içinde 1930&#8242;ların <strong>New Deal</strong>&#8216;i ve savaşın ardından yaşanan büyümenin işçi sınıfına kazandırdığı hakları ortadan kaldırmaya yönelik bir ekonomik ve sosyal programı uygulamaya koydu.</p>
<p><strong>1991’de SSCB’nin içerden çürütülerek ve dışardan kuşatılarak çökertilmesi ABD&#8217;nin hakim sınıfına eşi görülmemiş bir durum sundu. </strong>ABD artık dış politika hedeflerini herhangi bir dışsal kısıtlama olmaksızın uygulamaya koyabilirdi. Bu durum değişikliği Orta Doğu&#8217;da çok büyük bir etki yapacaktı.</p>
<p>ABD zaten 1973-74&#8242;te <strong>OPEC</strong> ülkeleri tarafından örgütlenen fiyat artışları nedeniyle darbe yemişti. 1975 yılında yönetimde söz sahibi olan çevrelerin içinde askeri müdahaleye ihtiyaç olup olmadığı konusunda tartışmalar yapılıyordu. Bunun ardından bir darbe de 1979&#8242;da çeyrek yüzyıl önce İran&#8217;da milliyetçi <strong>Musaddık</strong> yönetimini CIA destekli bir askeri darbe yoluyla devirip yönetime getirilmiş olan Şah&#8217;ın devrilmesiyle geldi.</p>
<p>1980&#8242;li yıllar boyunca <strong>ABD İran</strong>&#8216;ı zayıflatabilmek için, <strong>Saddam Hüseyin</strong>&#8216;in rejimine İran&#8217;a karşı giriştiği gerici savaşta gittikçe daha fazla destek vermeye başladı. ABD Irak rejimine orduların hareketini gösteren uydu fotoğraflarını verdi ve bu ülkeye kimyasal ve biyolojik <em><strong>&#8220;kitle imha silahları&#8221;</strong></em> üretmekte ve bunları kullanmakta yardımcı oldu.</p>
<p>Savaş Irak&#8217;ın rejiminin zayıflaması ile son buldu. Irak ekonomisini onarmak ve ordusunu ayakta tutabilmek için ciddi şekilde petrol gelirlerine ihtiyaç duymaktaydı. Fakat aslında çıkardığı petrolü Irak&#8217;a ait petrol alanlarından alarak çıkaran ve üretimi arttırarak fiyatların düşmesine neden olan <strong>Kuveyt</strong> yönetimi bu ülkenin petrol gelirlerinin azalmasına neden oluyordu. Irak yönetimi Kuveytlilere derslerini vermek için harekete geçti. ABD&#8217;yi yokladıktan sonra <em>-ABD elçisi April Glaspie Amerika&#8217;nın Arapların kendi arasındaki hesaplaşmalar arasında taraf tutmayacağını belirtmişti-</em> Irak yönetimi işgale başladı. Saddam Hüseyin&#8217;in, ABD&#8217;nin daha önce diğer dostlarına yaptığı gibi bir politika değişikliği ile kendisini ortada bırakacağını görmesi için çok fazla beklemesi gerekmedi.</p>
<p>ABD, İran&#8217;a Irak yoluyla baskı uygulamaya çalışmıştı. Şimdi küresel durum değişiyordu ve ABD kendisini daha güçlü bir konumda buluyordu. Saddam Hüseyin&#8217;in İran&#8217;a karşı savaşta sekiz yıl boyunca kendisini desteklemiş olan ABD&#8217;nin, Kuveyt&#8217;in Irak tarafından işgal edilmesine destek vermesini beklemesi gerçekçi bir yaklaşımdı ancak bu beklentinin aksine Irak&#8217;ın Kuveyt&#8217;i işgal etmesi ABD tarafından düzenlenen 1990-91 savaşının gerekçesi oldu.</p>
<p>Ne var ki, 1991&#8242;in başlarında durum bir bakıma hâlâ çok açık değildi. ABD, BM kararlarının dışına çıkarak Irak&#8217;ın tamamını işgal edip edemeyeceğinden emin değildi. Ayrıca askeri yenilgi sonrasında <strong>Saddam Hüseyin</strong> rejiminin çökeceğine inanılıyordu. O tarihte ABD, BM yaptırımlarının ötesine geçmeyi çok riskli buluyordu. Ancak bu kendini tutma kararı bir sonraki fırsatı değerlendirmek konusunda kararlı olan hakim sınıfların çeşitli kesimleri arasında çok sert tartışmaların yaşanmasına neden oldu.</p>
<p>Geçtiğimiz on yılda ABD&#8217;nin dış politikasının gittikçe daha fazla tek taraflı hale geldiği ve yaptığı askeri müdahalelerin artmakta olduğu rahatlıkla görülebilir. 1990-91&#8242;de <strong>Körfez Savaşı Birleşmiş Milletler</strong>&#8216;in çatısı altında yürütüldü. 1999 yılında <strong>Yugoslavya</strong> savaşı BM&#8217;nin dışında, NATO desteğiyle yapıldı. 2001-2002&#8242;de <strong>Afganistan</strong>&#8216;a yönelik savaş ABD tarafından hem BM&#8217;nin, hem de NATO&#8217;nun çerçevesi dışında düzenlendi. Şimdi ise ABD kimi NATO müttefiklerinin açıkça karşı çıkmasına rağmen işgal ettiği Irak&#8217;ta kukla bir yönetim kurmak için çabalıyor.</p>
<h2>ABD’nin dünya düzeni</h2>
<p>ABD’nin küresel ve yeni dünya düzeni hem ülkeler arasındaki, hem de ülkelerin kendi içindeki eşitsizliği büyütüyor. Bush&#8217;un <strong>Ulusal Güvenlik Stratejisi </strong><em>&#8220;özel mülkiyete saygı&#8221;, &#8220;piyasa serbestisi&#8221;</em> ve <em>&#8220;piyasa özendiricileri&#8221;</em> gibi ifadelerle dolup taşıyor; oysa ki bu programların tüm dünyada milyarlarca insanın hayatında yıkıcı bir etki yaptı.</p>
<p>İnsan ırkının yarısından fazlası günde 2 $&#8217;dan az bir miktar ile yaşamını sürdürmek zorunda. Bütün önde gelen kapitalist ülkelerde geçtiğimiz yirmi yıla toplumsal eşitsizliğin artması ve servetin üst düzey gelir grubunun lehine yeniden dağılımı damgasını vurdu. Bu hiçbir yerde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde olduğu kadar açık değildir.</p>
<p>1998 yılında nüfusun en zengin yüzde 0.01&#8242;i bütün gelirin yüzde 3&#8242;ünden fazlasını almış. Buna göre, Amerika&#8217;daki en zengin 13,000 ailenin geliri neredeyse en fakir 20 milyon ailenin gelirine eşit ve bu 13,000 ailenin geliri ortalama bir ailenin gelirinde 300 kat fazla.</p>
<p>Bu zenginleşme süreci geçtiğimiz 20 yılda mali asalaklığın hızla yaygınlaşmasına, mali ve ekonomik kaynakların yağmalanmasına dayanmaktadır. Kurumsal skandalların -içerden gizli bilgi sızdırmaya dayanan borçlanma, hisse senedi işlemleri vb.- detayları arasında kaybolmak çok kolaydır fakat aslında durum çok basit. Bütün bu karmaşık düzenlemeler, göz önündeki yapılan yağmalamanın ve suç teşkil eden davranışların gelişmiş şirket stratejileri olarak gösterilmesi içindir.</p>
<p>Son tahlilde bu durum kapitalist ekonominin işleyişindeki derin krizin bir ifadesidir. Siyasal olarak bu kriz en mükemmel siyasi ifadesini bu tabaka ile tam anlamıyla içi içe olan Bush yönetiminde bulmaktadır. Ve eğer dış politika iç politikanın bir uzantısı ise, Irak petrolünün yağmalamanın ABD dış politikasının tam merkezinde yer alması şaşırtıcı değildir.</p>
<p>Uluslararası işçi hareketi ve sendikal hareket içinde bu sürece nasıl karşılık verileceği en temel tartışmalardan biri. Küresel dünya düzenini içerden ehlileştirmekten başka yol olmadığına inananlar da var. Yeni bir emekçi seçeneğini geliştirmenin zorunluluğuna işaret edenler de.</p>
<h2>İkinci Süper Güç şekilleniyor</h2>
<p>Gerçekten de bu süreçlerin sadece ABD&#8217;ye özgü olduğuna inanmak ve Amerikan kapitalizminin, daha yumuşak, Avrupalı, Asyalı hatta Avustralyalı bir kapitalizm ile dengelenebileceğine inanmak hata olur. ABD&#8217;deki ekonomik ve toplumsal oluşumlar küresel kapitalist düzenin gelişimindeki eğilimlerin çok keskin bir ifadesidir.</p>
<p>Irak’ın işgaliyle sonuçlanan süreçte yepyeni başka bir gelişmeye daha şahit olundu: Bu küresel çapta savaş karşıtı kolektif bir muhalefetin gelişmekte olduğu gerçeğiydi. <strong>15 Şubat</strong> günü dünyanın dört bir köşesinde milyonlarca insan <strong>“Savaşa Hayır!”</strong> demek için alanları doldurdular. Sosyal bilimcilerin <strong><em>&#8220;İkinci Süper Güç&#8221;</em></strong> olarak adlandırdığı savaş karşıtı  küresel muhalefet yeni bin yılın en umut verici gelişmesi oldu.</p>
<p>Küresel direniş hareketinin aslında 20 yıla yaklaşan bir tarihi var. Meksika yerlilerinin hakları için mücadele eden <strong>Zapatistaların</strong> ve onların yepyeni ve renkli bir dilde bütün dünyaya seslenen <strong>“ikinci komutan”</strong>ı <strong>Marcos</strong>’un başlattığı girişimler, küresel çapta bir muhalif dalganın başlangıcı kabul ediliyor. Ancak <em><strong>“anti-kapitalist hareket”</strong></em> daha yaygın olarak, <strong>ABD</strong>’de gerçekleştirilen büyük <strong>UPS</strong> grevi sürecinde, <strong>Seattle</strong>’da ve <strong>Londra</strong>’da gerçekleştirilen <strong>IMF</strong> ve <strong>Dünya Bankası</strong> karşıtı gösterilerde kendisini gösterdi.</p>
<p>ABD’de başlayan hareket <strong>Cenova</strong> ve <strong>Prag</strong>’da düzenlenen gösterilerle kıta Avrupası’na da sıçradı. <strong>Sosyal Forumlar</strong> benzeri kurumsallaşmalara gidildi. Küresel hareket aslında çok geniş bir koalisyona dayanıyor. İçinde sendikacılardan, çevrecilere, anarşistlerden, feministlere, ılımlı gruplardan devrimci çevrelere değin uzanan geniş bir yelpazeyi içinde barındırıyor. 11 Eylül ve sonrasında yaşanan gelişmeler anti-kapitalist hareketi de bir dönüşüme zorladı ve hareket büyük ölçüde savaşa karşı da bir tutum geliştirerek kökleşti. Bu onun ilerici özüne işaret eder.</p>
<p>Geçtiğimiz yüzyılın başında emperyalistler arası rekabet büyük savaşları gündeme getirdiğinde de savaş karşıtı muhalefet enternasyonal ölçüde ortaya çıkmıştı. Farklı ülkelerde faaliyet gösteren emekçi partileri ve örgütleri arasında çok yakın bir ilişki ve işbirliği gelişmişti.</p>
<p>Bu yönüyle de 21. yüzyılın başında yaşanan süreçle 20 yüzyılın başında yaşanan süreç arasında paralellikler kuran yorumcular haksız görünmüyor. Savaşa ve savaşa kaynaklık eden emperyalist kapitalist sisteme karşı çıkan savaş karşıtı ve anti-kapitalist küresel muhalefetin etkinlik kazanması, daha köklü oluşumlara ön ayak olması sadece çalışan sınıflar açısından değil, savaş teknolojisinin ulaştığı korkutucu düzey düşünüldüğünde insan uygarlığının ve üzerinde yaşadığımız gezegenin selameti açısından da hayati önem taşıyor.</p>
<p>Ağustos 2003, <strong>Hasan Basri Karabey</strong></p>
<p>DİSK Genel-İş II. No&#8217;lu Şube Kongresi Raporu için yazıldı ve burada yayınlandı</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/61/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/61/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/61/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=61&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/abdnin-ortadoguyu-yeniden-somurgelestirme-operasyonu-ve-dunyanin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>2000’den 2003’e Türkiye Ekonomisi’nin Görünümü</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/2000den-2003e-turkiye-ekonomisi%e2%80%99nin-gorunumu/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/2000den-2003e-turkiye-ekonomisi%e2%80%99nin-gorunumu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2003 15:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Emek Hareketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/2000%e2%80%99den-2003%e2%80%99e-turkiye-ekonomisi%e2%80%99nin-gorunumu/</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye 2002 yılını ekonominin büyüdüğü ve enflasyonunun gerilediği bir yıl olarak geçirdi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sabit fiyatlarla %6.4 büyüdü. Bu, GSYİH’nin %7.4 daraldığı 2001 krizi düşünüldüğünde olumluluk olarak yansıtılsa da bu olumluluk, krizin asıl yükünü çeken çalışanlara hiçbir şekilde yansımamış tersine gerçek ücretler 2002 yılında da gerilemiştir.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=63&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Türkiye 2002 yılını ekonominin büyüdüğü ve enflasyonunun gerilediği bir yıl olarak geçirdi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sabit fiyatlarla %6.4 büyüdü. Bu, GSYİH’nin %7.4 daraldığı 2001 krizi düşünüldüğünde olumluluk olarak yansıtılsa da bu olumluluk, krizin asıl yükünü çeken çalışanlara hiçbir şekilde yansımamış tersine gerçek ücretler 2002 yılında da gerilemiştir.</p>
<p>2002’nin ilk üç çeyreğinde imalat sanayii özel sektöründe reel ücretler %1.3, reel kazançlar ise %4.6 düzeyinde azalmıştır. İmalat sanayii kamu sektöründe reel ücretler %3.8 artmış, buna karşılık üretimde çalışan başına reel kazanç %2.6 gerilemiştir.</p>
<p>Reel ücretlerdeki bu gerilemeye koşut olarak 2001 ve 2002’de istihdamda da büyük kayıplar yaşandığını ve işsizlik oranlarının arttığını görmekteyiz. 2000 yılında %5.6 olan Türkiye geneli işsizlik oranı, 2001’de %8.0, 2002’nin üçüncü çeyreği itibariyle de %9.9’a yükselmiştir. 2000 yılı için %20.3 olarak belirlenen eğitimli gençlerde işsizlik oranı, 2001’de %28.7, 2002’nin üçüncü çeyreğinde de %31.1 olarak gerçekleşmiştir. DİE verilerine göre, 1997’de imalat sanayii istihdam düzeyini 100 kabul edersek, istihdamın kamuda –erken emeklilik, özelleştirme ve “atıl istihdamın” azaltılması gibi siyasi uygulamalar sonucunda— 74.1 endeks düzeyine, özel sektörde de 86.2 endeksi düzeyine gerilediğini gözlemekteyiz. Yani son üç yıl içinde her yüz kişiden yaklaşık 20’si işinden olmuştur.</p>
<h2>Asıl yük: Faiz</h2>
<p>2000 ve 2001 kriz idaresi altında faiz harcamalarının ulusal mali piyasalardaki yükü de artarak süregelmiştir. Faiz harcamalarının, vergi gelirlerinin 2000’de %77.1’ine, 2001’de de %104.5’ine ulaştığı görülmektedir. 2003 yılına ait 3 aylık geçici bütçe faiz harcamaları hedefinin, vergi geliri tahmininin %110’una ulaşacağı öngörülmektedir.</p>
<p>Devlet bütçesi artık sosyal ve ekonomik altyapı ile büyümenin değil, finans piyasalarına kaynak transferini yeniden düzenlemenin bir aracı haline dönüşmüş durumdadır.</p>
<p>2002 yılı bütçesi 71.3 katrilyon TL toplam gelirler ve 98 katrilyon TL harcama hedefleri üzerine programlanmış idi. 2002 hedeflerine göre, bütçe açığı 27 katrilyon TL, iç borç faiz ödemeleri de 36.9 katrilyon TL olacaktı.  IMF tanımına göre Konsolide Kamu Sektörü (KKS) faiz dışı fazlasının milli gelire oranla %6.5, konsolide bütçede ise %5.4 düzeyinde olması hedeflenmekteydi.</p>
<p>Ancak 2002 yılı bütçesi harcamalarda 15.4 katrilyon TL, bütçe açığında da 11 katrilyon TL sapma göstermektedir. 2002 yılı kamu maliyesi, aşırı iyimser olan ve dolayısıyla gerçekleşmesi imkansız görünen hedefleri tutturamamış durumdadır.</p>
<p>11 katrilyon TL düzeyinde gerçekleşmesi beklenen sapmanın 9.3 katrilyon TL’si faiz harcamalarındaki sapmadan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bütçedeki sapmanın ana yükü faiz harcamalarında olmasına karşın mevcut programı savunan çevreler ısrarla bu gerçeği görmezden gelmeye çalışmakta, bütçe hedeflerindeki sapmanın asıl nedeninin “popülist harcamalar” olduğunu ileri sürmektedir..</p>
<p>En fazla verilen örnek “aşırı sosyal güvenlik harcamalarıdır”. Oysa bütçe rakamları, zaten aşırı iyimser tahminlerce çok düşük tutulan sosyal güvenlik transferleri hedefinden sadece 2.2 katrilyon TL düzeyinde bir sapma göstermektedir.</p>
<p>Faiz harcamalarındaki sapma ile karşılaştırıldığında ancak beşte bir düzeyinde kalan sosyal güvenlik harcamaları üzerine kimi medya çevrelerinde böylesi bir tartışmanın sürdürülmesi maksatlı ve saptırmaca yüklü bir anlayışın ürünüdür.</p>
<h2>AKP’nin Ekonomi Politikası</h2>
<p>AKP hükümeti iç borç yükünü azaltmanın yolunu sermaye kesiminin gerçek anlamda vergilendirilerek bu kesimin vergi havuzuna katkısını arttırmaya yönelmek yerine, özel sermaye kesimine yeni rantlar sağlayan ve sosyal devletin tümüyle tasfiyesini öngören özelleştirmelerin hızlandırılmasında aramaktadır.</p>
<p>Uygulanması planlanan programın ülkemizde kalıcı bir istikrarı sağlamasının mümkün olmadığı gibi, tüm 90’lı yıllar boyunca uygulanan ve özellikle son üç yıldır IMF gözetiminde yapısal düzenlemeler ile kalıcı kılınmaya çalışılan modelin, piyasa aktörlerinin beklentilerine dayalı bir “spekülatif-yönlü büyüme” modelinden ibaret olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Kaldı ki, bir önceki hükümetin IMF ile imzaladığı stand-by anlaşmaları ve yapısal düzenlemelerin getirdiği kısıtlar altında artık, ekonomimizi kendi hedefleri doğrultusunda yönetme ve yönlendirme imkanları olabildiğince sınırlanmıştır. Para ve döviz kuru politikaları yasayla tam özerkleşmiş (ve dış sermaye çevrelerinin denetimine açılmış) bulunan Merkez Bankası’na ve Merkez Bankası’nın pasif tavrı sürdükçe de piyasanın spekülatif “beklentilerine” teslim edilmiştir.</p>
<p>AKP Hükümetinin kurulmasından kısa bir süre sonra ilk uygulama mali miladın kaldırılması oldu, “vergi barışı” söylemiyle kapsamlı bir vergi affı TBMM’den geçirildi..</p>
<p>Mali miladın kaldırılmasıyla kayıtdışı ekonominin sınırlandırılması yönünde atılacak önemli bir adımdan vazgeçilmiş, bu bağlamda yeni vergi kaynaklarına ulaşma olanakları yitirilmiştir.</p>
<p>Vergi affı vergisini ödeyen yükümlüler ile vergi borcu olanlar arasında finansal açıdan eşitsizliğe yol açmanın yanısıra, vergi kaçakçılarının af kapsamına alınması vergive toplum ahlakı yönünden yanlış adımarın  atılmasına yol açmış, dürüst vergi yükümlüsü yurttaşın devlete olan güveni sarsılmıştır.<br />
Bundan böyle AKP hükümetinin “vergi adaleti” vurgusu içi boş bir söylem olmaktan öteye geçmeyecektir.</p>
<p>AKP hükümetinin tarım politikaları da muğlaklıklar ve aldatmacalar ile doludur.</p>
<p>Seçim öncesinde, çökme noktasına gelmiş olan tarım ve hayvancılığın sorunlarını parlamentoya getirmeyi ve çözmeyi vaad eden AKP, Hükümet Programı’nda tarım politikalarının temel hedeflerini “(tarımsal) fiyatların serbest piyasada oluşması esas alınarak üretimin piyasa koşullarındaki talebe göre yönlenmesi sağlanacaktır” diyerek bu sorunların çözümünde devletin bir rolü olmayacağını ve tarım sektörünü piyasa koşullarına teslim edileceğini açıklamaktadır.</p>
<p>Devlet bütçesi artık sosyal ve ekonomik altyapı ile büyümenin değil, finans piyasalarına kaynak transferini yeniden düzenlemenin bir aracı haline dönüşmüş durumdadır.</p>
<p><img src="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/gostergeler.jpg" alt="Temel Göstergeler" /></p>
<p>Ağustos 2003<br />
DİSK Genel-İş II. No’lu Şube Kongresi Raporu için yazıldı ve burada yayınlandı</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/63/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/63/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/63/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=63&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/2000den-2003e-turkiye-ekonomisi%e2%80%99nin-gorunumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/gostergeler.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Temel Göstergeler</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Küreselleşme Dedikleri ve İşçi Sınıfı</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/kuresellesme-dedikleri-ve-isci-sinifi/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/kuresellesme-dedikleri-ve-isci-sinifi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2003 14:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek Hareketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/kuresellesme-dedikleri-ve-isci-sinifi/</guid>
		<description><![CDATA[Sermayenin işçilerden çok daha hareketli olduğu bir dünyada farklı formlarda sermaye örgütleri ve ilişkilerin ortaya çıkması; üretimin farklı bölgelere kaydırılması, dolayısıyla istihdamın da yer değiştirmesi sonucunu doğuran bu değişim toplu pazarlık süreçlerini tehdit etmektedir. Çevre ve çalışma standartlarının daha geri olduğu, bağımsız sendikal örgütlenmelerin bulunmadığı ülkelerin, yatırımların başka bölgelere taşınacağı ileri sürülerek tehdit edilmesi de dahil olmak üzere pek çok değişiklik yaşanmaktadır.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=67&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Küreselleşme, ekonominin geçmişteki uluslararasılaşmasının temel belirtileri ve uluslararası ticaretin yalnızca genişlemesinin çok ötesine geçen karşılıklı bağımlılık sürecinin bir düzeyidir. Bu süreç, çok uluslu şirketlerin uluslararası yatırımlarındaki muazzam artışla birlikte, üretimin ulusal sınırları aşarak bütünleşmesini de kapsar.</p>
<p>Küreselleşme, yalnızca üretim ve arz ilişkilerinde yaşanan bir değişiklik de değil. Bu süreç, her ne kadar kısmen yerel koşul ve piyasa özelliklerine uyum sağlasalar da çok uluslu şirketlerden gelen ve giderek artan baskılarla hizmet sektörünü, ürün teslim aşamalarını, hem özel hem de kamusal hizmetlerin satışını etkiliyor. Küreselleşmenin bir boyutu da, yaygın olarak varlıklarını sürdüren tedarikçilerin oluşturduğu büyük ve karmaşık şebekedir.</p>
<p>Küreselleşme, sermayenin beklenmedik derecede hızlı ve yığınsal hareket etmesi anlamına da gelir. Yeni teknolojiler, özellikle de bilgi (enformasyon) teknolojileri (IT) bu karşılıklı bağımlılık ve entegrasyon sürecine yardım eder ve daha ötesi bu süreci şiddetlendirir.</p>
<h2>Küreselleşmenin sonuçları ve çalışanlar için anlamı</h2>
<p>Bildiğimiz gibi küreselleşmenin oldukça önemli sosyal ve politik sonuçları vardır. Bu süreç, dünya nüfusunun büyük bir bölümünü dışlanma tehdidi ile karşı karşıya bırakabilir, işsizlik sorununu şiddetlendirebilir ve ücret ve gelir farklılıklarını derinleştirebilir. Küreselleşme, ekonomik politikalar ve şirket davranışları ile uğraşmayı, başa çıkmayı güçleştirir, bu alanların tamamen ulusal ölçekte belirlenmesini engeller. Kalkınma ve ekonomi politikalarının demokratik kurumlarca kontrolü de küreselleşme sürecinde belli ölçüde azalmıştır.</p>
<p>Zengin ve yoksul arasındaki uçurum tüm dünya ölçeğinde derinleşmektedir. 1960 yılında dünyanın en zengin yüzde 20’si ile en yoksul yüzde 20’si arasındaki gelir uçurumu 1/30’du. Bu oran 1990 yılında 1/60’a, 2000 yılında ise 1/75’e yükselmiştir. Dünya Bankası, gelişmiş ülkelerde ortalama gelir son yirmi yılda yıl bazında binde 2 büyürken, Alt-Sahra Afrikası ülkelerinin aynı dönemde yıllık ortalama gelir kayıplarının binde 7 olduğunu belirtmektedir. Son 10 yılda, sanayileşmiş ülkelerdeki yüksek ücretliler grubu, gelirlerinin ortalama gelir artışından daha yüksek oranda arttığını görürken, giderek daha fazla sayıda aile sosyal güvenceden mahrum kalmış, ücretleri gerilemiş ve yoksullaşmıştır.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, işçilerin ve sendikalarının aşmak zorunda oldukları sıkıntılarla dolu bir küreselleşmeye yol açmaktadır. Hükümetler üzerinde, kuralsızlaştırma ve kendi rollerinden vazgeçmeleri için giderek yoğunlaşan baskılar vardır.</p>
<p>Sendikaların karşı karşıya olduğu  bir diğer sorun da işverenlerin doğasında oluşan değişimdir. Sermayenin işçilerden çok daha hareketli olduğu bir dünyada farklı formlarda sermaye örgütleri ve ilişkilerin ortaya çıkması; üretimin farklı bölgelere kaydırılması, dolayısıyla istihdamın da yer değiştirmesi sonucunu doğuran bu değişim toplu pazarlık süreçlerini tehdit etmektedir.</p>
<p>Çevre ve çalışma standartlarının daha geri olduğu, bağımsız sendikal örgütlenmelerin bulunmadığı ülkelerin, yatırımların başka bölgelere taşınacağı ileri sürülerek tehdit edilmesi de dahil olmak üzere pek çok değişiklik yaşanmaktadır. İstihdam ilişkilerindeki değişimin yanı sıra, çalışma organizasyonunun yeni biçimleri de ortaya çıkmaktadır. İşin belli bazı bölümlerinin dışarıya verilmesi, taşeronlaştırma, sözleşmeli çalışma, tehlikeli istihdamın diğer türlerinin örneklerinden oluşan uzun bir liste yapmak mümkündür. Küreselleşme, pazarların genişlemesine, çocuk emeği ve köle işçilik gibi sömürünün en aşırı biçimleri altında üretilen ürünler açısından sorumlulukların artmasına da katkıda bulunmaktadır.</p>
<p>Bu değişikliklerin bir sonucu olarak, örgütlü emeğin en temel hedeflerinden biri olan, temel çalışma standartlarını oluşturarak işçi haklarını rekabet alanının dışına taşımak bugün doğrudan saldırı altındadır. Rekabetçilik ve esneklik, küresel ortamda işletmelerin yüksek sesle talep ettikleri hedeflerin başında gelmektedir. Şirketler, işçileri birbirleriyle yarış etmek zorunda kaldıkları vahşi rekabetin içine itmekte, sosyal güvenlik kazanımlarını baskı altına almakta, yıllar süren mücadeleler sonucu elde edilmiş olan kazanılmış hakları yok etmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>Ağustos 2003</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/67/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/67/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/67/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=67&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/kuresellesme-dedikleri-ve-isci-sinifi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>1 Mart&#8217;a Rağmen Irak&#8217;a Asker Göndermeye Uğraşan AKP&#8217;ye Karşı Bir Kampanya Önerisi: Halk Karar Versin</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/07/01/kampanya-onerisi-halk-karar-versin/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/07/01/kampanya-onerisi-halk-karar-versin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2003 19:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[1 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sabirlik.wordpress.com/2003/07/01/kampanya-onerisi-halk-karar-versin/</guid>
		<description><![CDATA[AKP hükümeti oldu bittiye getirip, Irak’a asker göndererek Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği İşgalci Koalisyona dahil etmek istiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Mart’ta savaşı kapıdan kovmuştu, şimdi hükümet, “Irak’ın yeniden yapılandırılması” bahanesinin arkasına saklanarak kapıdan kovulanı bacadan içeri almaya çalışıyor.

Oldu bittiye izin verilemez. Çünkü bu kararın, içerde ve dışarıda etkisi yıllarca sürecek sonuçları olacaktır. Halkın tümünü ve ülkenin geleceğini ilgilendiren bu konu halkın tümünün katılımıyla karara bağlanmalıdır.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=68&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>AKP</strong> hükümeti oldu bittiye getirip, <strong>Irak</strong>’a asker göndererek <strong>Türkiye</strong>’yi <strong>ABD</strong>’nin başını çektiği işgalci koalisyona dahil etmek istiyor. <strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi</strong>, <strong>1 Mart</strong>’ta savaşı kapıdan kovmuştu, şimdi hükümet, <strong>“Irak’ın yeniden yapılandırılması”</strong> bahanesinin arkasına saklanarak kapıdan kovulanı bacadan içeri almaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Oldu bittiye izin verilemez.</strong> Çünkü bu kararın, içerde ve dışarıda etkisi yıllarca sürecek sonuçları olacaktır. Halkın tümünü ve ülkenin geleceğini ilgilendiren bu konu halkın tümünün katılımıyla karara bağlanmalıdır.</p>
<p><span id="more-68"></span></p>
<h2>Çünkü söz konusu olan çocuklarımızın hayatı ve ülkemizin geleceğidir</h2>
<p><img src="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk1.jpg" alt="Halk Karar Versin" align="left" hspace="5" />Irak halkı ABD’nin başını çektiği Koalisyon güçlerini kurtarıcı olarak değil işgalci olarak değerlendiriyor. İşgalcilere karşı direniyor. ABD kendisinin kontrol etmeyi başaramadığı ve direnişin en yoğun biçimde sürdüğü Sünni-Arap bölgesini Türkiye’nin “denetimini”ne bırakmak ve böylece kendi askeri zaiyatını azaltmak istiyor.</p>
<p>Irak’a asker gönderilirse, Türkiye, uluslararası meşruiyeti olmayan, kirli ve haksız bir işgalin suç ortağı durumuna düşecek, bir bataklığın içine çekilecek, ‘Coni’ ölmesin diye bizim çocuklarımız ölecek.</p>
<p>Başta Araplar olmak üzere tüm bölge halkları ve başta İran ve Suriye olmak üzere bütün komşularımız ve bütün bir islam alemi bize cephe alacak. Bölge halklarıyla aramıza kan girecek.</p>
<p>Türkiye İşgalci Koalisyon’un parçası olursa kendisini birden fazla savaşın içinde bulacaktır. Irak Savaşı gerçekte Ortadoğu’nun ABD çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi için sürdürülen daha büyük bir savaşın sadece bir cephesiydi. Bağdat’a atılan bombaların dumanı tüterken Pentagon sözcüleri İran’ı ve Suriye’yi tehdit ettiler.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı ertesinde de petrol şirketlerinin istekleri ve payları doğrultusunda çizilmiş bölge haritası, bu kez Amerikan şirketlerinin istekleri doğrultusunda yeniden çiziliyor. Savaş alanı Türkiye’nin de parçası olduğu bütün bir bölgedir. Türkiye ABD’nin başını çektiği Koalisyon’a dahil olursa Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme savaşının diğer cephelerinde de Koalisyon’un parçası olmak durumunda kalacak.</p>
<p>Daha da önemlisi Irak Savaşının Ortadoğu savaşının sadece bir cephesi olması gibi, muhtemel bir Ortadoğu Savaşı da küresel çapta süren bir mücadelenin, emperyalist rekabetin ve bunun sonucu olarak ortaya çıkabilecek muhtemel bir savaşın sadece cephesidir.</p>
<p>ABD küresel imparatorluğunu dünyanın geri kalanına sahip olduğu devasa savaş aygıtına dayanarak dayatıyor. Wolfowitz gibi teorisyenler, Bush Doktrini’nin asıl amacının, ABD’nin tek süper güç olma konumunu sarsabilecek, “yeni güç merkezleri oluşturma hevesi ve potansiyeli taşıyan ülkeleri” caydırmak, engellemek olduğunu açıkça yazıyorlar. Irak’ın işgali, özü itibarıyla ABD ile AB, Japonya, Çin, Rusya gibi büyük güçler arasında sürmekte olan “büyük satranç oyunu”nda bir hamleydi..</p>
<p>Büyük emperyalist güçler arasında “azgelişmiş” dünyanın kaynaklarının ve pazarlarının paylaşılması amacıyla sürdürülen rekabet dünya çapında iki büyük savaşa neden oldu.</p>
<p>Türkiye bu savaşlardan birincisine 33 yaşında Alman hayranı ve kaşındaki beyazlığı Cihangir alametliğine yoracak kadar ihtiraslı bir kişinin, tek bir kişinin verdiği kararla girmişti. Turan kurulacaktı. Üç kıtaya ve 3 milyon metrekareye yayılmış bir imparatorluktan geriye Türkiye kaldı.</p>
<p>Türkiye Irak’a asker gönderirse ABD’nin küresel düzeyde sürdürdüğü petrol-dolar-hegemonya savaşının da taşeronu konumuna sürüklenecektir.</p>
<p>Irak Savaşı’nın en ayırt edici ve umut verici sonucu ortaya savaş karşıtı bir küresel hareketin çıkması oldu. 15 Şubat’ta dünyanın dört bir köşesinde milyonlarca insan aynı anda ve aynı amaç için sokağa çıktı: Savaşa Hayır!</p>
<p>Uluslararası savaş karşıtı hareket sosyal bilimciler tarafından üçüncü güç olarak niteleniyor.Türkiye Irak’a asker göndermeye karar verirse savaş karşıtı uluslararası kamuoyunu da karşısına alacaktır.<br />
Irak’a asker gönderme kararı,</p>
<ul>
<li>Türkiye’nin bir bataklığa saplanmasına, gençlerimizin hayatına kaybetmesine,</li>
<li>Türkiye’nin uluslararası meşruiyeti olmayan bir savaşın suç ortağı durumuna düşmesine,</li>
<li>Türkiye’nın Irak halkı tarafından işgalci bir güç olarak değerlendirilmesine, yayılmacı olmakla suçlanmasına,</li>
<li>Müslüman dünyanın, bölge halklarının ve komşularımızın Türkiye’ye tepki duymasına, uzaklaşmasına ve hatta aramıza kan girmesine,</li>
<li> Başta AB ve Rusya olmak üzere büyük güçlerin Türkiye’ye cephe almasına, dışlamasına,</li>
<li>Türkiye’nin yalnızlaşmasına, itibar kaybetmesine, ABD ve İsrail’e mahkum kalmasına neden olacaktır.</li>
<li>Türkiye yarın dönüp kendi gövdesine saplanacak olan emperyalist kurşunu ateşleyen silahın tetiğini, bugün kendi eliyle çekmiş olacaktır.</li>
</ul>
<p>Türkiye’nin işgal koalisyonuna dahil olmasının iç politikada da çok yakıcı sonuçları olacaktır. Zaten bıçak sırtında yürüyen ekonomi krize girecektir. Çünkü başta turizm olmak üzere pek çok sektör çökecektir. Demokrasi askıya alınacak, baskıcı rejimler gündeme gelecektir. Ülkede barışla bölgede barış arasında kopmaz bir bağ vardır. Bölgede savaşı üstelik haksız ve gerici bir işgal savaşını sürdüren Türkiye’nin kendi içinde barışçı ve demokratik yöntemleri tercih edeceğini sanmak saflık olur.</p>
<p>Türkiye’yi yönetenler 90’lardan beri ABD ve İsrail’e dayanarak bir bölge gücü olma politikası sürdürüyorlar. Bu politikanın içerdeki karşılığı, aydın cinayetleri, kirli savaş, gerici ve faşist sağın yükselişi, Susurluk ve 28 Şubat, 5 Nisan, Şubat 2001 oldu. İşgal Koalisyonu’na dahil olmak bir uçurumun kenarında ayakta durmaya çalışan Türkiye’yi uçuruma yuvarlayacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak ülkenin kaderini yakından ilgilendiren böylesine önemli bir karar küçük bir azınlık tarafından kapalı kapılar ardında ve oldu bittiye getirilerek alınamaz. Anayasada süratle yapılacak bir değişiklikle derhal sandık halkın önüne konmalıdır. Referanduma gidilmelidir. Kendi geleceğine halk karar vermelidir.</p>
<blockquote>
<h2>Çünkü demokraside halkın iradesi ve isteği esastır.</h2>
<p><img src="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk2.jpg" alt="Hayır ABD Askeri Olmayacagiz" align="left" hspace="5" />Referandum olarak da bilinen halk oylaması, halkı ilgilendiren kararların bizzat halk tarafından verilmesine olanak tanıdığı için demokrasinin temel taşıdır. Halkın iradesini doğrudan gösterebilmesini sağlar.</p>
<p>Anayasaların referandumla yürürlüğe sokulabilmesi, halk oyunun önemini gösterir.<br />
Modern anlamda ilk halkoylaması 364 yıl önce, 1639’da Kuzey Amerika’da, Connecticut’ta düzenlendi. Bu referandumda “Connecticut’ta Düzenin Temel Esasları” başlıklı anayasal belge oylandı ve kabul edildi.</p>
<p>Demokrasinin en önemli tarihsel adımlarından ve referanslarından biri olan Fransız Devrimi ertesinde 1793’de, anayasal konularda halk oylamasını zorunlu kılan bir anayasa yürürlüğü kondu. Ulusal çapta ilk referandum 200 yıl önce. 1802’de İsviçre’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Referandum dünya çapında 144 ülkede demokratik işleyişin ayrılmaz parçası. 1990 – 2000 yılları arasında 23’ü Avrupa ülkesi toplam 84 ülkede halkoyuna başvuruldu.</p>
<p>Halk Oylaması yöntemi, Almanya, Portekiz, İrlanda gibi ülkelerde ve Baltık Ülkeleri’nde giderek daha fazla ağırlık kazanıyor.</p>
<p>Pek çok ülke “çözülemez” sanılan problemleri Halk Oylamasına başvurarak çözdü. Güney Afrika’da ırk ayrımcılığına dayanan “apartheid” rejimi Halk Oylamasıyla sona erdirildi. İrlanda barışa Halk Oylamasıyla kavuştu.</p>
<p>Dünya Bankası, İsviçre ve Finlandiya’daki uygulamaları “politik gelişmenin en önemli adımlarından biri” olarak değerlendiriyor.</p></blockquote>
<blockquote>
<h2>Çünkü kaderimizi belirleyecek karar Tayyip Erdoğan’a bırakılamaz.</h2>
<p><img src="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk3.jpg" alt="Evet Barış İstiyoruz" align="left" hspace="5" />3 Kasım seçimleri Cumhuriyet tarihinin en adaletsiz seçimlerinden biri oldu. Halkın yüzde 60’nın iradesi parlamentoya yansımadı.</p>
<p>Yüzde 10 seçim barajı Türkiye’yi AKP’ye mahkum etti. Meclis’teki partiler  toplam 16 milyon 835 bin oyla 550 sandalyenin tümünü kazandılar. Onlara oy vermeyen 24 milyon 565 bin seçmen, yani tüm seçmenlerin yüzde 60’ı temsil edilememiş oldu. Baraj örneğin Almanya’daki düzeye, yüzde 5’e inmiş olsaydı parlamentoya 5 parti daha girecekti.</p>
<p>Meclis’teki her iki milletvekilinden biri, demokratik ülkelerde eşine rastlanmayan yüzde 10 seçim barajının diğer partileri engellemesi yüzünden oraya gelebildi.</p>
<h2>Halkın kaderi “takiyye”ci AKP’ye, tüccar Erdoğan’a bırakılamaz.</h2>
<p>AKP’liler “biz değiştik” diyorlar. Ne yönde değiştiler? Tayyip Erdoğan dün “demokrasi bizim için amaç değil araçtır” diyordu. Demokrasi yönünde değiştiyse, demokrasi onun için artık amaçsa, işte şimdi Tayyip Erdoğan’ın karşısında samimiyetini, demokratlığını ve  Kasımpaşalılığını ispatlayacak bir fırsat, sözünde dursun. Aralık ayında “Irak konusunda gerekirse referanduma gideriz” demişti, gerekiyor, sandığı halkın önüne koysun.</p>
<p>Halkın kaderi Erdoğan’a bırakılamaz ama kerameti kendinden menkul seçilmemişlere hiç bırakılamaz. Gizli kapılar ardında süren pazarlıklar sona ersin. Kendi kaderine halk karar versin!</p>
<p>Halk oylamasına gidebilmek için, Anayasa’da küçük bir değişik-ekleme gerekiyor. AKP’nin çoğunluğu düzeltmeyi hızla yapıp, halkın önüne sandığı hemen koymaya rahatça yetiyor.</p>
<p>İsviçre’de Meclis’e 100 bin imzalı bir dilekçeyle başvurulduğu zaman referandum süreci otomatik olarak başlıyor. İsviçre örneği anayasa değişikliği için model olarak kullanılabilir.</p></blockquote>
<p><em>Bu kampanya önerisi 1 Mart tezkeresinin ardından &#8220;Irak&#8217;ın inşasına yardım etmek&#8221; bahanesiyle asker gönderilmesi gündeme geldiğinde, Emek-Barış-Demokrasi Bloku güçlerine götürülmüştü. </em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/68/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/68/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/68/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=68&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/07/01/kampanya-onerisi-halk-karar-versin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Halk Karar Versin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Hayır ABD Askeri Olmayacagiz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/halk3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Evet Barış İstiyoruz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Birlik&#8217;te Tartışmalar: Daha Çalışacağız.</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/birlikte-tartismalar-daha-calisacagiz/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/birlikte-tartismalar-daha-calisacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2003 22:42:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Birlik Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[SDP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/birlikte-tartismalar-daha-calisacagiz/</guid>
		<description><![CDATA[Bültenin bu sayısını yayına hazırlarken başını SDP MYK üyesi İlker Aktükün’ün çektiği bir grup arkadaşımızın Birlik Grubu’ndan ayrılmaya karar verdiklerini öğrendik. Arkadaşlarla aramızda birkaç konuda tartışma vardı.Aynı konuları partiyle ve partiyi yöneten arkadaşlarla da tartışıyoruz. Bunların ne olduğu kolayca tahmin edilebilir.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=38&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal"><span>Bültenin bu sayısını yayına hazırlarken başını <strong>SDP MYK </strong>üyesi <strong>İlker Aktükün</strong>’ün çektiği bir grup arkadaşımızın Birlik Grubu’ndan ayrılmaya karar verdiklerini öğrendik. Arkadaşlarla aramızda birkaç konuda tartışma vardı.Aynı konuları partiyle ve partiyi yöneten arkadaşlarla da tartışıyoruz. Bunların ne olduğu kolayca tahmin edilebilir.</span><span id="more-38"></span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ayrılan arkadaşlar, <strong>Hareket Grubu</strong>’nun SDP’den ayrılmasıyla başlayan yeni <strong>“hızlandırılmış”</strong> dönemde, <strong>partinin en nihayet liyakatli bir yönetime kavuştuğuna inanıyorlar</strong>. SDP’nin sergilediği performansı tatmin edici buluyorlar. Biz, SDP’nin kurulduğu günden bugüne değin yaşananları hatırladığımızda tam askine SDP’nin artık <strong>alarm zilleri çalmaya başladığını</strong> düşünüyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>3 Kasım’da SDP’ye tarihsel bir fırsat verildi.</strong> SDP tarihsel koşulların ve devrimci yurtsever Kürt liderliğinin biraz da vefa duygusuyla kendisine açtığı <strong>‘kredi’</strong>yi kullanmayı, blok’un çimentosu, birliğin adresi, solun ortak sesi olmayı, başarabilseydi seçim sürecinden <em>-mesela eski ÖDP’yi aratmayan-</em> bir parti çıkarmak işten değildi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tabanı Kürtlerle diyalog kurmakta güçlük çeken <strong>EMEP</strong> bile süreçten büyük kazanımlarla çıktı. <strong>SDP seçim-savaş-tecrit sürecinden nasıl çıktı? </strong>Blok’un üç ana bileşeninden biri olan partinin 1 Mayıs’taki korteji herşeyi söze gerek bırakmayacak kadar açığa kavuşturuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Artık gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. SDP bu tarihsel süreçte üzerine düşen tarihsel görevleri yerine getiremiyor. Büyük oranda bu görevlerin ne olduğunun bile bilincinde değil. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP böyle devam ederse Blok’a dahil olmakla elde ettiği avantajların tümünü kaybedecek, sosyalist solun çoğulcu partisi olmaktan çıkıp bir sekte dönüşecek. Biz bunu istemiyoruz. Buna izin vermemeye de kararlıyız.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP’nin seçim pratiği büyük oranda DEHAP&#8217;lılarla Kürt ailelerini ziyaret etme faaliyetiyle sınırlı kaldığı, bu dönemde <strong>Birlik</strong> olarak biz, Bostancı’da, Beşiktaş’ta, Adalarda, Mihri Belli kampanyasıyla 1. Bölgede, savaş-tecrit sürecinde <strong>Kadıköy Demokrasi Platformu</strong>’nda elimizden geleni yapmaya çalıştık. Üzülerek söyleyelim bunu çoğu zaman SDP’ye rağmen, SDP’yle didişe didişe yapmak zorunda kaldık. Ayrılan arkadaşların önemli bölümü bu faaliyetlerin dışında kalmıştı, bu onlarla aramızdaki açıyı daha da büyüttü. Nihayetinde <strong>“merkez”</strong>i tercih ettiler.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ama SDP kabuk değiştirecektir. Politik söylemini ve pratiğini tazeleyecek, derinleştirecek, emekçileşecek, kadınlaşacak, gençleşecektir. Bu mutlaka olacaktır. Biz SDP’yi devrimci bir kitle partisi olarak yeniden inşa etmek için çabalamaya kararlıyız. Öyleyse <strong>“daha çok çalışacağız”.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/38/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/38/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/38/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/38/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/38/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=38&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/birlikte-tartismalar-daha-calisacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bush&#8217;un &#8216;Önleyici Vuruş&#8217; Stratejisi ya da: Puşt Doktrini*</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/bushun-onleyici-vurus-stratejisi-ya-da-pust-doktrini/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/bushun-onleyici-vurus-stratejisi-ya-da-pust-doktrini/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2003 21:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/bushun-onleyici-vurus-stratejisi-ya-da-pust-doktrini/</guid>
		<description><![CDATA[Irak Savaşı sürecinde daha önce rastlanmadık ölçüde ve boyutta uluslararası bir savaş karşıtı hareketin ortaya çıkması yüz milyonların benzer kaygıyı paylaştığını gösteriyor. Bugün Amerikan saldırganlığının durdurulması için mücadele etmek, gelecek kuşakların hayatı ve üzerinde yaşacakları gezegenin selameti için mücadele etmek anlamına gelir. Ertelenemez bir görevdir. İnsanlığa karşı sorumluluk hisseden hiç kimsenin kaçınamayacağı bir görevdir.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=35&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal"><span><strong>Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi, bütün bölgede büyük altüst oluşlara yol açacak bir süreci başlattı.</strong> Şimdi hedefte <strong>Suriye</strong> ve <strong>İran </strong>var. Bush’un <strong>“yol haritası”</strong> bu kadarla da sınırlı değil.<strong> Ortadoğu’nun, ABD’nin çıkarları doğrultusunda bütünüyle yeniden şekillendirilmesi amaçlanıyor.</strong></span><span id="more-35"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bush doktrinin <strong>11 Eylül</strong> ertesinde gündeme gelmesi, bunun 11 Eylül’ün sonucu olarak ortaya çıktığı yanılsamasına yol açıyor. Gerçek daha derinde. Şu an ABD’yi yöneten gerici klik, <strong>“önleyici savaş”</strong> stratejisinin temellerini daha 90’larda, <strong>Berlin Duvarı</strong>’nın çöküşünün gürültüsü eşliğinde ve <strong>Birinci Körfez Savaşı</strong> sırasında attı. <strong>Cheney, Wolfowitz, Rumsfeld, Perle</strong> gibi <strong>“şahinler” </strong>&#8216;Baba Bush’un döneminde de karar verici noktalardaydılar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Zamanın Savunma Bakanı Cheney, Müsteşarı Wolfowitz’i, <strong>“SSCB’nin çöküşünün ardından ortaya çıkan duruma uygun bir doktrin”</strong> hazırlamakla görevlendirmişti. Wolfowitz <strong>Savunma Planlama Kılavuzu</strong> başlıklı bir belge hazırladı. <strong>“ABD &#8216;nin Sovyetler Birliği &#8216;nin çöküşünün ardından ele geçirmiş olduğu <em>&#8216;tek süper güç&#8217;</em> olma imtiyazını ve statüsünü muhafaza etmek, başlıca amaçtır&#8230;&#8221;</strong> şeklinde amacını açıkça ortaya koyan bu <strong>‘Kılavuz’</strong>da <strong>“Bush Konsepti”</strong>nin özünü bulmak mümkün. Wolfowitz orada ABD’nin <strong>“yeni güç merkezleri oluşturma teşebbüslerini engellemek ve muhtemel rakipler daha büyük roller oynamaya heveslenmeden caydırmak”</strong> için <strong>“gerektiğinde tek başına harekete geçmekten kaçınmayacak”</strong> bir kararlılıkla askeri güce dayanmak gerektiğini savunuyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Baba Bush, Başkanlık seçimini kaybedince bu çete de gözden düşer gibi oldu ama hiç boş durmadı. Gerici Hıristiyan tarikatlarının, Siyonist lobilerin, petrol ve silah tekellerinin desteği arkalarındaydı. Irak’a saldırması için <strong>Clinton</strong>’a açık mektuplar yazdılar, <strong>Monica Lewinsky</strong> skandalları tertiplediler ve en sonunda <strong>Florida</strong>’nın <strong>“hamile ve gamzeli”</strong> oylarına dayanarak iktidarı ele aldılar. Gecikmeli de olsa harekat planlarını uygulamaya koydular. 11 Eylül eylemi kimler tarafından gerçekleştirilmiş olursa olsun, Bush çetesinin işine yaradı, Perle ve Wolfowitz gibileri planlarını hayata geçirmek için son derece uygun bir ortam buldular. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Wolfowitz’e göre çok dinli, çok mezhepli, çok etnisiteli Irak Ortadoğu’yu karıştırmak için en uygun başlangıç noktasıydı. Irak’ın çöküşünün <strong>“tersine domino etkisi”</strong> gerçekleştirerek, bütün bölgeyi etkileyeceğini ileri sürüyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bush’un <strong>“önleyici savaşı”</strong> terörizme ya da Afganistan gibi Irak gibi dünyanın en yoksul ülkelerine karşı geliştirilmiş bir doktrin olmaktan çok özü itibarıyla <strong>“yeni güç merkezleri oluşturma hevesi”</strong> ve potansiyeli taşıyan, ABD’nin tek süper güç olma konumunu sarsabilecek ülkelere karşı geliştirilmiş bir doktrindir. Irak’ın işgali, özü itibarıyla ABD ile AB, Japonya, Çin, Rusya gibi büyük güçler arasında sürmekte olan <strong>“büyük satranç oyunu”</strong>nda bir hamledir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ortadoğu petrolünün ve dağıtım hatlarının ABD denetimine geçmesi OPEC’in petrol fiyatları üzerindeki belirleyici konumunu sona erdirecek. Modern kapitalizmin kanı olarak tanımlanan petrolü ve onun dolaşımının denetimini eline geçiren ABD, dünya kapitalizmi üzerindeki hegemon konumunun sürmesini bu yolla garantiye alacak. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>20. Yüzyıldaki iki dünya savaşının nedeni emperyalist güçler arasındaki bu rekabetti. O zaman dünyanın imparatoru <em>-kendisiyle <strong>‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ </strong>diye övünüyordu-</em> <strong>İngiltere</strong>’ydi. O da sanayisi ve ekonomisi kendisinden daha güçlü rakiplerin varlığına karşın üstün konumunu büyük ölçüde askeri gücüne yaslanarak koruyordu. Rekabetin ana aktörleri yaşlı Avrupa’daydılar ve iki büyük savaşa tutuşarak birbirlerinin güçlerini tükettiler. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kıta Avrupasında silahlarla sürdürülen rekabet ABD’yi öne çıkardı ve ABD iki dünya savaşının ertesinde <strong>tek büyük emperyalist güç</strong> olarak kaldı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>II. Savaş ertesinde BM’den IMF’ye her alanda ABD’nin belirleyici olduğu bir yapı şekillendi. ABD yaşlı Avrupa’nın harap olmuş ve sosyal devrim korkusuyla tir tir titreyen emperyalistlerini, <strong>SSCB</strong> ile <strong>‘soğuk savaş’</strong> doktrini ideolojik ve politik olarak da arkasına topladı. Sonuç olarak bu doktrin belli bir ölçüde işe yaradı, SSCB’nin silahlanma yarışına zorlanması, emperyalist kuşatmanın sonucu olarak çıkmış <strong>“içten çürüme”</strong> sürecini hızlandırdı ve sonunda Rusyayı çöküşe sürükledi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ancak ABD’nin hegemon konumu çökmüş emperyalist ülkelerin yeniden toparlanma sürecine girmesiyle çoktan sarsılmaya başlamıştı. Emperyalist rekabeti ekonomik, siyasi ve askeri olarak üç düzeye ayırırsak tek kutuplu askeri yapıya rağmen, siyasi düzeyde ve özellikle ekonomik düzeyde gerçekte çok kutuplu yapı en baştan beri gerçeklikti. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ekonominin basit bir kuralı vardır, sermaye üretken yatırımlara yöneldiği ölçüde yoğunlaşır. Silaha yatırılan sermaye uzun vadede bir bütün olarak sermaye birikim sürecine zarar verir. Ve o ekonomiyi emperyalistler arası ekonomik rekabette dezavantajlı konuma sürükler. 20. Yüzyılda da gerçekleşen buydu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu noktada durup, yukarda sorduğumuz soruyu yeniden hatırlayabiliriz: <strong>Savaşın suçlusu tek başına Bush ve şürekası mıdır?</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gerici-Cumhuriyetçi kliğin teorisyenlerinden <strong>Robert Kagan</strong>, kendilerinin rolünü sorgulayanlara <strong>Vietnam Savaşını </strong>hatırlatıyor: <strong>“Vietnam Savaşı üç veya dört kişinin kafasından çıkan düşünce değildi.”</strong> diyor ve ekliyor: <strong>“Bu tüm dünya hakkında düşünmenin bir ürünüydü. Bu iyi veya kötü, çevreleme politikasının mantıki bir sonucuydu. Elit entelektüel sınıfın elinde olan Amerika’nın Vietnam politikasını desteklemenin genişliği ve derinliği muazzamdı: Basın, hükümet, politika arkasındaydı. Bunların Bundys veya Rostow’un fikirleri olduğunu ileri sürmeyelim. Bu ulusal bir konsensüsün eseriydi.”</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Wolfowitz gibiler meşruiyet kaynaklarını ABD’nin hegemon pozisyonunu kaybetmesinden duyulan ve son tahlilde egemen sınıfın tümünün paylaştığı korkudan aldılar. Demokratların iktidarda olduğu dönemde gerilemeyi askeri güce dayanarak geciktirme çabaları daha ihtiyatlı bir şekilde sürdürüldü. Cumhuriyetçiler Clinton’u yeterince kararlı olmamakla suçladılar. Oğul Bush işbaşına gelir gelmez kendi <strong>‘radikal’</strong> hareket planını uygulamaya geçti. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sonuç olarak Irak Savaşı ile birlikte emperyalistler arası rekabette yeni bir sürece girilmiş oldu. 20. yüzyılı hatırlayanlar emperyalist rekabetin insanlığa ve mazlum halklara nelere mal olduğunu hatırlayarak kaygılanıyor. Bu sonuçları dünya savaşına kadar uzanabilecek tehlikeli bir süreçtir. Sadece Ortadoğu değil, bir bütün olarak dünya Amerikan saldırganlığının tehdidi altındadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Irak Savaşı sürecinde daha önce rastlanmadık ölçüde ve boyutta uluslararası bir savaş karşıtı hareketin ortaya çıkması yüz milyonların benzer kaygıyı paylaştığını gösteriyor. Bugün Amerikan saldırganlığının durdurulması için mücadele etmek, gelecek kuşakların hayatı ve üzerinde yaşacakları gezegenin selameti için mücadele etmek anlamına gelir. Ertelenemez bir görevdir. İnsanlığa karşı sorumluluk hisseden hiç kimsenin kaçınamayacağı bir görevdir.</span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003</p>
<p class="MsoNormal"><span><em>*<strong>”Hoşt Amerika, Puşt Amerika”</strong> diyerek meselenin özünü 30 yıl önce ortaya koyan Aşık Mahzuni Şerif’i anarak, sevgiyle (Not: Mahsuni Şerif Bülten&#8217;in yayınlandığı günlerde vefat etmişti)</em></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/35/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/35/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/35/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/35/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/35/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/35/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/35/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/35/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/35/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/35/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/35/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/35/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=35&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/bushun-onleyici-vurus-stratejisi-ya-da-pust-doktrini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kardeşlik İçin Genel Af!</title>
		<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/</link>
		<comments>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2003 21:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[3 Kasım Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Emek Barış ve Demokrasi Bloku]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa ve Emperyalizme Karşı Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/</guid>
		<description><![CDATA[<strong>Türkiye bir karar anına geldi.</strong> Irak Savaşıyla başlayan süreç, Kürt sorununa <strong>“Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını inkar ederek”</strong> yaklaşan resmi ideolojinin sonunu getirdi. <strong>“İnkar ve çözümsüzlükte”</strong> ısrar artık Türkiye’ye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=34&subd=sabirlik&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Türkiye bir karar anına geldi.</strong> Irak Savaşıyla başlayan süreç, Kürt sorununa <strong>“Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını inkar ederek”</strong> yaklaşan resmi ideolojinin sonunu getirdi. <strong>“İnkar ve çözümsüzlükte”</strong> ısrar artık Türkiye’ye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.</p>
<p><span id="more-34"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye ya çözümsüzlükte ısrar edecek, şövenizme, emperyalizme ve yayılmacılığa teslim olacak, çürüyerek parçalanacaktır. Ya da Kürt sorununa adil ve kalıcı bir çözüm geliştirerek yepyeni ve pırıl pırıl bir geleceğin kapısını açacaktır. Türkiye’nin vereceği karar budur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Çözümsüzlükte ısrar, bölgeyi istikrarsızlaştırarak sömürgeleştirme savaşında emperyalistlerin silahına kurşun sürmek anlamına gelecektir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD’nin bölgeye ilişkin planları kapsamlıdır. Aslında <strong>Ortadoğu Savaşı</strong>, Amerikan imparatorluğunun dünyayı hakimiyeti altında tutmak, AB ve Japonya gibi diğer emperyalist güçlerle sürdürdüğü rekabetteki gerileyişini silah gücüne dayanarak geciktirmek amacıyla sürdürdüğü büyük savaşın sadece bir cephesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Irak’ın işgali daha şimdiden bölgedeki bütün dengeleri değiştirdi. ABD, Ortadoğu’yu yeniden işgal savaşında hamle yaptıkça bütün statüko tuzla buz olacaktır. Süreci okuyamayan, sürece uygun hazırlık yapmayan ülkeler bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Baas diktatörlüğünün Irak’ı düşürdüğü aciz durum ve Vietnam ve Küba halklarının vatan savunmasını zaferle taçlandırması ve bizim kurtuluş savaşımız herkese ders olmalıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Anti-demokratik yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürecektir.</strong> Çözümsüzlükte ısrar emperyalist provokasyonların kolayca tertiplenmesine ve amacına ulaşmasına zemin hazırlayacaktır. İnkarcı yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin bölgenin bölünüp parçalanarak ve istikrarsızlaştırılarak teslim alınması politikalarının başarıya ulaşmasını sağlayacaktır. Demokrasi yolu tutulmazsa 21. yüzyıl bütün bir bölge için ve dünya için kara bir yüzyıl olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Tarihsel görev Türkiye’de!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye bölgenin en kritik ülkelerinden biridir.</strong> Türkiye, paradoksal biçimde bir yandan Kürtlere yönelik en katı yaklaşıma sahip bölge ülkesiyken, bir yandan da çözüme en yakın ülke durumundadır. Büyük ölçüde vesayet altında da olsa demokratik bir zemin vardır. Bölgenin en güçlü ve deneyimli emek hareketi Türkiye’dedir. Onca badireye ve tecride rağmen solun etkinliği kırılamamıştır. Her şeyden önemlisi Kürt demokratik muhalefetinin savunduğu <strong>“ortak vatan demokratik cumhuriyet” </strong>perspektifi, Türkiye çözümü arayışı Türkiye’nin en büyük şansıdır. Adil bir barış ve kalıcı bir kardeşlik için gereken her şeye sahibiz. Türkiye adım atma cesaretini göstermeli, kendi makus kaderini yenmelidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye kendi Kürt sorununu adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturmakla, sadece kendisine değil, hem bütün bölgeye, hem de bütün bir dünyaya çok büyük bir iyilik yapacaktır.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sorunun çözümü dünyanın tümü için büyük bir iyilik olacaktır. Türk-Kürt Barışması Amerikan emperyalizminin bölgeye ilişkin bütün planlarını alt üst edecektir. Amerikan saldırganlığı durdurulacaktır. Bu Türklerin ve Kürtlerin uygarlığa ve insanlığa en büyük hizmeti olacaktır. Türkleri ve Kürtleri dünya halklarının gözünde onurlu bir yere taşıyacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye kendi Kürtleri ile barışmalı, Irak Kürtleriyle dostça ilişkiler kurmalıdır</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye’nin bölünme korkusundan kurtularak Kürt sorununa çözüm bulması bölgede barışın tesis edilmesi için büyük bir adım olacaktır. Kendi Kürtleriyle barışan Türkiye bütün bölge Kürtlerinin dostluğunu kazanacaktır. Bölge ülkeleri Kürtleri tehdit unsuru olarak gören yaklaşımları aştığında, sadece ABD değil, Kürtleri ABD’nin yedeğine takmaya çalışan<strong> “ilkel milliyetçilik”</strong> denen çizgi de güç kaybedecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bugün Kürt hareketi içinde belli başlı iki akım çatışma halindedir. Bir yanda <strong>‘ilkel milliyetçiliği”</strong> işbirlikçilikle bağdaştıran akım. Diğer yanda halklar arasında demokrasi zeminde gönüllü birliği hedefleyen akım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İlkel milliyetçilik bir teslimiyet ve işbirlikçilik çizgisi olarak Washington şahinleri tarafından tehdit yoluyla dayatılıyor. ABD Kürtlerin koruyucu meleği rolüne soyunmuştur. Bunu ciddiye alıp güneyde Kürtlere tanınan bazı sınırlı haklarla yetinip işbirlikçiliğe soyunmak bizi önünde sonunda ABD’nin Ortadoğu halklarına karşı sürdürdüğü savaşın paralı askeri durumuna düşürür. Bu çizgiye karşı kesin tavır almak zorundayız. Geçmişte Kürt halkının uğradığı zulüm ABD işbirlikçiliğinin mazereti olarak kabul edilemez.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu çizginin karşısında Ortadoğu halklarının arasında demokraside gönüllü birlik çizgisi var. Bu çizginin güçlenmesi ABD emperyalizminin başlıca silahının elinden alınması anlamına gelecektir. Anadolu’da demokrasi geliştiği zaman, bölgedeki ABD tezgahı bozguna uğrayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Ne ABD, ne AB Türkiye’nin geleceği Türk-Kürt Kardeşliğinde</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorununu hakça ve kalıcı bir çözüme kavuşturmak Türkiye’nin kendisine yapabileceği en büyük iyilik olacaktır. Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin önünde ABD ya da AB seçeneğinin olduğuna inanmamızı istiyorlar. Hiçbir emperyalist Blok’un güdümüne girmek zorunda değiliz. Türkiye’nin geleceği bunlardan birinin yanında yer almaktan değil, Kürt ve Türk kardeşliğini tesis etmekten geçiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bölgemizin tarihinin açıkça gösterdiği gibi Türkleri Kürtlerden ayrı düşünmek mümkün değildir, bu iki halkın kaderleri ortaktır. Bunun son örneği Kurtuluş Savaşımızdır. 1920’lerde iki halkın eşitlik temeli üzerinde gönüllü birliği kuruldu ve bu stratejik ittifak sayesinde emperyalistlerin planları bozuldu.</span><span>  </span>Şövenizmin kör edici peçesini yırtıp görmemiz gereken tarihi gerçekler bunlardır. Bölgenin diğer kesimlerinde yaşayan Kürtleri de kapsayacak şekilde Kürt-Türk kardeşliğini yeniden ve kalıcı bir biçimde tesis edebilirsek sadece sorunları çözmüş olmakla kalmaz, Türkiye’nin önünde tertemiz ve umut dolu bir gelecek açabiliriz. Türkiye’nin ekonomisi de düze çıkar, toplum hayatı da temizlenir.</p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Kalıcı barışı ve Demokrasiyi kazanmanın ön koşulu eşit haklılık temelinde gönüllü birliktir, Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de istedikleri gibi yaşama hakkına sahip olmalarıdır.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ancak böyle bir eşit haklılık geçmişte kader birliği yapmış bu iki öznenin gönüllü birliğinin önünü açabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Mağdurlara özgürlük çetelere yargılama</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorununun kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi adil bir çözüm geliştirilmesine doğrudan bağlıdır. Şu temel adımlar atılmaksızın adil bir çözüm sağlanamaz:</span></p>
<ul>
<li><span><strong>Ayrımsız ve şartsız genel af ilan edilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Susurluk çetesi başta olmak üzere bütün çeteler dağıtılmalı, “özel savaş” politikasını gündeme getirenler ve uygulayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.</strong></span></li>
<li><span><strong>DEHAP’ın üzerindeki baskılar sona erdirilmeli, örgütlenme özgürlüğü teminat altına alınmalı, siyasi yasaklar kaldırılmalı, ayrımsız biçimde tüm yurttaşların siyasete katılma kanalları açılmalıdır.</strong></span></li>
<li><span><strong>OHAL uygulaması bütünüyle kaldırılmalı, 15 yıllık çatışma döneminde mağdur edilenlerin zararları tazmin ve tamir edilmeli, boşaltılan ve tahrip edilen köyler yeniden imar edilmeli, köyüne geri dönmek isteyenlere destek olmak için kaynak ayrılmalıdır. Kürdü, Kürdü kullanarak etkisizleştirme, Kürdü Kürde düşürme çarpık mantığının ürünü olan Koruculuk düzeni lağv edilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Kürtlerin kimlik, kültür, dil ve folklorlarını koruma, geliştirebilmelerine, kendi dillerinde eğitim görmelerine, tüm medya olanaklarından özgürce yararlanabilmelerine olanak tanınmalı, yasaklar ve fiili engeller sona erdirilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Bir cunta dayatması olan 1982 Anayasası yerine demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan, Kürtlerin Cumhuriyet&#8217;in asli unsuru olduğunu güvenceye alan bir Anayasa yürürlüğe konulmalıdır.</strong> </span></li>
</ul>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Çözümün sağlanmasında emek güçlerine ve sol güçlere büyük rol düşüyor.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Statükocu güçlerin bir çözüm geliştirmesini beklemek hayal olur. Şimdi emekçi hareketimiz ve demokratik kamuoyumuz Kürt sorununun eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümü için inisiyatif göstermelidir. Kürdün hakkını aldığı bir ülke emekçinin hakkını daha kolay alabildiği bir ülke olacaktır. Aynı zamanda bu, 12 eylül hukukunu ortadan kaldırmanın önündeki en büyük engelin sonu demektir. İnsan haklarının tastamam tanınması, sendikal hakların genişletilmesi, düşünce, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünün, genel grev hakkının elde edilmesi Türkiye&#8217;nin <strong>&#8220;bölücü terör&#8221;</strong> umacısından kurtulmasına da bağlıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Acil görev: Barış, Kardeşlik ve Bağımsızlık için birleşik bir mücadele sürdürmek emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek bir cephe inşa etmek.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3 Kasım seçimlerinin hemen öncesinde kurulan <strong>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku</strong>’nun tarihsel önemi Irak Savaşı’nın ardından daha belirginleşiyor. Blok, halkların birlikte yaşama isteğinin somutlanmasıydı. Bir seçim Bloku olmanın ötesinde anlamı vardı.</span><span>  </span>Türk ve Kürt emekçilerini ve onların siyasi temsilcilerini bir araya getiren Blok <strong>“kardeşliğin laboratuarı”</strong> oldu.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku Türkiye çapında kitlesel bir seçenek haline gelme potansiyellerine sahiptir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong> Şimdi acil görevimiz emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek geniş bir cephe inşa etmektir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu cephe yeni ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir ülkenin müjdecisi olacaktır.</span><span>  </span>Namaz kılanla kılmayan, Kürtle Türk, Aleviyle Sünni bu cephede yanyana gelecektir.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Emekçiler, kadınlar, gençler, engelliler Barış Kardeşlik ve Bağımsızlık için omuz omuza verecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/sabirlik.wordpress.com/34/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/sabirlik.wordpress.com/34/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sabirlik.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sabirlik.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sabirlik.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sabirlik.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sabirlik.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sabirlik.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sabirlik.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sabirlik.wordpress.com/34/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sabirlik.wordpress.com/34/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sabirlik.wordpress.com/34/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sabirlik.wordpress.com&blog=388936&post=34&subd=sabirlik&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b651dc47e4edb8a04f95e559f1d6c9b9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sabirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>